4
Oca

Y Sözlüğü (Deyim)

   Yazan:

Kategori Deyimler Sözlüğü

Sponsorlu Ba?lant?lar

Yabana atmak (bir şeyi) : Onu önemsememek, önemsiz görmek.
Ya bu deveyi gütmeli, ya bu diyardan gitmeli: “Ya buranın koşulları­na uyup çalışırsın ya da buradan gidersin.” anlamında, tehdit yollu söylenir.
Ya dayak (sopa) yememiş, ya sayı bilmiyor: Özellikle parayla ilgili bir konuda aşın bir görüş belirten kimsenin bu durumu için söylenir.
Ya devlet başa, ya kuzgun leşe : “Öyle bir işe girişiyorum ki ya başa­rırım ya da yok olur giderim.” anlamında.
Yağ bağlamak : -1. Semirmek, şişmanlamak. -2. İçi rahatlamak, sevin­mek.
Yağcılık etmek (birine) : Ona dalkavukluk etmek, onun hoşuna gide­cek sözler söylemek:
Yağ çekmek (birine): Çıkan İçin karşısındakine hep güzel şeyler söy­lemek, onu pohpohlamak.
Yağ döksen yalanır : Çok temiz, tertemiz bir (yer).
Yağ gibi kaymak (gitmek) : (Taşıt, araba) Aksamadan, sarsılmadan hızla gitmek.
Yağlayıp ballamak : Abartılı biçimde-anlatarak övmek.
Yağlı balfı olmak (biriyle): Onunla ilişkileri çok iyi olmak (Kars. Arala­rından su sızmamak.)
Yağlt kapı: Çalıştırdığı kişilere hak ettiğinden çok para veren, maddi yardımda bulunan aile ya da kuruluş.
Yağlı kuyruk: Kolay ve bol kazanç sağlanabilecek kişi ya da yer.
Yağlı müşteri: Para harcamaktan çekinmeyen, çok alışveriş yapan müşteri.
Yağma gitmek: Bir şey çok alıcı bulmak, çok satılmak
Yağma Hasana’ın böreği: Hakkı olmayan kişilerin bile üşüşüp yarar­landıkları şey için kullanılır.
Yağma yok : “öyle şey olmaz, öyle yapamazsın, kimse razı olmaz, anlamında.
Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak : Güç bir durumdan kurtula­yım derken daha kötüsüyle karşılaşmak.
Yağ tulumu : (Şaka yollu) Çok şişman kimse. .
Ya yerrû ya merrü : Tehlikeli, zor bir işi yaparken her şeyi göze ala­rak, ‘Ne olursa otsun.” diye düşünüp karar vererek.
Yahudi pazarlığı: Alta ile sabanın kendi akarlarının düşünerek kıyası­ya yaptığı, çekişmeli pazarlık
Ya huyundan ya suyundan : ‘Az ya da çok, şöyle ya da böyte çevre­sindekilerden, ilişkisi olanlardan etkilendiği bir gerçek.” anlamında.
Yaka bir tarafta, paça bir tarafta: Kılığı kıyafeti dağınık ve düzensiz kimsenin bu durumu için söylenir.
Yaka paça: Onu hiç itiraz dinlemeden, zorla; apar topar.
Yakası açılmadık : Kimsenin bilip kullanmadığı (küfür, açık saçık söz).
Yakasına asılmak (sarılmak, yapışmak) : Hesap sormak ya da istedi­ğini almak için bir kimseyi sürekli rahatsız ötmek. (Kars. Ensesine yapışmak.)
Yakasını bırakmamak : İstediğini alıncaya dek ısrar etmek; peşini bı­rakmamak.
Yakasını kaptırmak (bir şeye, birine): Kendisini bir şeyden, bir kim­seden kurtaramamak.
Yakasını kurtarmak (bir şeyden, bîrinden) : Kötü bir işten ya da sıkı a bir kimseden kurtulmak.
Yaka silkmek (birinden): Ondan bıkıp usanmak, yakınmak, şikâyet etmek.
Yakayı ele vermek : Kaçamayıp yakalanmak, ele geçmek.
Yakayı kurtarmak (sıyrılmak): İstemediği halde bulunduğu bir yer­den, tehlikeli bir isten, yapışkan birinden kurtulmak.
Yakışık almak .(almamak) : Bir davranış yerinde bir şey olmak (olma­mak), uygun düşmek (düşmemek).
Yalan atmak (kıvırmak) : Yalan söylemek.
Yalancı çıkmak: -1. İstemeyerek, bilmeyerek yalan söylemiş olmak, ya da verdiği sözü tutamamak -2. Yalancılığı ortaya çıkmak.
Yalancı pehlivan : (Alay yollu) Kendini büyük işler başaracakmış gibi gösteren ama hiçbir iş yapmayan (kimse).
Yalan çıkmak : Bir haberin , sözün yalan olduğu anlaşılmak.
Yalancısı olmak (birinin) : Bir yalanı başkasından duyarak söylemiş olmak.
Yalan dolan : Yalan, dalavere, hile.
Yalan dünya : Geçici, ölümlü dünya ; bu dünya.
Yalan kıvırmak : bk. Yalan atmak.
Yalan yanlış : Gerçekle ilgisi olmayan, yanlış bilgilerle dolu.
Yalan yere yemin etmek : Yalanı yeminle pekiştirmek
Yalınayak başı kabak : Üstte başka bir şey olmadan, çok perişan bir kılıkta.
Yalpa vurmak: Sağa sola sallanarak yürümek.
Yalvarıp yakarmak: Çok yalvarmak.
Yalvar yakar olmak : Çok yalvarmak.
Yama gibi durmak : Bulunduğu yere hiç uygun olmamak, eklendiği belli olmak, sırıtmak
Yama küçük ama delik büyük: “İhtiyaç ya da zarar çok, ama bunu karşılayacak olanaklar az.” anlamında.
Yamalı bohça : Birbirine uymayan, tutarsız, uyarsız.
Yama vurmak : Delik, yırtık bir şeyi yama ile Onarmak
Yana çıkmak (birinden) : Ona desteklemek; onun tarafından çıkmak, ona arka çıkmak
Yanağından kan damlamak : Çok sağlıklı olduğu yüzünün renginden anlaşılmak; yüzünden kan damlamak.
Yan bakmak (birine): Ona kötü amaçlarla bakmak, onun hakkında kötü düşünmek
Yan basmak (bir işte) : -1. Aldanmak -2. Kaypak davranmak, Oyun­bozanlık etmek
Yan çizmek : Bir işi yapmaktan kaçınmak
Yandan çarklı: -1. Kollarını çok sallayarak ya da bir omzu düşük ola­rak yürüyen (kimse). -2. Şekeri yanına konmuş (kahve). -3. Çok ağır giden taşıt.
Yandım Allah çağırmak : Çok sıkıntılı durumda olmak.
Yan gelip yatmak: Yapılması gereken işleri bırakarak rahatına bak­mak.
Yangına körükle gitmek : -1. Olumsuz bir durumu daha da abartmak. -2. Kışkırtıcı bir tutum takınmak
Yangından mal kaçırır gibi: Telaşla, ivedilikle ve herkesten gizleme­ye çalışarak; gümrükten mal kaçırır gibi.
Yangın yerine dönmek (bir yer) : Orası karmakarışık, dağınık bir du­ruma gelmek.
Yan gözle (bakmak) : Sezdirmeden, göz ucuyla (bakmak).
Yanı başında : Çok yakınında.
Yanık ses : İçe dokunan, dokunaklı ses.
Yanına bırakmamak (koymamak) (birinin, bir davranışını) : Birinin ters bir davranışına muhakkak cevap vermek, ondan öç almak iste­mek.
Yanına (kâr) kalmak: Yaptığı kötülükler cezasız kalmak, kendisinden öç alınmamak
Yanına (salavatla) varılmaz: -1. Çok pahalı olan. -2. Öikeli, ters (in­san).
Yanından bile geçmemiş : O şeyle hiçbir ilgisi, benzerliği yok.’
mında.
Yanıp tutuşmak (biri, bir fay için): -1. Bîrini ya da bir ş«yi çok
sevmek. -2. Bir şayi alda etmek iğin çabalamak, alda edarne
de çok üzülmek
Yanıp yakılmak : Sızlanmak, şikâyet etmek. Yanı sıra : Kendisiyle birlikte, yanında, berat»inde.
Yan tutmak : Taraflardan biini benimseyip desteklemek, tarafsız ka”
matnak; taraf tutmak.
Yan yan bakmak : Öfkeyle, düşmanca duygularla bakmak.
Yaprak dökümü : -1. Sonbahar. -2. Yakından tanıdıklarımızın kısa süreli aralıklarla ölmeleri olayı. -3. Ailenin dağılması. Yaptığı hayır ürküttüğü kurbağaya değmemek: bk. Ettiği hayır ürküttüğü kurbağaya değmemek.
Yaradana sığınıp : Bütün gücünü toplayarak, olanca gücüyle.
Yarasını deşmek : Acısını tazelemek dertlerini anımsatarak üzülmek’
ne yol açmak.
Yaraya merhem olmak (bir şey) : O şey zamanla bir gereksinme/
karşılamak
Yaraya tuz biber ekmek : Acıyı sıkıntıyı artırıcı davranışta bulunmak.
Yar etmemek (birini, bîr şeyi birine): O şeyin, onun olmasına iz’n
vermemek.
Yarım ağız(la) : İstemeye istemeye, isteksiz bir biçimde.
Yarım akıllı: Aptal, sağlıklı düşünmeyen (kimse).
Yarım yamalak : Eksik, kusurlu, üstünkörü (biçimde).
Yarım porsiyon : Ufak tefek, çelimsiz (kimse). Yarından tezi yok: Gecikmeden, en kısa zamanda.
Yarın öbür gün : Yakın bir gelecekte.
Yarı yolda bırakmak (birini): -1. Ona yapılan yardımı, elverişsiz ve
zamanda kesmek. -2. Birlikte girişilen, yapılan bir işten, o iş henüz P1″
trilmeden ayrılmak.
Yâr olmamak (bir şey, biri, birine): O şey onun işine yaramam
hayrı dokunmamak
Ya sabır çekmek: Bir sıkıntıya, üzücü bir duruma tepki göstermem0*
ye çalışmak, buna katlanmak.
Yasak savmak (biri) (bîr şey): -1. Bir şeyi hatır için, gönülsüz olarak yapmak. -2. Bir şey, bir gereksinmeyi o an için karşılamak.
Yas tutmak : -1. Çok Ü2ülmek -2: Üzüldüğünü davranışlarıyla belli 0t”
mek; matem tutmak.
Yaşamınason vermek: -1. İntihar etmek kendini öldürmek; hayatına son vermek.-2. Kapatmak.
Yaşı benzemesin: “Bu onun gibi aynı yaşta ötmesin.” anlamında birin­den söz ederken kullanılır. ,
Yaşı ne başı ne? : O daha küçük bu işi yapmaya ne yaşı ne de tec­rübesi yeterlidir.” anlamında.
Yaşım başını almış (yaşh başlı): Oldukça ileri yaşta olan, olgunlaş­mış (kimse).
Yaş ilerlemek: Yaşlanmak, ihtiyarlamak. .
Yaşlı başlı: bk. Yaşını başını almış. ..-.:¦
Yaş tahtaya (yer«) basmak: Aldanmak, aldatılmak.
Yatağa bağlamak (hastalık, birini): Hastalık onu kalkamayacak denli etkilemek
Yatağa (yataklara) düşmek : Hasta olup yatmak yatak hastası ol­mak
Yatağına girmek: Biriyle cinsel ilişki kurmak
Yataklık etmek (birine) : Suçluyu gizlice barındırmak ona yardım et­mek
Yatak yorgan yatmak: Ağır hasta olmak; yorgan döşek yatmak.
Yatık kalkıp : Her zaman, hep.
Yatıp kalkmak (biriyle): -1. Orada barınmak -2. Onunla cinsel ilişki­de bulunmak
Yavaş gel (ol): ‘Abartma, o denli yüksekten atma!” anlamında uyan sözü.
Yavaştan almak : -1. Yumuşak davranmak; alttan almak. -2. İşi gere­ken süreden önce yapıp bitirme konusunda çaba harcamamak
Yaya kalmak: -1. İstediğini yapamaz duruma düşmek -2. Yardtmasız kalmak
Yaygarayı basmak (yaygara koparmak) : Bağırıp çağırmak
Yaz boz tahtasına çevirmek (bir şeyi) : Onunla ilgili birbirini tutma­yan kararlar almak
Yazık etmek (bir şeye, birine): Ona zarar vermek onun hiç bir işe yaramaz duruma gelmesine yol açmak
Yazık olmak (bir şeye, birine) : Ona zarar verilmek; boşa gitmek.
Yazıklar olsun : “Yaptığın bu şeyden ötürü seni şiddetle kınıyorum.’ an­lamında.
Yazıya dökmek (bir şeyi): Onu yazı ile anlatmak
Yedi düvelle barışık : Hemen herkesle çabuk dost dan, iyi geçinen (kimse).
Yediği naneye bak!: “Yaptığı şu ters, uygunsuz işe bak!” anlamında şaşma, öfke belirtir.
Yedi iklim dört bucak : Dünyanın her yanı.
Yedi kat yabancı: Akraba, hısım, tanıdık gibi yakınlığı bulunmayan (kimse).
Yedi kubbeli hamam kurmak: Gerçekleşmesi güç hayaller kurmak
Yedirip içirmek ; Beslemek; banndırmak.
Yedisinden yetmişine (yediden yetmişe) kadar: Büyük küçük her­kes.
Yeğ tutmak (bir şeyi, bir şeye): Onu dizelerinden üstün görmek, ter­cih etmek.
Ye kürküm ye!: “Bana gösterilen saygı kişiliğime değil de giyimime ve kuşamımadır.’ anlamında.
Yelkenleri suya indirmek : Direnmekten vazgeçip anlayışlı davranma­ya başlamak.
Yel yepelek (yeperek) yelken kürek : Büyük bir telaş ve çabuklukla.
Yemeden içmeden kesilmek: Üzüntü, korku, hastalık, heyecan vb. nedeniyle hiçbir şey yiyip içemez duruma gelmek.
Yemin etmek: -1. Kutsal bir şeyi tanık göstererek söz vermek (Kars. Ant içmek.) -2. Doğru olduğunu ileri sürmek. -3. Bir şeyi yapmaya kesin söz vermek.
Yemin etsem başım ağirmaz : “Sözünü ettiğim şeyin doğru, gerçek ol­duğuna hiç korkmadan yemin edebilirim.” anlamında.
Yemin içmek : bk. Ant İçmek.
Yemin vermek : bk. Ant vermek.
Yeni baştan : Yeniden, bir daha, baştan başlayarak.
Yenilir, yutulur gibi değil: -1. Yenilecek nitelikte olmayan (yiyecek). -2. Çok pahalı olan. -3. Onur kına, can sıkıcı (söz). -4. Kendisiyle ba­şa ctkılabilecek gibi olmayan (kimse).
Yeni yeni: Son zamanlarda.
Yer almak : -1 Bir topluluğun içinde bulunmak. -2. Aynlan yerde dur­mak. -3. Adı bir yerde geçmek.
Yer bulmak (biri) (birine) : -1. Bir kimse belirli bir işe girmek. -2. Bir’ kimseyi belirli bir işe sokmak.
Yer cücesi: Ufak tefek, sinsi, kurnaz kimse.
Yer demir, gök bakır: -1. “Başvurduğum yerlerin hiçbirinden gerekli yardımı göremedim.’ anlamında çaresizlik bildirir. -2. Çorak ve sıcak bir- yeri niteler.
Yerden bftme (yerden yapma): (Alay yollu) Çok kısa boylu (kimse).
Yerden göğe kadar : Pekçok, tamamıyle.
Yerden yere çalmak (vurmak) (birini, bir şeyi): -1. Onu hoş olma­yan sözlerle kötülemek, yermek. -2. Güreşte rakibini çok hırpalamak.
Yere bakan yürek yakan : (Alay yollu) Sessiz ve.yumuşak görünüp sinsice işler çeviren (kimse).
Yere bakmak : (Yaşlılar için) Ölümü yatan olmak.
Yere göğe koy(a)mamak (birini) : Onu nasıl memnun edeceğini bile­memek; ona çok önem vermek.
Yere sermek (birini): -1. Onu yenmek. -2. Onu vurup Öldürmek.
Yer etmek: -1. Bir şey bir yerde yerleşip kalmak, -2. Bir şey bir yerde iz bırakmak.
Yeri gelmek : Sırası gelmek, zamanı uygun olmak.
Yeri göğü birbirine katmak: Büyük bir heyecan, korku, telaş yarat­mak.
Yerinde duramamak: Sessiz ve hareketsiz duramamak, her an bir şeyler yapmak isteği içinde olmak.
Yerinden etmek (birini): Onun işini, sahip olduğu yeri yitirmesine ne­den olmak.
Yerinden olmak : İşini, sahip olduğu yeri yitirmek.
Yerinde olmak (birinin): Onun durumunda, konumunda bulunmak.
Yerinde saymak: Bulunduğu konumda herhangi bir gelişme, aşama gösterememek.
Yerinde yeller esmek: Yok olmak, ortadan kalkmak, kaybolmak.
Yerin dibine geçmek: Herhangi bir olumsuz durumdan ötürü çok utanmak, kimseye görünmek istememek
Yerine geçmek (biri) (bir şey): -1. Görevinden ayrılan bir kimsenin yerini doldurmak -2. Bir şey o anda bulunmayan jaşka bir şeyin ye­rine kullanılabilmek, onun görevini yapabilmek.
Yerine gelmek: -1. Daha önceki durumuna kavuşmak. -2. Gerçekleşti­rilmek, yapılmak.
Yerine getirmek (bir şeyi) : Onu yapmak, gerçekleştirmek.
Yerine koymak (onu, bir şey, bir kimse): Ona, söz konusu şey, kim­se gözüyle bakmak, onu herhangi bir şey, kimse saymak.
Yerini doldurmak : -1. Görevini gereği gibi ysprhakl -2. Birimle, o’isj daha önce yapan kimse kadar başarılı olmak
Yerini tutmak : -1. Bit görevi, İşi Öteki kimse kadar başarılı biçimde ya­pabilmek -2. Bir $ay başka bir şeyin yaptığı görevi yapabilecek du­rumda olmak
Yeri olmak: -1. Uygun olmak -2. Sırası, zamanruygun olmak.
Yeri öpmek : (Alay yollu) Yere düşmek.
Devamı

Diğer Harfler

A, B, Ç-C, D, E, F, G, H, I-İ, J, K, L, M, N, O-Ö, P, R, S-Ş, T, U-Ü, V, Y, Z

Di?er Sayfalar: 1 2

Etiketler:

04 Ocak 2009, 12:09 tarihinde Deyimler Sözlüğü kategorisinde yayımlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak istiyorsanız RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

>