S-Ş Sözlüğü (Deyim)

21 Şubat 2009 tarihinde tarafından eklendi.

S

Saati saatine : Tam zamanında, na onca, ne sonra.
Saati saatine uymamak : Durumu, tavırları sık sık değişmek bir öyle böyle olmak; bir saati bir saatine uymamak.
Saat tutmak : Bir işe başlama saatini aynntyîa saptamak ve bitinceye kadar geçecek zamanı belirlemek için sürekti olarak ya da sık ak sa­atine bakmak.
Sabaha çıkmamak: Hasta sabah olmadan ölmek. Sabah akşam: -1. Bir sabah bir akşam dmak üzere. -2. Her zaman, hiç ara vermeden.
Sabahı etmek (bulmak): Akşam başlanan bir iş uğruna bütün geceyi uykusuz geçirmek
Sabahın köründe : Daha ortalık ağarmadan, çok erkenden.
Sabahlar (sabahı şerifler) hayrolsun (hayrola) : Günaydın.
Sabır taşı: Çok sabırlı kimse.
Sabrı taşmak (tükenmek, kalmamak): Artık sabredemeyecek duru­ma gelmek.
Sabun köpüğü gibi sönmek : Gösterişini, görkemini, albenisini en kü­çük bir etkiyle çabucak yitirmek.
Saçı başı ağarmak: Yaşlanmak, ihtiyarlanmak
Saçına ak düşmek : Saçı ağarmaya, yaşlanmaya başlamak.
Saçına başına bakmadan: İlerlemiş yaşından utanmadan, yaşlı biri
olduğu halde, yaşma yakışmaz biçimde.
Saçın ak mı kara mı önüne düşünce görürsün: “Acele etme, biraz
sonra neler olduğunu göreceksin.” anlamında.
Saçını başını yolmak: Çok üzülmek üzüntüsünden dövünmek
Saçını süpürge etmek : Kadın ailesi ya da ailesinden biri uğruna elin­den geleni yapmak, büyük bir Özveriyle çalışmak
Saçıp savurmak : Parasını düşünmeden, hesapsızca harcamak.
Saçı uzun aklı kısa : Eskiden kadınların akılca erkeklerden geri oldu­ğunu vurgulamak için alay ya da şaka yollu söylenirdi.

Saçma sapan: Akla mantığa aykırı olan (söz davranış).
Saçma sapan konuşmak: Anlamsız, boş konuşmak
Saç saça (baş başa) gelmek (dövüşmek) : Kıyasıya dövüşmek
Saç sakal ağartmak (bir işte): Uzun zaman bir işte çalışmış,olarak o işte ustalaşmış olmak.
Sedede gelmek: Konuşulması gereken asıl konuya dönme
Sefa bulduk: ‘Hoş bulduk anlamında.
Sefa geldiniz: “Hoşgaldirıîz.” anlamında.
Sala pezevengi: (Ala/ yollu) Eğlence düşkünü (kimse),
Sata sürmek: Zevk, eğlence, mutluluk içinde yaşamak
Sağa sola : Çevreye, çevresine.
Sağa sola bakmamak : Çevrede olup biterlere aldırmamak
Sağ eliyle (başının arkasından) sol kulağını göstermek: Bir lambaçlı yoldan yapmaya kalkışmak.
Sağ gösterip sol vurmak: Yanıltmak, aldatmak. Sağ gözünü sol gözünden kıskanmak: Çok kıskanç olmak.

Sağı solu (belli) olmamak: Önceden nasıl davranacağı kestifilemeyecek bir karakterde olmak.

Sağlama almak (bir şeyi): 0 konuda gereken önlemleri alarak rahat
olmak.
Sağlam ayakkabı değil: Güvenilir olmayan, tehlikeli (kimse).
Sağlam kazığa bağlamak (bir şeyi) : O konuda her türlü önlemi al­mak
Sağlıcakla kal (kalın) : “Sağlık ve esenlik İçinde yaşamaya devam et­meni (etmenizi) dilerim.” anlamında.
Sağlık olsun : Bir kayıp, bir zarar karşısında “Fazla üzülmeye değmez, yeterki sağlığımıza bir kötülük gelmesin, tekrar yapanz, kazanırız” an­lamında söylenen avuntu sözü.
Sağlı sollu : Her iki yanda sıralanmış, her iki yandan.
Sağmal inek: Sürekli aldatılarak mâlı ve parası başkalarınca kullanı­lan, aptalca (kimse).
Sağ ol: “Teşekkür ederim, eksik olma.” anlamında.
Sağ olsun (yerinde olsun): Yakın olmasına rağmen kendisinden hoş­lanılmayan kimse ile birlikte bulunmamayı anlatmak için söylenir.
Sağ salim : Bir zarara uğramadan, kazasız belasız.
Sağ yapmak: Arabanın direksiyonunu sağa çevirmek.
Sahip çıkmak (birine, bir şeye): -1. Onu korumak, onunla yakından ilgilenmek, onu koruyup gözetmek. -2. O şeyin kendisinin olduğunu ileri sürmek.
Sahip olmak (birine) (bir şeye) : -1. Onunla cinsel ilişkide bulunmak. -2. Onun başkalarına zarar vermesini engellemek.
Sahne olmak (bir olaya) : Olay orada geçmek, meydana gelmek.
Sahneye çıkmak : Ortaya çıkmak!
Sakal bırakmak : Sakalını kesrneyip uzatmak.
Sakalı ele vermek: Birisinin sozündan dışarı çıkamaz duruma gel­mek, onun oyuncağı, kuklası olmak.
Sakalım yok kî sözüm dinlensin: “Sizinkinden daha akla yatkın şeyler söylediğim halele, yaşım küçük diye sözlerimi yabana attınu.” an­lamında sitem sözü.
Sakız gibi: -1. Yapışkan şeyler için kullanılır. -2. Tertemiz, bembeyaz. -3. Yılışarak, sırnaşarak.
Saldım çayıra, Allah (Mevla) kayıra : Hayvanların ya da çocukların kendi hallerine bırakıldığını belirtmek için söylenir.
Salık vermek (bir şeyi, birini) : Onun uygun olduğunu söylemek; tav­siye etmek
Salkım saçak: Dağınık, düzensiz.
Sallantıda bırakmak (bir şeyi): Onu sonuçlandırmamak, savsakla­mak.
Sallantıda kalmak (bir iş): O iş bir çözüme kavuşturulmamak.
Sallasırt etmek (bir şeyi) : Onu sırtına almak, yüklenmek.
Saltanat sürmek : Egemen, buyurucu durumda yaşamak
Salt çoğunluk : Oylamada, yandan bîr fazla üye sayısının oyuyla sağ­lanan çoğunluk
Saman altından su yürütmek: Yaptığı işi hiç kimseye belli etmeden yapmak; herkesi birbirine düşürmek
Sana göre hava hoş: “Öyle ya da böyle olması senin için fark et­mez.” anlamında.
Sancısı tutmak: -1. Vücudun herhangi bir yerinde ansızın sana duy­mak -2. Gebe kadın, dölütün rahmi zorlamasının yol açtığı ve do­ğum zamanının geldiğini bildiren sanayi duymak
Santimi santimine : Son derece hassas bir biçimde, ne bir santim az, ne bir santim çok
Sapına kadar: Bir kimsenin sahip olduğu bir niteliğin, durumun her yönüyle tam, üstün, yeterli, mükemmel olduğunu anlatır.
Sarakaya almak (birini): Onunla alay etmek; alaya almak, makara­ya almak.
Sarı çizmeli Mehmet Ağa: Nerede oturduğu, kim olduğu bilinmeyen kimse için söylenir.
Sarmaş dolaş olmak : Birbirine sarılmak, kucaklaşmak
Sarmısak yemedim ki ağzım koksun : “Ortaya çıkınca utanılacak ya da cezalandırılacak bir şey yapmadım ki korkayım.” anlamında.
Sarpa sarmak (bir iş): İş üstesinden güç gelinecek bir duruma gir­mek, içinden çıkılmaz olmak.
Satıp savmak: Güç durumdan kuıtulabilmek için sahip olduğu malla­rı ucuza satmak.
Satır arası: Bir yazıda açıkça söylenmeyen, ama ima edilen şey.
Satır aralarını okumak : Bir yazıda* gizli anlamları çıkarmak.
Savaş açmak:Olumsuz bir şeyi ortadan kaldırmak için.uğraşmak
Savaşım vermek : Bir güce karşı koymak, bir iş konusunda çok çaba harcamak; rnücad ete vermek.
Sayım suyum yok : Çocuk oyunlarında “kısa bir süre oyun dışıyım” an­lamında kullanılır.
Sayıp dökmek : Her şeyi söylemek, söylemediği bir şey kalmamak
Sebilhane bardağı gibi dizilmek: Küçük görülen, hor görülen kimse­ler sıra stra dizilmek.
Selama durmak : önemli bir kimseyi, cenazeyi, göndere çekilen bay­rağı selamlamak için durmak
Selam almak: Bir kimsenin selamına karşılık vermek
Selam çakmak (birine): Ona selam vermek
Selamı sabahı kesmek (biriyle) : Artık onunla dosttuk etmemek konu­şup görüşmemek
Selam söylemek (birine) : -1. Selamı adı geçen kimseye götürmesini söylemek -2. Bir kimsenin gönderdiği selamı adı geçene sözle ya da yazıyla iletmek
Selamünaleyküm kör kadı: Hatır gönül dinlemeyen, sözünü esirge­meyen (kimse).
Selam verdik borçlu çıktık: “Şöyle bir ilgilendik, işi bizim yapmamız istendi.” anlamında.
Selam vermek (birine) : -1. Bir kimseye sözle ya da eli başa götüre­rek esenlikler dilemek. -2. Namazda rekâtların sonunda başı önce sa­ğa, sonra sola çevirmek.
Senet sepet: Senet ve benzeri herhangi bir yazılı belge.
Sen ben davası: Bir konuda uyuşmazlık durumu.
Sen yiderken ben geliyordum : ‘Ben senden daha çok deneyim sahi­biyim, bu oyunları iyi bilirim, beni aldatamazsın.” anlamında.
Seni gidi seni: Çok yaramaz, kurnaz, haylaz kimseleri hafif yollu aza-
rama sözü.
Seninki (tatlı) can da, benimki (elinki) patlıcan mı? : Tehlikeli ya da yorucu görüp de yapmaktan kaçındığın işi benim (başkasının) yap­mamı (yapmasını) istemen hiç de doğru değildir.* anlamında.
Senli benli olmak : Aralarında çok içten dostluk ilişkisi bulunmak; İçli dışlı olmak.
Sepat havası çalmak (birina) : Onun işine son varmak, onu kovmak (Kars. Vol varrnek.)
Sepeti« pamuğu olmamak : Yeleri i bilgi birikimi olmamak.
Serde kabadaydık var : ‘Kendisi kabadayıdır, kenef sine yakışan dav­ranış da budur.” anlamında.
Serden geçmek: Kendini bir davaya, düşünceye adamak
Sere serpe : Açılıp /ayılarak.
Sermayeyi kediye yüklemek: Bir işte bütün parasını yitirmek, zarar
etmek, batmak. Serseri kurşun : bk. Kör kurşun.
Sersem sepet (sepelek) : Uyku sersemliği geçmeden, sersemliği üzerindeyken.
Ser verip sır vermemek : Kendisine söyteniJen ve gizli tutulması iste­nilen bir şeyi her türlü baskı ve tehdide rağmen söylememek, kendi* sine güvenilmek.
Ses çıkarmamak (sesi çıkmamak) : Herhangi bir duruma, şeye itiraz etmemek.
Ses çıkmamak : Bir konuda hiç haber gelmemek.
Ses etmek: Seslenmek, çağırmak.
Sesini kesmek (birinin) (biri): -1. Onu artık konuşturmamak. -2. Bir
kimse, konuşmasına son vermek, artık konuşamaz olmak.
Ses (seda) çıkmamak (birinden, bir şeyden) : Herhangi bir kimse­den ya da yerden bir haber ya da tepki gelmemek.
Sesi soluğu çıkmamak : Hiçbir şey söylememek.
Ses vermemek : Çağrıldığı, bir şey sorulduğu halde konuşmamak.
Set çekmek (bir şeye) : Ona engel olmak, önlemek.
Sevda çekmek : Bîr kimseye karşı büyük bir sevgi beslemek.
Sevdasna düşmek : Bir şeyi elde etmek, gerçekleştirmek İçin var gü­cüyle çalışmak.
Seyirci kalmak : Bir olay, durum karşısında tepki göstermemek.
Sıcağı sıcağına : Tam vakti îken , vakit geçirmeden.
Sıcak kanlı: İyi dostluk kuran, cana yakın (kimse).
Sıcak yüz göstermek (birine) : Ona yakınlık, dostluk göstermek.
Sıçana dönmek: Çok ıslanmak.
Sıçan düşse başıyanar : “0 yerde (evde) yiyecek ve kullanılacak hiç­bir şay kalmamış.” anlamında.
Sıçtı Cafer bez getir (antamazsm tez getir): ‘Olmayacak bir söz söy­leyip ya da davranışla bulunup durumu kötüleştirdi, bunu hemen dü­zeltmek gerek.” anlamında.
Sıfıra sıfır elde var sıfır (hiç): “Bu kadar çaba, emek hiçbir işe yara­madı.” anlamında yazıklanma bildirir.
Sıfırdan başlamak : Bir işe sadece kendi olanaklarına güvenerek baş­lamak,
Sıfırı tüketmek: -1. Bütün parasını harcamış olmak. -2. Gücü kalma­mak.
Sıkboğaz etmek (birini): Bir işi yapması için düşünmesine, hazırlık
yapmasına fırsat vermemek, onu sıkıştırmak
Sıkı durmak: Durumunun sağlamlığını korumak, dayanıklı olmak.
Sıkı fıkı: Birbiriyle yakın dostluk ilişkileri için bulunan (kimseler).

Sıkıntı basmak (birini): Sıkılmak, bunalmak. (Kars. İçi daralmak.)
Sıkıntı çekmek:-1. Geçim zorluklan içinde olmak; meşakkat çek­mek. -2. Ruhsal yönden tedirginlik içinde olmak.
Sıkıntıya düşmek : Parayla ilgili herhangi bir konuda, özellikle geçim
konusunda zorluk içinde olmak
Sıra dayağı: Birçok kimseye birbiri ardınca birer birer dayak atma.
Sıralı sırasız: Yer ve zaman uygunluğu gözetmeden.
Sırası düşmek: Bir iş için uygun zaman ve ortam oluşmak.
Sırası gelmek : Uygun zaman ve ortam doğmak.
Gerekirse, durum gerekli kılarsa.
Sırasını getirmek : Uygun zamanını bulmak.
Sır küpü : Pekçok insanın sırrını bilen, fakat bunları hiç kimseye söyle­meye n kişi için kullanılır.
Sırra kadem basmak : Bir kimse, ortalıktan yok olu vermek, hiç kimse
onu görmez olmak.
Sırt çevirmek (birine) (bir şeye): -1. Artık onunla ilgilenmez, ona yar­dım etmez duruma gelmek; arka çevirmek-2. Onu değersiz, geçer­siz görmek.
Sırtı kaşınmak: Dayak yemeği hak etmek.
Sırtından sımak {birini, bir şeyi) : Onur sorumluluğunu üzerine alma­mak
Sırtından çıkarmak (bir şeyi birinin) : Bulur giderleri ona (onlara)
ödetmek yüklemek.
Sırtından geçirmek (birinin): Bütün giderlerini onun kadanandan
sağlamak, onu sömürmek
Sırtından [pare) kazanmak : Onun olanaklarını kullanarak para ka­zanmak.
Sırtında yumurta küfesi yok ya : ‘Herhangi bir işte, verdiği sözden caymakta hiçbir sakınca görmüyor.” anlamında; arkasında yumurta küfesi yok.
Sırtını dayamak (birine) : Para, nüfuz vb. yönlerden güçjü bir kimse­nin koruyuculuğuna güvenmek; arkasını dayamak.
Sırtı pek : -1. Kalın elbise giymiş olan (kimse). -2. Güçlü bir kimsenin
koruyuculuğunda olan (kimse); arkası pek.
Sırtı yere gelmemek : Yenilmemek; arkası yere gelmemek.
Sırtı yufka : ince elbise giymiş olan (kimse); arkası yufka.
Sırt sırta vermek : Bir konuda işbirliği yapmak, dayanışmak; arka ar­kaya vermek.
Sırt üstü : Sırtı yere gelecek biçimde; arka üstü.
Sıtma görmemiş : Gür ve kalın ses için söylenir.
Sidik yarışı: Herhangi bir kon udu onunla gereksiz yere yarışma, üs­tünlük elde etmeye çalışma.
Siktir et: “Kov! kovala! defet” -2. “Aldırma, önem verme.” anlamında.

Siktirip gitmek : İstenmeyen kişi, kendiliğinden defolup gitmek.
Silah atttna almak (birini) : Onu askerlik görevine başlatmak.
Silah çekmek (birine) : Öldürmek, yaralamak, korkutmak gibi amaç­larla silahı ona doğru yönelmek.
Silahlar konuşmak : Silahlı çatışmaya girişmek, silahlı çatışma başla­mak.
Sil baştan : “Olmadı, bir kez daha yeniden başlayalım.” anlamında.
Silip süpürmek : -1. Bir yerdeki yiyecek ve İçeceklerin tümünü yiyip
içip bitirmek. -2. Bir yerdeki bütün eşyaları alıp götürmek.
Sineimillete dönmek : Resmi görevlerini bırakıp halktan biri olarak si­yaset yapmaya başlamak.
Sinek avlamak : -1. İşi gücü olmadığı için bomboş oturmak -2. İşyeri
sahibi müşteri gelmediği için boş oturmak.
Sinekkaydı tıraş : Yüzde uzamış durumda hiç kıl bırakmaksızın özene­rek olunan, yaptırılan tıraş.
Sinekten yağ Çıkarmak: En olmayacak yerden bile bir çıkar elde et­mek için uğraşmak
Sineye çekmek (bir şeyi): Bir zararı, kötü davranışı ya da sözü iste­meye istemeye kabullenmek
Sinirin» dokunmak : Bir durum, kimse, şey herhangi bir yönüyle, özel­liğiyle birinin sinirlenmesine yol açmak
Sinirleri boşanmak: Kendini tutamayarak gülmek, ağlamak ya da ba­ğırmak
Sinirleri gergin olmak: Herhangi bir şeye çok sinirlenmiş olmasına karşın tepki göstermemek, ya da sinirlendirici bir durum karşısında hemen tepki gösterecek durumda olmak
Sinirleri gevşemek (yatışmak): Sakin duruma gelmek sakinleşmek.
Sinir olmak (birine, bir şeye): Ona sinirlenmek öfkelenmek.
Settin sene : Ömür boyu, hiçbir zaman, sonsuza değin.
Sivri akıllı: Başkalarının aklını beğenmeyen, başkalarına ters gelebile­cek biçimde düşünceleri olan kimse İçin alay yollu söylenir.
Sivri dilli: Kına, incitici söz söyleyen kimse için kullanılır.
Sizden iyi olmasın : Bir konuşmada, hemen aynı düzeyde sevilip sayı­lan kimselerden söz edilirken kullanılan sevgi sözü.
Size (sizlere) ömür (siz sağ olun) : “Sözü edilen kimse öldü, Tanrı si­zi daha uzun ömürlü etsin.” antammda avutma sözü.
Soğuk almak : Soğuk havalarda üşüme sonucu hastalanmak
Soğuk duş : Ansızın bildirilen kötü bir haberin yarattığı olumsuz etki.
Soğuk kanlı: En tehlikeli durumlarda bile duygularına hâkim olan, ak­lını kullanabilme becerisini gösteren (kimse).
Soğuk nevale (neva): İnsanlarla dostça ilişkiler kurmaya yanaşma­yan, bu yüzden davranışları sevimsiz karşılanan (kimse).
Soğuk terler dökmek: Zorlu bir durum karşısında korkmak çok etki­lenmek
Sokağa düşmek: -1. Her isteyenle belli bir ücret karşılığı cinsel ilişki­de bulunabilecek bir kadın durumuna gelmek genel kadın olmak -2. Herkesçe bilinir, konuşulur duruma gelmek

Sokak süpürgesi: Sokak gezmelerini çok seven kimse için söylenir.
Solda sıfır : Hiçbir değeri olmayan, benzerleriyle karşılaştırıldığında
de­ğersiz olduğu anlaşılan şey için kullanılır.
Sol taralından kalkmak : İşleri ters gitmek, aksilik çıkarmak; ters tara­fından kalkmak.
Soluğu (bir yerde) almak: Herhangi bir kötü ya da iyi durumda he­men oraya gitmek
Soluğu kesilme : -1 Nefes alıp veremez duruma gelmek. -2. Gücü kuvveti iyice azalmak, tükenmek
Soluk almak : -T. Soluğu ciğerlerine çekmek; »«fes almak. -2. Dinlan-ıı ak nefes almak. -3. Rahat yaşamak; nefes olmak.
Soluk aldırmamak (birine) : Dinlenmesine, başka bir şeyle uğraşma sına fırsat vermeden çalıştırmak nefes aldırmamak.
Soluk kesmek: Çok güzel heyecan verici olmak; nefes kesmek.
Soluk soluğa : Koştuğu için sık sık soluyarak; nefes nefese.
Sol yapmak : Arabanın direksiyonunu sola çevirmek.
Son kozunu oynamak: Herhangi bir konuda istediğini elde etmek üze­re elindeki son olanağı da kullanmak
Son nefesini vermek: ölmek.
Sonradan görme: Belli bir dönemde yoksul ofup sonradan zenginliğe kavuşan, fakat zenginlere özgü davranış biçimlerinde aşırılığa kaçan (kimse). .
Son sözünü söylememek (söylememiş olmak) : Elinde hâlâ kullana­bileceği olanaklar bulunmak.
Sonunu almak (bir işin) : O işi bitirmek.
Sonunu getirmek: İyi başladığı bir işi başarıyla bitirmek.
Sopa atmak (çekmek) (birine): Onu dövmek; dayak atmak.
Sopa yemek (birinden): Dövülmek; dayak yemek.
Sorguya çekmek (birini): Sanık ya da tanık durumunda olan kimse­ye bir suçla ilgili çeşitli sorular sormak; sorgulamak.
Sorma gitsin : ‘Anlatması çok güç, tahminlerin çok ötesinde.” anlamın­da.
Sorumlu tutmak (birini) : Onu sorumlu saymak; mesul tutmak.
Soylu soplu : Eski, köklü, tanınmış bir aileden gelen (kimse). Soyunup dökünmek: Üstündekileri çıkarıp daha rahat bir kıyafet giy­mek.
Soyup soğana çevirmek (birini, bir yeri): -1. Hırsız, bir kimsenin ya da bir yerin bütün parasını, değerli eşyalarını alıp götürmek. -2. Bir satıcı ya da iş yapan kimse müşterisinin ya da iş yaptıran birinin bü­tün parasını çekmek.
Sökün etmek: Birçok kimse ya da şey birbiri ardınca gelmek.

Sövüp saymak: Bir kimse hakkında küfür, kötü söz, beddua gibi söz­leri peş peşe söylemek.
Söz açmak (bir şeyden, birinden): .Onun hakkında konuşmaya baş­lamak; laf açmak.
Söz ağzından dirhemle çıkmak : Pek konuşkan olmamak, çok az ko­nuşmak; laf ağzından dirhemle çıkmak.
Soz almak (birinden): -1. Bir kimsenin bir işi yapacağını kesin olarak bildirmesini sağlamak. -2.Bir toplantıda, sınıfta ilgili kimseden konuş­mak amacıyla izin almak. -S.Erkek tarafı, çocuklarıyla evlendirmeyi is­tedikleri kızın ailesinden “evet, peki, kabul’ biçimindeki vaadi almak.
Söz anlamamak : Dik kafalı inatçı olmak; laf anlamamak.
Söz aramızda : bk Laf aramızda.
Söz bir Allah bir : ‘Tann’nın birliğine nasıl inanıyorsanız verdiğim sö­zü yerine getireceğime de öylece inanınız!’ anlamında.
Söz birliği etmek : bk Ağız birliği etmek.
Söz çıkmak : bk Laf çıkmak.
Sözde kalmak : Bir iş, yapılacağı önceden kesin olarak belirtildiği hal­de yapılmamak; lafta kalmak.
Sözden anlamak: bk Laftan anlamak.
Söz dinlemek, (tutmak): Bir öğüde, uyarıya uygun davranmak; laf dinlemek.
Söz düşmemek (birine): bk Laf düşmemek.
Söz geçirememek (birine): Ona her söylediği sözü yaptırabilecek güç ve etkinlikte olmamak; laf geçirememek.
Söz gelmek (birine): Bir kimse, bir söz ya da davranışından ötürü eleştiriye uğramak; laf gelmek.
Söz getirmek (birine): Bir kimseye söz gelmesine yol açacak davra­nışlarda bulunmak; laf getirmek
Söz götürmez: Doğruluğu tartışmasız bir biçimde herkesçe kabul edi­len’şey için söylenir.
Söz işitmek : bk Laf işitmek.
Söz kaldırmamak : bk Laf kaktırmamak.
Söz kesmek : Erkek ve kız tarafınca evlendiriIeceği konusunda kesin söz verilmek
Söz olmak: Genellikte hoş karşılanmayan herhangi bir söz, davranış vb. hakkında dedikodu yapılmak; laf olmak.
Söz sahibi olmak: Bir konuda bilgi, beceri vb. üstünlükleri nedeniyle konuşma yetkisi bulunmak
Söz tutmak : bk Söz dinlemek.
Sözü açılmak: Bir konu hakkında konuşulmaya başlanmak; lafı açıl­mak
Sözü ağzına tıkamak : bk Lafı ağzına tıkamak.
Sözü figanda bırakmak : Söylemekte olduğu bir şeyi bitirmesine fır­sat vermemek; lafı ağzında bırakmak.
Sözü ağanda gezelemek : bk. Lafı ağzında gevelemek
Sözü bağlamak : Herhangi bir konuda yapılan konuşmayı sonuçlandır­mak; lalı bağlamak,
Sözü çevirmek : bk. Lafı çevirmek.
Sözü (bir şeye) getirmek : Konuşmayı asıl anlatmak istediği şeye doğru yöneltmek; lafı (bir şeye) getirmek
Sözü (sözünü) kesmek : -1. bk. Soz kesmek. -2. Anlattıklarını bitirme­den konuşmayı bırakmak; lafını kesmek.
Sözüm meclisten dışarı (sözüm yabana) : “Burada kullanacağım ya­kışıksız sözlerden Ötürü özür dilerim, ayrıca bu sözlerim buradakiler-le ilgili değildir.” anlamında.
Sözüm ona : Sanki, güya, sözde. ,
Sözü mü olur: bk. Lalı mı otur.
Sözüm yabana : bk. Sözüm meclisten dışarı.
Sözünde durmak : Herhangi bir konuda verdiği sözü kesinlikle yerine getirmek; lafında durmak.
Sözünden çıkmamak (birinin): Çeşitli yönlerden bağlandığı bir kimse­nin bütün sözlerine ve İsteklerine uygun davranmak; lafından çıkma­mak.
Sözüne gelmek (birinin) : En sonunda o kimsenin sözlerinin doğrulu­ğunu anlamak; lafına gelmek.
Sözünü (lafını) balla kestim : “Sözünüzü kesmemi hoşgörü ile karşıla­manızı rica ederim.” anlamında.
Sözünü bilmek : bk. Lafını bilmek.
Sözünü esirgememek (sakınmamak) : Bir kimse kendisi ya da başka­ları için sakıncalı olabileceğini hesaba katmaksızın düşündüklerini söylemekten çekinmemek; lafını esirgememek (sakınmamak).
Sözünü etmek : O şey hakkında konuşmak, o şeyden bahsetmek; lafı­nı etmek.
Sözünü geri almak : Söylediklerinin hoş karşılanmadığını görüp, doğ­ru olmadığını kabul etmek ve söylenmemiş sayılmasını istemek; lafı­nı geri almak.

Sözünü kesmek: Konuşmasını bitirmesine fırsat vermemek; lafını
kesmek.
Sözünün eri (olmak): Herhangi bir konuda vermiş olduğu sözü her ne pahasına olursa olsun yerine getiren (bir insan olmak); lafının eri (ol­mak),
Sözünü tutmak : -1. Herhangi bir konuda verdiği sözü tam olarak yeri­ne getirmek -2. Saydığı, sevdiği ya da herhangi bir nedenle bağlı ol­duğu birinin öğüt, eleştiri v« uyarısına uygun davranmak.
Sözü yabana atmamak : bk. Lafı yabana atmamak.
Soz vermek (birine, bir şeye): Herhangi bir şeyi yapacağını kesin olarak söylemek.
Soz yok : bk. Laf yok.
Sucuk gibi ıslanmak (olmak) : Giysi ya da vücut terden ya da sudan
iyice ıslanmak.
Suç işlemek: Suç sayılacak bir davranışta bulunmak.
Sudan cevap (bahane) : İnandırıcı olmayan, üstünkörü cevap (baha­ne).
Sudan çıkmış balığa dönmek : Çok şaşırmak, ne yapacağını bilemez
duruma gelmek.
Sudan ucuz : Çok ucuz.
Su dökmek : Çiş yapmak, işemek; küçük aptesini yapmak.
Su gibi akmak: -1. (Para, yiyecek, İçecek) Çok bol kullanmak. -2. Za­man çok hızla geçmek.
Su gibi bilmek (okumak) (bir şeyi): Bir konuyu yanlışsız ve duraksa­madan anlatmayı (okumayı) öğrenmiş olmak.
Su gibi ezberlemek (bir şeyi) : Bir metni, dersi, konuyu yanlışsız ve hızlı okuyabilecek ölçüde ezberlemek.
Su gibi gitmek : (Para) Bol bol harcanmak.
Su götürmez: Başka biçimde yorumlanamayan, tartışmasız şey için
söylenir.
Su götürür yeri olmamak : Başka türtü yorumlanabilecek bir yönü ol­mamak.
Su İçinde : (Bir şeyin fiyatı için) En azından, kolaylıkla.
Su içinde kalmak : -1. Çok terlemek, -2. Çok ıslanmak.
Su katılmamış (katılmadık) : Gerçek niteliklerini koruyan, bozulmamış olan, katıksız, saf.
Su koyuvermek : Verdiği sözden caymak, cıvıtmak.
Suttani tembel: Çok tembel kimse.
Sultanahmet’te dilenip, Ayasofya’da sadaka vermek: bk. Ayasof-ya’da dilenip, Sultanahmet’te sadaka vermek.
Surata bak, süngüye davran : “Suratı öyle asık, bakışları o denli sert ki, insan Kendini bir düşman karşısında sanıyor.” anlamında.
Surat asmak : Beğenilmeyen bir durum karşısında kaşlarını çatıp yü­züne somurtkan bir anlam vermek «omurtmak.
Surat bir Karış : Öfkeli, suratını asmış, dargın duran kimse için söyle­nir.
Surat etmek (birine} : Ona asık surat göstermek, dargın durmak.
Suratına bakanın kırk yıl işi ras1 gitmez: Uğursuzluğu yüzünden bel­li olan kimse için söylenir.
Suratından düşen yüz (bin} parça : bk Yüzünden düşen yüz parça.
Suratını çarşamba pazarına çevirmek : iyice dövmek, yüzünü gözü­nü kan içinde bırakmak.
Suratını ekşitmek (buruşturmak) :bk. Yüzünü ekşNmek.
Surat (değil) mahkeme duvarı: Hiç gülmeyen, asık suratlı kimse için söylenir.
Sus payı: Bildiği bir şeyi söylememesi İçin bir kimseye verilen rüşvet susmalı k.
Suspus olmak : Herhangi bir uyarı, tehdit, ya da tehlike karşısında se­sini çıkaramamak.
Susta durmak: -1. Köpek arka ayaklarının üzerinde kalkarak ve ön ayaklarını göğüs hizasında hafifçe bükerek durmak. -2. Bir kimse, nü­fuzlu ya da güçlü bir insanın karşısında korku ve saygı ile durmak, çekingen davranmak.
Sustaya kalkmak: Köpek susta durmak üzere arka ayakları üzerine kalkmak
Suya götürüp susuz getirmek (biri, başkasını) : Bir kimseden daha akıllt olmak, o kimseyi kolayca aldatabilecek kadar kurnaz olmak.
Suya sabuna dokunmamak: Hiç kimseyi rahatsız etmeyecek, hiçbir sorun yaratmayacak bir yol izlemek, kendisine zarar gelmeyecek bi­çimde davranmak.
Suyu baştan (başından) kesmek : Bir işi, sorunu ayrıntılarını konuş­maya gerek duymadan temelinden çözmeye çalışmak.
Suyu bulandırmak : Yolunda giden bir işin bozulması için girişimde
bulunmak.
Suyu görmeden paçaları sıvamak: bk. Dereyi görmeden paçaları sıvamak.
Suyu ısınmak (kaynamak) (birinin): Bir kimsenin şu ya da bu neden­le görevinden uzaklaştırılması (yada öldürülmesi) yakınlaşmak.
Suyu mu çıktı? (bir yerin): “Bu yerin beğenilmeyecek nesi var ki kal­mak istemiyorsun?” anlamında.
Suyu nereden geliyor? ; bk Değirmenin suyu nereden geliyor?
Suyun başı: En çok kazanç ve yarar sağlayan yer, mevki vb .
Suyuna gitmek: Söz ve davranışlarını o kimsenin istek ve eğilimlerine uygun biçime getirmek.
Suyunu çekmek : Özellikle para harcana harcana tükenmek.
Suyunun suyu : bk. Tavşan suyunun suyu.
Su yüzü görmemiş : Hiç yıkanmamış, çok kirli.
Su yüzüne çıkmak: Bir gerçek, tutum, düşünce vb. bilinir duruma gel­mek.
Süklüm püklüm : Utanıp sıkılarak ya da korkup çekinerek.
Sünger çekmek (geçirmek): Herhangi bir kötü, sevimsiz şeyi olma­mış kabul edip unutmaya çalışmak.
Süngüsü düşük: Keyfi, neşesi bozuk (kimse).
Sünnet etmek (birini) (bir şeyi) : -1. Erkelerin cinsel organının ucun­daki sarkık deriyi kesmek. -2. Bir şeyi, bir bölümünü kesip vermek.
Sürçülisan etmek: Dili sürçmek, sözcükten yanlış söylemek.
Sürek (sürgün) avı: Birçok avaran katılmasıyla çoğu kez at üzerinde avı kuşatarak yapılan avlanma biçimi.
Sürgit yapmak (bir şeyi): Onu sürekli olarak yapmak.
Sürgün avı: bk. Sürek avı.
Sürmeyi gözden çekmek: bk. Gözden sürmeyi çekmek.
Sürüncemede bırakmak (bir işi): O işi herhangi bir nedenle sonuç-landıramamak
Sürüncemede kalmak (bir iş): O iş bir türlü sonuçlanamamak.
Sürü sepet: Birçok kimse ya da şey.
Sürüsüne bereket: “Pek çok, pek bol.” anlamında.
Süsleyip püslemek (birini, bir şeyi): Onu çok süslemek.
Süsü vermek (bir şeye, kendisine, bir şey) : Herhangi bir şeyde ya da kendisinde, belirli bir nitelik varmış gibi göstermek.
Süt dökmüş kedi gibi: Suçlularınki gibi telaş ve korku içinde.
Süt kuzusu : -1. Henüz kuzu iken kesilen kasaplık hayvan. -2. Küçük çocuk. -3. Nazlı, başkalarının destek ve yardımı olmadan bir iş yap­ma konusunda kararsız olan kimse İçiri~alay yollu söylenir.
Sütliman olmak (ortalık): Bir yer, ortalık sessiz, sakin, kavgasız çekiş­mesiz duruma gelmek.
Sütü bozuk: Soysuz, aşağılık (kimse). (Kars. Tüyü bozuk.)
Sütüne havale etmek: Bir işi yapıp yapmamasını onun vicdanına, ah­lakına bırakmak.
Sütüne kalmak: Bir şeyi yapıp yapmamak onun insanlığı, namusu, ahlakı ile ilgili olmak. (Kars, İnsafına kalmak.)

Ş

Şafak atmak (birinde) : Birden, İçinde bulunduğu durumun güçlügü-n ü kavrayı p korkm ak
Şafak sökmek ; Sabaha karşı, gece karanlığı yok olup ortalık aydınlan­maya başlamak
Şaha kalkmak : -1. At huysuzları/p azgınlaşınca on ayaklarını yerden keserek arka ayaklar üzerinde kısa bir süre durmak. -2. Özgürlük uğruna ya da haksızlığa karşı yiğitçe başkaldırmak.
Şahadet getirmek: “Allah’tan başka tapacak olmadığına ve Muham­met’in onun kulu ve peygamberi olduğuna tanıklık ederim.” anlamın­daki “kelimeişahadef denen Arapça cümleyi söylemek.
Şahken şahbaz olmak: Çirkinliğinden ya da içinde bulunduğu kötü durumdan kurtulmak isterken daha kötü duruma düşmek.
Şahsiyata dökmek (bir işi) : Üzerinde durulması gereken asıl konu­dan ayrılıp kişilerin olumsuzluklarını sergilemek.
Şaka götürmemek : -1. Bir şakadan hoşlanmamak. -2. Bir iş savsakla­maya, dikkatsizliğe gelmemek.
Şaka iken kaka olmak: Yapılan şaka giderek ciddileşip kına hareket­lere dönüşmek
Şaka kaldırmak: Yapılan şakalara katlanmak.
Şaka maka derken; Sıkıntı duymadan, farkına varmadan.
Şakası yok (birinin) (bir durumun): -1, Bağışlamaz bir kişiliği olan, hatır gönül dinlemeyen kimse için söylenir. -2. önlem alınmazsa teh­likeli olacak bir iş için söylenir. Şakaya almak (bir şeyi) : Gerçek olarak söylenen sözü ya da yapılan
davranışı şaka olarak yorumlamak.
Şakaya gelmemek: -1. Şakaya katlanamamak. -2. Bir iş dikkat edil­mezse tehlikeli, olumsuz sonuç vermek.
Şamar oğlanı; Bütün can sıkıcı olayların nedeni sayılan, herkesin her
fırsatta suçlu görüp azarladığı (kimse).
Şanlı şöhretli: Gösterişli ve etkileyici. Şan olmak : Herkesçe duyulmak.
Şansa kalmak : Bir şeyin gerçekleşmesi için çok az umut olmak. Şans eseri: Şansın yardımıyla.
Şansı açık: Şansı yerinde olan, şanslı; bahtı açık, kısmeti açık, talihi açık.
Şansı dönmek : Şansı iyiyken kötüye ya da kötüyken iyiye gitmek.
Şansına küsmek : İşleri ters gittiği için karamsar olmak; bahtına küs­mek, talihine küsmek.
Şansı yaver gitmek: Şansı yardım etmek, şanslı olmak.
Şan vermek : Ün salmak
Şapa oturmak : Umduğunu bulamayıp güç duruma düşmek
Şapka çıkarmak (bir şeye): O şeyin üstünlüğünü kabul edip saygı duymak.
Şarj etmek : Anlamaya, kavramaya başlamak.
Şart koşmak (bir şey, şeyi) : Onu şart olarak öne sürmek.
Şart olsun: “Şöyle yapmazsam ya da şöyle değilse karım boş düş­sün” anlamında da yemin sözü.
Şart şurt tanımamak : Kendini hiçbir şarta bağlı saymamak.
Şeddeli eşek : Çok yeteneksiz ve kaba (kimse).
Şehit düşmek : Savaşta düşman tarafından vurulup ölmek.
Şeref sözü : bk. Namus sözü.
Şeref vermek (birine) (bir yere) : -1. Kendisiyle ovünülmeye hak ka­zandırmak. -2. Bir yere özel bir lütuf olarak gelmek, gitmek
Şeşi beş görmek : Yanlış görmek, görüşünde yanılmak.
Şeyhin kerameti kendinden menkul: Sözleriyle büyük işler yaptığını anlatarak saygınlık kazanmaya çalışan insanlara İnanıImadığını anla­tır.
Şeytana külahı (pabucu) ters giydirmek: Çok kurnaz ve becerikli ol­mak.
Şeytana uymak: Uygunsuz bir iş yapma isteğine kapılmak, kötü bir iş yapmak.
Şeytan diyor ki: “İçimden şu kötülüğü yapmak geçiyor.” anlamında. ‘Şeytan dürtmek: Durup dururken, birdenbire yersiz ya da kötü bir
şey yapmak.
Şeytan görsün yüzünü : “Artık onu sevmiyor ve onunla hiç karşılaş­mak istemiyorum.’ anlamında.
Şeytanın bacağını (ayağını) kırmak: Uzun süredir isteyip de yapama­dığını yapabilmek, dileğini gerçekleştirmek
Şeytanın kıç (art) bacağı (ayağı): Çok yaramaz, zeki, kurnaz (çocuk).
Şeytan kulağına kurşun : “Bu konuda, işte şimdiye değin hiçbir kötü­lükle karşılaşmadım, umarım şeytan bu durumu bilmez ve işimi boz­maz.* anlamında.
Şöyle bir : Üstünde durmaksızın, gelişigüzel, üstünkörü

Diğer Harfler

A, B, Ç-C, D, E, F, G, H, I-İ, J, K, L, M, N, O-Ö, P, R, S-Ş, T, U-Ü, V, Y, Z

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Pastoral Şiir