21
Şub

B Sözlüğü (Deyim)

   Yazan:

Kategori Deyimler Sözlüğü

Sponsorlu Ba?lant?lar

Baba adam : Yaşlı, hoşgörülü, yardımsever adam.
Babaları tutmak (üstünde olmak): Sinir ve öfkeden bağırıp çağır­mak, çok öfkelenmek.
Babamın adı Hıdır, elimden gelen budur : “Yeteneğim, gücüm ancak bu kadarını yapmama elveriyor.” anlamında.
Babasının hayrına : “Hiçbir çıkar elde etmeden, sadece İyilik olsun di­ye” anlamında.
Bacak kadar: Ufak tefek; kısa boylu (kimse) (Karş.EI kadar.)
Badire(yi) atlatmak : Tehlikeli durumu geçiştirmek.
Bağ bozmak : Mevsim sonunda bağdaki üzümleri toplamak.
Bağdaş kurmak: Sol ayağını sağ bacağın, sağ ayağını da sol baca­ğın altına alıp oturmak.
Bağlandığı yerde otlamak : Yerinde saymak, hiçbir ilerleme göster­memek.
Bağrına basmak (birini): Sevgi gösterip onu koruyuculuğuna almak.
Bağrı yanık : Çok dertli, acılı (kimse).
Bahar başına vurmak (birinin) : -1. Havalar iyice ısınmadan İnce gi­yinmek. -2. Coşkun, taşkın, aşırı davranışlarda bulunmak.
Bahis açmak (bir şeyden, kimseden) : Onun hakkında konuşmaya başlamak, ondan söz etmek.
Bahse girmek (biriyle): Onunla herrjangi bir konuda kendi görüşü­nün doğru olduğuna ilişkin iddiaya girmek.
Bahse tutuşmak (biriyle): Karşılıklı bahse girmek; iddialaşmak.
Bahtı açık: İşleri yolunda giden; talihi açık, şansı açık, kısmeti açık.
Bahtı bağlı olmak: -1. İşleri İstediği gibi yürümemek. -2. Evlenecek çağa gelmiş kıza kısmet çıkmamak; kısmeti bağlı olmak.
Bahtı kara : Talihi kötü olan.
Bahtına küsmek : İşlerin ters gitmesi yüzünden karamsar olmak; şan­sına küsmek, talihine küsmek.
Bakış açısı: Bir olayı, durumu belirli bir açıdan, yönden inceleme; gö­rüş açısı.
Bakkal çakkal: Bakkal, kasap, manav gibi esnaf için küçümseme yol­lu kullanılır.
Bakkal defteri: Düzensiz, karalanmış, yıpranrmş defter.
Baklayı ağzından çıkarmak: Gizli tuttuğu şeyleri açıklamak, söyleye­mediği şeyleri sabrı tükenince söylemek.
Baldın çıplak: -1. İşsiz güçsüz (kimse). -2. Serseri.
Bal gibi: Pekâlâ, adamakıllı, çok iyi, gereği gibi.
Balık eti, balık etinde : Şişman değil, ama dolgunca. (Karş.Etine dol­gun.)
Balık istifi: Çok sıkışık , üst üste, kalabalık olarak.
Balık kavağa (kurbağa ağaca) çıkınca : “Olmayacak şeyler olursa” anlamında kullanılır.
Balon uçurmak : Asılsızca haber yaymak.
Batta olmak (birine): Birisinden ısrarla, bıkkınlık verdirecek ölçüde bir şeyler istemek; ona asılmak.
Baltayı taşa vurmak : Farkında olmadan karşısındakini rahatsız ede­cek, kızdıracak söz söylemek. (Kars. Çam devirmek, gaf yapmak, pot kırmak.)
Bam teline basmak (dokunmak) (birinin) : Bir kimseyi duyarlı oldu­ğu bir konuda kızdıracak söz söylemek, davranışta bulunmak.
Bana (sana, ona) göre hava hoş : “Öyle ya da böyle olması benim (senin, onun) için fark etmez.” anlamında.
Bana mısın dememek : Zorlu bir işe, etkene vb’ye dayanmak, bunlar­dan hiç etkilenmemek.
Bardağı taşıran son damla : Sonunda insanın sabrını tüketen, olum­suz tepki yaçatan söz, davranış vb.
Bardaktan boşanırcasına : (Yağmur için) Çok miktarda, şiddetli.
Barut fıçısı gibi: -1. Her an bir çatışmanın çıkabileceği olasılığı bulu­nan (yer). -2. Çok kızgın, öfkeli, sert (kimse).
Barut kokusu gelmek (burnuna) : Savaş ya da tehlikeli bir şey otaca-ğını sezmek.
Basamak yapmak (bir şeyi, birini) : Bir kimseden ya da durumdan, daha yüksek bir yere gelebilmek için yararlanmak.
Basıp geçmek: -1. Önündekini geçmek. -2. Ona uğramamak. -3. Ona Önem vermemek.
Basıp gitmek : Bir yerden çabucak ayrılmak, uzaklaşmak.
Basireti bağlanmak : Olabilecekleri sezdiği halde uygun biçimde dav-ranamamak.
Baskına uğramak : -1. Düşmanın anı ve beklenmedik saldırısına uğra­mak. -2. Suçüstü yakalanmak. -3. Bir doğa afetinden büyük ölçüde et­kilenmek.
Baskın çıkmak (birinden, bir şeyden): Ondan üstün olmak, onu geri­de bırakmak.
Baskın yapmak : -1. Bir kimseyi suçüstü yakalamak İçin bulunduğu yere ansızın girmek. -2. Düşmana beklemediği bir anda saldırı dü­zenlemek. -3. Haber vermeden konuk gitmek, ziyarete gitmek.
Bastığı yerde ot bitmemek: Gittiği yere uğursuzluk götürmek; çok şanssız olmak.
Bastığı yeri bilmemek: Sevinç, heyecan, vb. etkisiyle davranışlarını denetleyememek, şaşırmak, ne yaptığını bilememek.
Baston yutmuş gibi (yürümek): Sallanmadan, dimdik (yürümek).
Başa baş : Eşit, denk, aynt.
Başa çıkarmak (bir işi) (birini) : -1. Bir işi sona erdirmek. -2. Onu çok şımartmak.
Başa çıkmak (biriyle); Ona gücünü kanıtlamak, istediğini yaptırabil­mek. (Kars. Yola getirmek.)
Başa geçmek: -1. Yönetici mevkiine geçmek, yönetimde en üst yeri almak. -2. önem bakımından ilk sıraya geçmek.
Başa (bir şey) gelmek : Kötü bir durumla karşılaşmak.
Başa güreşmek: -1. Yağlı güreşte; güreşçiler, başpehlivanlık sanını kazanmak için yarışmak. -2. En üstün dereceyi almak için mücadele etmek.
Baş ağrıtmak : Çok konuşarak dinleyenlere bıkkınlık vermek.
Baş alamamak : bk Başını alamamak
Baş aşağı: -1. Başı yere yönelik biçimde. -2. Başından aşağıya (yere) doğru.
Baş aşağı gelmek : -1. Tepesi üstü düşmek. -2. Bütün işleri alt üst ol­mak.
Baş aşağı gitmek: Durumu gittikçe kötüleşmek, sürekli kötüye git­mek.
Baş baş : Küçük çocukların “Allaha ısmarladık” anlamında ellerini baş­larına götürmelerini sağlamak için söylenen söz.
Baş başa : Birlikte, beraberce; kafa kafaya.
Baş başa vermek : Görüş alışverişinde bulunmak amacıyla bir araya gelmek, bir iş için güçlerini birleştirmek; kafa kafaya vermek.
Baş belası: Sürekli rahatsız eden ve bir türlü kurtulunamayan (kimse,
. şey); başının derdi. (Kars. Tatlı bela)
Baş döndürücü : -1. (Hız ve sürat için) Olağanüstü. -2. Baygınlık veri­ci. -3. Korku verici, korkutucu. -4. Sarhoş edici. -5. Çok büyük, büyük hayranlık uyandıran.
Baş edememek (bir şeyle, biriyle) : -1. O işi basaramamak; o işin üstesinden gelememek. -2. O kimsenin sö* ve davranışlarını düzelte-memek.
Baş eğmek (birine) : Güçlü, sözü geçer bir kimsenin buyruğuna uy­mayı kabul etmek. (Kars. Boyun eğmek.)
Baş etmek (bir şeyle) (bir kimseyle) : Onu yenmeye gücü yetmek, o konuda başarı kazanmak.
Baş göstermek : -1. Ortaya çıkmak, belirmek, gözükmek. -2. (Güneş için) Doğmak.
Baş göz etmek (birini) : Onu evlendimek, evermek.
Baş göz olmak : Evlenmek, evlendirilmek.
Başı ağrımak : Bir işi, kararı vb. nedeniyle sorumlu olmak; bu konular­daki olumsuzluklardan etkilenmek, üzülmek.
Başı altından çıkmak (birinin) : Kötü bir durum onun tasarım ve girişi­miyle meydana gelmek; kafasının atfından çıkmak.
Başı belada olmak : Büyük bir felaketle, sıkıntılı bir durumla karşı kar­şıya olmak.
Başı belaya girmek : Üzücü, tehlikeli bir durumla karşılaşmak. Başı boş bırakmak (birini) (bir şeyi) : Onu de netle meyi p kendi hali­ne bırakmak.
Başı boş kalmak : Denetim altında bulunmamak, karışanı görüşeni ol­mamak.
Başı (baş) çekmek: -1. Bir işte ön ayak olmak, bir işin yapılmasında Öncü olmak. -2. Halayın başında bulunup oyunu yönetmek.
Başı dara düşmek (başı daralmak) : -1. Sıkıntılı bir durum içinde’ ol­mak. -2. Paraca darlığa düşmek.
Başı darda (kalmak, olmak) : Sıkıntı içinde (olmak).
Başı derde girmek (düşmek) : Üzücü, sıkıntı verici bir durumla karşı­laşmak.
Başı dik (dimdik, alnı açık) ; Onurlu; onurlu biçimde.
Başı dertte (olmak) : Sıkıntılı, tehlikeli bir durum içinde (olmak).
Başı dinç (olmak): Herhangi bir kaygısı/sorunu olmayan (olmamak),
huzur içinde yaşayan (yaşamak).
Başı dönmek: -1. Dengesini yitirip düşecek gibi olmak. -2. Kötü bjr «şey karşısında karşısında bunalmak, sıkılmak. -3. Görkemli, ilk kez -
görülen bir şey karşısında şaşırıp kalmak. -4. Ulaştığı zenginlik ya da
mevki nedeniyle şımarıkça davranışlarda bulunmak.
Başı dumanlı: -1. (Dağ için) Tepesini, doruğunu sis bürümüş. -2. İçki­den sarhoş olan ya da sevgi nedeniyle kendinden geçen (kimse); ka­fası dumanlı. -3. Açık seçik düşünebilecek, karar verebilecek, durum­da olmayan (kimse).
Başı eğik (olmak, kalmak): Söz söyleyemez, direnemez, mahcup du­rumda (olmak); kafası eğik.
Başı göğe ermek (değmek) : Beklenmedik bir anda büyük bir mutlu­luğa kavuşmak; bundan ötürü çok böbürlenmek. (Kimi zaman alay’ yolu kullanılır.)
Başı hoş olmamak (bîr şeyle), (biriyle) : -1. Ondan hoşlanmamak. -2. O kimseyle arası bozuk olmak; kafası hoş olmamak.
Başı için (birinin) : Değer verilen kişinin hayatı sözkonusu edilerek kullanılan ant ya da yalvarma sözü.
Başı kabak: -1. Saçları dökülmüş. -2. Başında şapka, başörtüsü vb. olmayan.
Başı kalabalık olmak: Yanında iş, konuşma vb. nedenlerle birçok kimse bulunmak.
Başı kazan gibi olmak : -1. Gürüjtü, vb’den çok rahatsız olmak. -2. Ça­lışmak vb’den dolayı zihinsel yorgunluk duymak; kafası kazan gibi olmak.
Başımla beraber : Memnuniyetle, seve seve, hiç rahatsız olmaksızın.
Başına bela etmek (birini, bir şeyi) : Onu kendisine sıkıntı verecek bir durumu getirmek; o şeyin kendisini tedirgin edecek duruma gel­mesine neden olmak.
Başına bela kesilmek : Bir kimse ya da şey, sıkıntı verecek, dert ola­cak duruma gelmek.
Başına bela olmak : Bir şey ya da kimse sıkıntı verir duruma gelmek.
Başına bela sarmak : Birisine bir şeyi musallat etmek, o şeyin onu ra­hatsız etmesine yol açmak.
Başına belayı satın almak : Rahatsız edici, üzücü olduğu sonradan anlaşılan bir işe kendi isteğiyle girişmiş olmak.
Başına bir şey (bela, bokluk, hal, İş, kaza vb) gelmek : Kötü bir du­ruma düşmek, istenmeyen bir durumla karşılaşmak.
Başına bitmek (birinin) : İstemediği halde yanına gelip bir türlü ordan ayrılmamak, ısrarlı isteklerde bulunmak.
Başına buyruk : -1. Hiç kimseden izin almak gereğini duymadan, İste­diği gibi davranan. -2. özgür, bağımsız (bir biçimde).
Başına çalmak (bir şeyi) : -1. Bir şeyle vurmak. -2. Bir şeyi öfkeyle geri vermek ; kafasına çalmak.
Başına çıkarmak (birinin) : Onu çok şımartmak; tepesine çıkarmak.
Başına çıkmak: Birinin hoşgörüsünü, yakınlığını fırsat bilip şımarıkça davranmak; tepesine çıkmak.
Başına çorap örmek : Birini kötü duruma düşürmek için gizli plan ha­zırlamak; çorap örmek.
Başına dikilmek : Başucunda durmak, rahatsız etmek; tepesine dikil­mek.
Başına iş açmak : Zor, zorunlu bir işe kendi İsteğiyle girişmek. Başına kakmak : Yaptığı iyiliği, iyilik yaptığı kimsenin yüzüne karşı
söyleyerek onu incitmek; kafasına kakmak. Başına kalmak : Bir işin yapılması, bir kimsenin bakımı, ağırlanması
onun görevi olmak.
Başına vur, ağzından lokmasını al: Uysal, boyun eğen (kimse). (Kars. Yumuşak baştı.)
Başından aşağı kaynar sular dökülmek : bk. Başından kaynar su dökülmek.
Başından atmak (defetmek) (birini) (bir şeyi) : -1. Rahatsızlık veren, artık sıkıa olan bir kimseyle olan ilişkiye son vermek. -2. Yapılması güç olan ya da çok zaman alacak olan bir işi bırakmak.
Başından büyük işlere girişmek (kalkışmak) : Bilgi, beceri ve yetkisi­ni aşan işleri yapmak istemek, bunlara yeltenmek.
Başından geçmek: Söz konusu olayı (olayları) yaşamış olmak; söz konusu durumla daha önce karşılaşmış olmak.
Başından (aşağı) kaynar su (sular) dökülmek : Üzücü, utandırıcı bir olay, durum karşısında büyük bir sıkıntı duymak; vücudunu sıcak bir ter basmak; kafasından kaynar su dökülmek.
Başından savmak (bir şeyi, bir kimseyi) : Onu herhangi bir bahane ile uzaklaştırmak.
Başında olmak (bir durum birinin) : Aynı sıkıntılı durumu yaşamakta olmak.
Başında paralansın (parçalansın) : Yapılan bir iyilik çok söylendiğin­de ya da pek bir işe yaramadığında, o iyiliğin artık istenmediğini be­lirten iîenç sözü; kafasında paralansın.
Başını ağrıtmak : -1. Gereksiz, yersiz sözlerle bunaltmak. -2. Tedirgin etmek, uğraştırmak, can sıkmak; kafasını ağırtmak.
Başını (baş) alamamak (bir şeyden): O şeyden kendisini bir türlü kurtaramam ak.
Başını alıp gitmek (kaçmak, savuşmak): -1. Hiç kimseye danışma­dan, haber de vermeden bulunduğu yerden uzaklaşmak. -2. (Fiyat, ücret, faiz vb) Gittikçe artmak, yükselmek.
Başını (başında) beklemek: Bir kimseyi, şeyi korumak, gözetlemek
Başını belaya (derde) sokmak (salmak) : Hiç gereği yokken bir kim­seyi sorumlu kılan, başını ağrıtan bir duruma itmek..
Başını boş bırakmak: Bir şeyi ya da kimseyi kendi haline bırakmak; denetim altına tutmamak.
Başını dinlemek : Kalabalıktan, gürültüden uzak, sessiz sakin bir yer­de dinlenmek; kafasını dinlemek.
Başını döndürmek : -1 .(Korku, içki, tütün vb) Baygınlık vermek, bayıla­cak duruma getirmek. -2. Çok beğenmek, büyük bir ilgi duymak.
Başını ezmek: Birisini bir daha kötülük yapamayacak duruma getir­mek, yok etmek; kafasını ezmek.
Başını gözünü yarmak : Bir işi istenildiği gibi yapmamak; o işi kusur­lu, eksik bir biçimde yapmak; kafasını gözünü yarmak.
Başını (bir şeyden) kaldırmamak (kaldıramamak) : -1. Bir işi yapar­ken hiç ara vermemek, o işin gidişini bozacak başka bir iş yapma­mak; kafasını kaldırmamak. -2. Hasta bir türlü iyileşip ayağa kalka-mamak; kafasını kaldırmamak.
Başını kaşımaya vakti olmamak (başını kaşıyacak durumda olma­mak) : İşleri çok ve sıkışık durumda* olmak; kafasını kaşımaya vakti olmamamak.
Başının artından çıkmak (bir şey, birinin): Kötü bir şey birinin, kur­nazca hazırladığı bir plana göre yapılmak; kafasının altından çık­mak.
Başının çaresine bakmak: İçinde bulunduğu güç durumdan kendi olanaklarıyla kurtuluş yolu aramak.
Başının derdi: (özellikle çocuklar için sitem yollu söylenir) Çok rahat­sızlık veren, eziyet eden; baş belası.
Başının etini yemek : Birisinden ısrarla, bıkkınlık verecek ölçüde bir şeyler istemek; kafasının etini yemek.
Başını şişirmek : Çok konuşmak ya da gürültü vb ederek başının ağrı­masına yol açmak; kafasını şişirmek.
Başını taşa (taştan taşa) vurmak : Bir fırsatı kaçırınca ya da başarısız­lığa uğrayınca çok üzülmek, kafasının taştan taşa vurmak.
Başını yakmak (birinin) : Onu tehlikeli bir duruma sokmak, zarar sokmak
Başını yemek (birinin): -1. Bir kimsenin tehlikeli, güç bir duruma düş­mesine yol açmak. -2. Öldürmek, ölümüne yol açmak. -3. bk. Başı­nın etini yemek.
Başın (başınız) sağ olsun: Bir yakını ölmüş kimseye söylenen teseli sözü.
Başı önünde: -1. Terbiyeli, uslu (kimse). -2. Utangaç, mahcup (kim­se).
Başı sıkışmak (sıkılmak) : Herhangi bir güçlükle karşılaşmak. Başı sonu belli değil: Çok düzensiz, karmakarışık. Başı (başı beyni) şişmek: Gürültü, yorgunluk vb’den çok rahatsız ol­mak; kafası şişmek.
Başı tutmak: Gürültü, fazla konuşma, üzüntü ya da başka bir nedenle başı ağrımaya başlamak; kafası tutmak.
Başı yerine gelmek : Kafası dinlenmiş, yorgunluğu gitmiş olmak; ka­fasın yerine gelmek.
Başı yukarda : Onurlu, kibirli, kendini beğenmiş (kimse). (Kars. Burnu havada)
Baş kaldırmak (bir şeye, birine) : Ayaklanmak, İsyan etmek, karşı gelmek.
Baş kıç belli değil: “Burada, bu toplulukta tam bir kargaşa, düzensiz­lik hâkim: Kim yönetici; kimler yönetiliyor belli değil.” anlamında..
Baş koymak (bîr şeye): Bir ülkü, amaç uğruna ölümü bile göze alıp uğraşmak.
Baş tacı etmek (bîrin): Ona büyük saygı göstermek, değer vermek. Başta gelmek: En ön sırada olmak, üstün durumda bulunmak; önde gelmek.
Başta gitmek : En ileri, en üstün, durumda bulunmak. Baştan aşağı (asağa) (Baştan ayağa); Başından sonuna kadar; bü­tünüyle; tepeden tırnağa.
Baştan başa : Bütünüyle, her yönüyle, iyice,.bir uçtan Öbür uca kadar. (Kars. Tepeden tırnağa)
Baştan çıkarmak (birini) : Onu etkileyerek kötü yola sürüklemek, doğ­ru yoldan saptırmak; ayartmak.
Baştan çıkmak: Yasadışı, ahlakdışı yollara sapmak;, kotu insan ol­mak.
Baştan savma (iş): Özen göstermeden, gelişigüzel bir biçimde yapı­lan (iş).
Baştan savmak: bk. Başından savmak.
Belasını aramak : Kendisi için tehlikeli bir durum yaratmak. (Kars. Ca­nına susamak, eceline susamak, kanına susamak.)
Belasını bulmak : Yaptığı kötülüklerin karşılığını bulmak, cezasını çek­mek.
Belaya çatmak : Tedirgin edici bir durumla ya da kavgacı biriyle karşı­laşmak.
Bel bağlamak (birine, bir şeye): Ona güvenmek, inanmak. Bel bei bakmak : Şaşkın şaşkın bakmak.
Belge almak : İki yıl aynı sınıfta üst üste kalan öğrenci, okuldan uzak­laştırılmak.
Beli bükülmek : Yaşlılık nedeniyle bir iş yapamaz duruma gelmek. Beli gelmek : Cinsel İlişki sırasında boşalmak. Belini bükmek (bir şey, bir kimse birinin): O, söz konusu kimsenin
çaresizlik içinde kıvranmasına yol açmak.
Belini doğrultmak: İşlerini düzene koymak (Kars. (İşi) yoluna koy­mak.)
Belini kırmak: -1. Fena halde dövmek. -2. Hırpalamak, bir şey yapa­maz duruma getirmek. -3. Bir işin en güç kısmını yapıp bitirmek, ko­laylaştırmak
Belirli belirsiz: Çok az belli olan, zorlukla seçilebilen. Belli başlı: -1. En önemli, başlıca. -2. Belirli. Belli belirsiz: Çok az belli olan, kolayca sezilemeyen. Bel vermek: -1. (Duvar için) Ortası kamburlaşmak. -2. (Tavan için)
Aşağı doğru sarkmak.
Benden günah gitti (Benden söylemesi) : “Ben görevimi yaptım, ge­rekeni söyledim; bundan sonrası için sorumluluk kabul etmem.’ anla-, mında.
Benden sonra tufan : Kendinden sonrakileri, sonra olacakları düşün­meyen kimsenin tutumunun yanlışlığını belirtmek için söylenir. Benden uzak olsun da, Mısır’a sultan olsun : “Söz konusu kimse, ne­rede, hangi mevkide olursa olsun, yeterki benden uzakta bulunsun.” anlamında. Bende (sende, onda) o göz var mı? : “Bunlara inanacak kadar saf
mıyım? (saf mısın?) , (saf mı?).” anlamında.
Ben derim bayram haftası, o anlar mangal tahtası: “Benim söyledik­lerimden bambaşka şeyler anlıyor, anlamlar çıkarıyor.” anlamında. Ben diyorum hadımım, o diyor (soruyor) oğul uşaktan neyin var (çoluk çocuktan ne haber?) : “Ben gücüm olmadığını, bu işi yapama­yacağımı söylüyorum; o hâlâ benden yardım istiyor, birtakım işler yapmamı umuyor.” anlamında.
Benim diyen : Kendine çok güvenen (insan).
Benim oğlum bina olur, döner döner yine okur: Hiçbir sonuca var­madan aynı şeyleri yineleyip duran kimse için alay yollu söylenir.
Benzi atmak (uçmak) : Korkudan ya da heyecandan yüzü sararmak; beti benzi atmak.
Benzi kül gibi olmak : Korkudan yüzünden kan çekilmek, yüzü sapsa­rı olmak.
Benzine kan gelmek : İyileşmek, canlanmak.
Berabere kalmak: Bir oyunda her iki tarafın da aldığı sayılar eşit ol­mak, yenişememek.
Bereket versin (bereket ki, bereket versin ki) : -1. “Tanrıya şükür ki.” anlamında yaşanılan kötü bir durum için söylenir. -2. “Tanrı size bol para versin.” anlamında iyi dilek sözü.
Besledik büyüttük danayı, (şimdi) tanımaz oldu anayı: “0 kimseyi biz yetiştirdik, bu hale getirdik, şimdi yüzümüze bile bakmıyor.” anla­mında.

B Harfinin Devamı—->

Di?er Sayfalar: 1 2

Etiketler:

21 Şubat 2009, 16:47 tarihinde Deyimler Sözlüğü kategorisinde yayımlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak istiyorsanız RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

>