adderall
4
Oca

Y Sözlüğü (Deyim)

   Yazan:

Kategori Deyimler Sözlüğü

Sponsorlu Bağlantılar

Yeri yurdu belirsiz: Nerede yatıp kalktığı, nerede dolaştığı belli olma­yan, serseri (kimse).
Yer kabul etmez: Çok günahkâr kimse için söylenir.
Yerle bir etmek (bir yeri) : Orayı arök kullanılamayacak ölçüde tahrip etmek.
Yerle bir olmak : Yok olmak
Yerlere geçmek : Çok utanmak.
Yerli yerinde : Her şey olması gerektiği yerde.
Yerli yersiz: Uygun olup olmadığına bakmadan, gelişigüzel zaman­da, saçma sapan.
Yer tutmak : -1. Belirli bir yer, hacim kaplamak -2. Bir yerin kendisine ayrılmasını sağlamak.
Yer vermek (bir şeye) (birine): -1. Ona önem vermek, onu önemli saymak -2. Ona önemli bir görev vermek -3. Bir olaya yol açmak -3. Kendi yerini başkasına bırakmak
Yer yarılıp İçine girmek: -1. Kaybedilen (kaybolan) bir şey bir türlü bulunamamak -2. Utanandan ne yapacağını bilemez duruma gel­mek ‘ .
Yer yerinden oynamak: -1. Bir olay toplumda büyük bir telaş, coşku, kargaşa, tedirginlik yaratmak. -2. Bir iş çok gürültülü ve telaşlı bir bi­çimde yapılmak
Yeşil ışık yakmak (bir şeye, birine) : Ona, bir işin yapılmasına izin vermek
Yıkım olmak : Bir iş, bir kimse için büyük bir felaketle sonuçlanmak
Yılan hikâyesi: Bir türlü sonuçlanmayan, sonuca- kavuşturulmayan iş, sorun vb.
Yıldırımları üstüne çekmek: bk Şimşekleri üstüne çekmek.
Yıldızı düşük : Talihsiz (kimse).
Yıldızı parlamak: Un kazanmak, tanınmaya başlamak
Yıldızı sönmek : Ününü yitirmek, gözden düşmek
Yıldızları barışık olmak: Birbirleriyle iyi anlaşmak, iyi geçinmek
Yırtık pırtık: Çok yırtık, eskimiş, parça parça.
Yiğitliğe bok (leke) sürmemek : Mertliğe aykırı davranışta bulunma­mak.
Yiğitlik sende (bende) kalsın : “Bu çekişmeli, tartışmalı konuda anla-
yıştı, hoşgörülü, efendice davranan sen ot (ben olayım).1 anlamında.
Yiyim yeri yapmak (etmek) (birini, bir yeri) : Bir kimseden ya da yer­den sürekli olarak haksız kazanç sağlamak
Yiyip bitirmek (birini): -1. Bir kimseyi sürekli tedirgin etmek -2. Yıkı­mına neden olmak -3. Bir kimseden sürekli olarak para sızdırmak
Yok canım : -1. “İnanılacak gibi değil, inanmam.” -2. “Doğru mu? Öyle mi? Vay canına!” anlamında şaşma bildirir.
Yok devenin başı: “Bu konuyu çok abartıyorsun.” anlamında.
Yok pahasına : Değerinden az bir parayla, çok ucuza.
Yok satmak: Bir malı yokluğu yüzünden satamamak
Yok yere : Hiçbir neden yokken, boşu boşuna; nafile yere.
Yol açmak : -1. Bir davranışıyla tehlikeli bir durumun oluşmasına ne­den olmak. -2. Davranışlarıyla başkalarına kötü örnek olmak.
Yola düşmek : Bir yere gitmek üzere yola çıkmak
Yola düzülmek : Yola çıkıp yürümeye başlamak
Yola gelmek : Davranışlarını düzeltmek uslanmak
Yola getirmek (birini) : Davranışlarını düzeltmesini, uslanmasını sağ­lamak (Kars. Başa çıkmak.)
Yol almak: -1. Yolda ilerlemek -2. Bir işte, alanda ilerlemek, ileri git­mek
Yol aramak : İstenilen sonuca ulaştıracak bir çare aramak
Yol bulmak : Çözüm yolu bulmak; çare bulmak.
Yolcudur abbas bağlasan durmak: bk Abbas yolcu.
Yol çizmek : Ne yapacağı, nasıl yapacağı konusunda plan yapmak
Yoldan çıkmak : -1. Kötü, yanlış, tehlikeli davranışlara, eğilimlere yö­nelmek -2. (Kadın için) Orospu olmak kötü yola düşmek
Yolgeçen hanı: Hemerf herkesin gelip geçerken uğradığı yer.
Yol görünmek : Bir yere gitmek gerektiği anlaşılmak
Yol göstermek (birine) : Ona herhangi bir konuda neler yapması, na­sıl yapması gerektiği konusunda akıl vermek; örnek olmak, kılavuz­luk etmek.
Yol gözlemek: Bir kimsenin gelmesini, bir şeyin olmasını beklemek, ummak
Yol iz bilmek : -1. Gideceği yeri bilmek -2. Görgülü davranmak
Yol kesmek (vurmak) : Issız yörelerde soygun yapmak.
Yollara dökülmek: Kalabalık halde yolda olmak.
Yollara düşmek: Herhangi bir önemli jş nedeniyle yola çıkmak, ora­dan oraya gitmek.
Yol olmak: Bir davranış, başkalarının da aynı davranışı yapmasıyla alışkanlık haline gelmek.
Yolsuz yöntemsiz: Kural ve yöntemlere uygun ol onayarak.
Yol tepmek: Çok uzun süre yürümek.
Yol tutmak : Genel olarak yaşamını ya da herhangi bir konudaki dav­ranış ve eylemlerini kendine özgü bir düzen içinde sürdürmek.
Yolu düşmek (bir yere) : O yer yolu üzerinde bulunmak, oraya uğra­mak.
Yoluna can vermek (baş koymak) : Birinin uğruna ölümü bile göze
almak
Yolun (yolunuz) açık olsun : “Gittiğiniz yere kazasız belasız gitmenizi
dilerim.” anlamında.
Yoluna girmek (iş): O iş istenildiği gibi yürümek (olmak). Yoluna koymak (işi): Bir işi düzene koymak (Kars. Belini doğrult-
mak.)
Yolunda gitmek: -1. Bir iş istenildiği gibi yürümek. -2. Bir kimseyi izle­mek, onun gibi yapmak
Yolunu beklemek (gözlemek): Gelmesini beklemek
Yolunu bulmak: -1. Amacına uygun bir çalışma düzeni içine girmek. -2. Bir işin yapılmasındaki kolaylığı bulmak -3. Yasadışı yollardan ka­zanç sağlamak.
Yolunu yapmak : Bir işi olumlu bir biçimde sonuçlandırabilmek için uy­gun girişimlerde bulunmak.
Yolu tutmak : Bir yoldan hiç kimseyi geçirmemek ya da geçenleri de­netlemek için gerekli Önlemleri almak.
Yol vermek: -1. Geçmesine müsaade etmek -2. İşten uzaklaştırmak, görevine son vermek (Kars. Kapının önüne koymak, sepet havası
çalmak.)
Yol yakınken : Yakın olduğu sezilen kötü duruma düşmeden, fazla ge­cikmeden.
Yol yordam : Herhangi bir şeyi yaparken uyulan kural ve yöntemlerin
tümü.
Yorgan döşek yatmak: bk Yatak yorgan yatmak
Yorgan gitti kavga bitti: “Anlaşmazlığı doğuran neden ortadan kalkın­ca çekişme de son bulmuş oldu.” anlamında.
Yorgun argın : İyice yorulmuş, gücü kuvveti tükenmiş olarak
Yorgun düşmek : Hertıangi bir işi yaparken çok yorulmuş olmak
Yorgunluğunu almak: -1. Bir süre dinlenerek yorgunluğunu gider­mek -2. Bir şey kimi yönleriyle bir kimsenin yorgunluğunu gidermek
Yorgunluğunu (yorgunluk) çıkarmak : Yorgunluğu dinlendirici bir şey­le ya da işle gidermek
Yorgunu yokuşa sürmek : Zor bir işi birtakım söz ve davranışlarla da­ha da zorlaştırmak; işi yokuşa sürmek.
Yön vermek (birine, bir şeye) : Ona yeni bir biçim ve düzen vermek; İstikamet vermek
Yörüngesine oturmak: Bir iş istenilen yönde gelişmek, yoluna gir­mek; rayına oturmak.
Yörüngesine oturtmak (bir işi) : O işi yoluna koymak; rayına oturt­mak.
Yufka yürekli: Acıklı durumlara katlanamayan (kimse); yüreği yufka.
Yuf (yuha) çekmek (yuhaya tutmak): Beğenilmeyen bir davranış; söz vb’yi protesto etmek İçin “yuh” diye bağırmak
Yukarıdan aşağı süzmek (birini): Bir kimsenin her yanına dikkatlice bakmak
Yukarıdan bakmak (birine) : bk Tepeden bakmak.
Yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal: bk. Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık.
Yuları birinin elinde olmak : O kimsenin her şekilde denetiminde, bo­yunduruğunda olmak, ona bağımlı olmak
Yuları eksik.: Kaba, görgüsüz (kimse).
Yuları ele vermek (kaptırmak) : Başkasının buyruğu altına girmek.
Yumruk atmak (indirmek): Yumrukla vurmak
Yumruk göstermek : Korkutmak, tehdit etmek.
Yumruk kadar : -1. Küçük (çocuk). -2. Aşağı yukarı yumruk büyüklü­ğünde olan.
Yumruk yumruğa gelmek : Yumruk vurarak döğüşmek.
Yumurta kapıya gelmek (dayanmak): Yapılacak iş için zaman çok daralmış olmak, çok sıkışmak
Yumuşak başlı: Söz dinleyen, uslu,, uysal (kimse).
Yumuşak yüzlü : Hemen her İstenileni, güceniklik olmasın diye yap­maya çalışan (kimse).
Yurt tutmak: Bir yen yurt edinmek, o yerde devamlı yaşamaya başla­mak; vatan tutmak.
Yuva kurmak: Evlenmek.
Yuvarlak hesap : Küçük tutarlar atıldıktan sonra geriye kalan hesap;
toparlak hesap.
Yuvarlak konuşmak: Gerekeni kesin olarak söylememek, genel ola­rak konuşmak, değişik yorumlanabilecek sözler söylemek.
Yuvarlak laflar: Açık, somut olmayan sözler.
Yuvarlak sayı: Bütüne tamamlanmış sayı.
Yuvarlanıp gitmek : -1. İçinde bulunulan koşullara ve gelir durumuna göre yaşamını sürdürmek. -2. Birdenbire Ölmek.
Yuvasını bozmak {dağıtmak): Aile birliğini, dayanışmasını bozmak.
Yuvasını yapmak : Ona hak ettiği karşılığı vermek; onun hakkında gel­mek.
Yuvasını yıkmak: -1. Biri birtakım nedenlerle kendi aile düzenini boz­mak. -2. Bir kimsenin eşinden ayrılmasına yol açmak.
Yük kaldırmak: İşlerin en zorlusunu üzerine alıp ötekilerin işini kolay­laştırmak.
Yük olmak (birine) : -1. Bir kimseyi, başka birinin masrafını ödemek durumunda bırakmak. -2. Güç bir işi başkasına yaptırıp onu sıkıntıya sokmak.
Yüksek perdeden konuşmak: -1. Bir yerde herhangi bir nedenle yük­sek sesle konuşmak. -2. Kendini başkalarından üstün gördüğünü ima eder biçimde konuşmak. -3. Gerçekleştirilmesi güç olan işleri ya­pabileceğini abartılı biçimde söylemek.
Yüksekten atmak: Yapılması çok güç olan ya da kendi bilgi, beceri ve yeteneğini aşan işleri yapabileceğini söylemek. (Kars. Mangalda kül bırakmamak, martaval atmak, palavra atmak.)
Yüksekten bakmak (birine) : bk. Tepeden bakmak.
Yüksekten uçmak (yükseklerde dolaşmak) : Elde edilmesi güç şey­leri istemek.
Yükte hafif pahada ağır : Taşınması kolay, parasal değeri yüksek eş­ya için söylenir.
Yükünü tutmak: Herhangi bir işten çok para kazanıp zengin olmak
Yüreği ağzına gelmek: Beklemediği bir anda karşılaştığı tehlikeli bir olay nedeniyle çok korkmak.
Yüreği dayanmamak (bir şeye): Herhangi bir acıklı durum karşısın­da büyük bir act duymak; içi dayanmamak.
Yüreği çarpmak : Heyecan, korku vb. nedeniyle yüreği hızlı çalışmak.’
Yüreği geniş : Hiçbir şeyi kendine dert edinmeyen (kimse); içi geniş.
Yüreği götürmemek (kaldırmamak) : Üzücü bir duruma katlanama-mak; İçi götürmemek.
Yüreği hop etmek (hoplamak): Bir şeyden birdenbire korkup heye­canlanmak; içi hop etmek.
Yüreği kalkmak : Çok korkmak, korkup heyecanlanmak.
Yüreğine (soğuk) su serpilmek: Duyduğu ferahlatıcı bir olay, haber nedeniyle üzüntüsü, kaygısı azalmak, hafiflemek.
Yüreği oynamak : Çok korkmak
Yüreği parçalanmak (parça parça olmak): Herhangi bir actlı, üzücü durumdan çok üzülmek, bu durumda dan kimseye, çok acımak; içi parçalanmak.
Yüreğine işlemek: Bir şeyden olumsuz yönde etkilenip üzülmek, içi­ne işlemek; içine işlemek.
Yüreğine od (ateş) düşmek: Büyük acı duymak; içine od (ateş) düşmek.
Yüreği yağ bağlamak: İstediği bir şey gerçekleştiği için çok sevin­mek.
Yüreği yufka : bk. Yufka yürekli.
Yürek Selanik (birinde): (Şaka yollu) Çok korkak (kimse).
Yürürlüğe girmek: Bir anlaşma, yasa vb.de yer alan maddeler (hü­kümler) kararlaştırılmış bir tarihte uygulanmaya başlanmak.
Yüz aklığıyla (yüzünün akıyla) çıkmak (bîr işten) : Bir işi kendisin­den beklendiği gibi eksiksiz ve başarılı bir biçimde yapıp bitirmek.
Yüz bulmak (biri, birinden): -1. Ondan yakın ilgi ve destek görmek. -2. Ondan şımarmasını, yaramazlık yapmasını hoş görecek kadar ilgi ve yakınlık görmek.
Yüz bulunca (verince) astar istemek (yüz verdikçe yüz daha İste­mek) : Gördüğü küçük bir ilgiden şımarıp, olmayacak işler yapmaya kalkışmak.
Yüz çevirmek (birinden): Ona karşı gösterdiği yakın ilgi ve desteği kesmek. (Kars. Dirsek çevirmek.)
Yüze gülmek (biri) (bir şey): -1. Yapmacık olarak güler yüz göster­mek. -2. İç açan, ferahlık veren bir görünüşü olmak.
Yüzüne gülmek : -1. Ortadostmuşgtbi davranmak. t2. Ona ilgi göster­mek.
Yüzüne güfmak: Ona dalkavukluk etmek.
Yüzüne kan gelmek: Sağlığına kavuşmak.
Yüzüne karşı (söylemek): Karşısına geçip, çekinmeden (söylemek).
Yüzüne tükürseler yağmur yağıyor sanır : “Hiçbir sözü ya da davranı­şı onur kına saymıyor, arsızca davranıyor.” anlamında.
Yüzüne vurmak (çarpmak) (bir suçu, kabahati): Kabahatini, kusuru­nu yüzüne karşı söyleyip ayıplamak, kınamak
Yüzünü ağartmak: Kendisinin-ya da başkasının övüneceği bir iş yap­mış olmak.
Yüzünü ekşitmek (buruşturmak) : Herhangi bir şeyden memnunluk
duymadığını yüz ifadesiyle belirtmek.
Yüzünü gören cennetlik : “Hiç ortalıkta görünmüyor (görünmüyor-
sun).” anlamında sitem sözü.
Yüzünü görmemek: Birini uzun süreden beri görmemiş olmak.
Yüzünü güldürmek : Onu sevindirmek, mutlu etmek.
Yüzünü kara çıkarmak: Birini, ileri sürdüğü bir görüşte yanıldığını or­taya koyarak utandırmak.
Yüzünü kızartmak: -1. Herhangi bir şeyi yapmadan.önce utandığını yüz ifadesiyle belli etmek. -2. Birini utanacak bir duruma düşürmek.
Yüzünün akıyla çıkmak (bir işten): Yüz akıyla çıkmak.
Yüzünü şeytan görsün : Sevilmeyen bir kişiye duyulan nefreti bildirir.
Yüzünüze güller (gülsuyu) : İğrenç bir şey anlatılırken, orada bulunan­lar tiksinmesin diye söylenir.
Yüzü olmamak: bk. Yüzü kalmamak.
Yüzüstü bırakmak (birini) (bir şeyi): -1. Onu yapayalnız, kötü bir du­rumda bırakmak. -2. Bir işi savsaklamak, ihmal etmek.
Yüzüstü kalmak : Bir iş zamanında yapılmamak.
Yüzü suyu hürmetine : Ona duyulan saygı gereği.
Yüzü tutmamak(bir şey söylemeye): Çekinme, sıkılma, gibi nedenler­le bir kimseden bir şey istemeye, ona bir şey söylemeye çekinmek.
Yüzü yerde : Mahcup, utangaç, alçak gönüllü (kimse).
Yüzü yok: “Bir şey istemeye, yapmaya cesareti yok.” anlamında.
Yüz vermek (birine): -1. Ona ilgi ve yakınlık göstermek. -2. Ona hoş­görülü davranmak, onu şımartmak.
Yüz yüze bakmak: Birbirleriyle her zaman karşı karşıya gelip konuşur
durumda olmak
Yüz yüze gelmek: Karşılaşmak, karşı karşıya gelmek.

Önceki Sayfa

Diğer Harfler

A, B, Ç-C, D, E, F, G, H, I-İ, J, K, L, M, N, O-Ö, P, R, S-Ş, T, U-Ü, V, Y, Z

Diğer Sayfalar: 1 2

En Güzel Paylaşımlar İçin Mail Grubumuza Üye Olun
E-posta:

Etiketler:

04 Ocak 2009, 12:09 tarihinde Deyimler Sözlüğü kategorisinde yayımlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak istiyorsanız RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

>