Y Sözlüğü (Deyim)

4 Ocak 2009 tarihinde tarafından eklendi.

Yeri yurdu belirsiz: Nerede yatıp kalktığı, nerede dolaştığı belli olma­yan, serseri (kimse).
Yer kabul etmez: Çok günahkâr kimse için söylenir.
Yerle bir etmek (bir yeri) : Orayı arök kullanılamayacak ölçüde tahrip etmek.
Yerle bir olmak : Yok olmak
Yerlere geçmek : Çok utanmak.
Yerli yerinde : Her şey olması gerektiği yerde.
Yerli yersiz: Uygun olup olmadığına bakmadan, gelişigüzel zaman­da, saçma sapan.
Yer tutmak : -1. Belirli bir yer, hacim kaplamak -2. Bir yerin kendisine ayrılmasını sağlamak.
Yer vermek (bir şeye) (birine): -1. Ona önem vermek, onu önemli saymak -2. Ona önemli bir görev vermek -3. Bir olaya yol açmak -3. Kendi yerini başkasına bırakmak
Yer yarılıp İçine girmek: -1. Kaybedilen (kaybolan) bir şey bir türlü bulunamamak -2. Utanandan ne yapacağını bilemez duruma gel­mek ‘ .
Yer yerinden oynamak: -1. Bir olay toplumda büyük bir telaş, coşku, kargaşa, tedirginlik yaratmak. -2. Bir iş çok gürültülü ve telaşlı bir bi­çimde yapılmak
Yeşil ışık yakmak (bir şeye, birine) : Ona, bir işin yapılmasına izin vermek
Yıkım olmak : Bir iş, bir kimse için büyük bir felaketle sonuçlanmak
Yılan hikâyesi: Bir türlü sonuçlanmayan, sonuca- kavuşturulmayan iş, sorun vb.
Yıldırımları üstüne çekmek: bk Şimşekleri üstüne çekmek.
Yıldızı düşük : Talihsiz (kimse).
Yıldızı parlamak: Un kazanmak, tanınmaya başlamak
Yıldızı sönmek : Ününü yitirmek, gözden düşmek
Yıldızları barışık olmak: Birbirleriyle iyi anlaşmak, iyi geçinmek
Yırtık pırtık: Çok yırtık, eskimiş, parça parça.
Yiğitliğe bok (leke) sürmemek : Mertliğe aykırı davranışta bulunma­mak.
Yiğitlik sende (bende) kalsın : “Bu çekişmeli, tartışmalı konuda anla-
yıştı, hoşgörülü, efendice davranan sen ot (ben olayım).1 anlamında.
Yiyim yeri yapmak (etmek) (birini, bir yeri) : Bir kimseden ya da yer­den sürekli olarak haksız kazanç sağlamak
Yiyip bitirmek (birini): -1. Bir kimseyi sürekli tedirgin etmek -2. Yıkı­mına neden olmak -3. Bir kimseden sürekli olarak para sızdırmak
Yok canım : -1. “İnanılacak gibi değil, inanmam.” -2. “Doğru mu? Öyle mi? Vay canına!” anlamında şaşma bildirir.
Yok devenin başı: “Bu konuyu çok abartıyorsun.” anlamında.
Yok pahasına : Değerinden az bir parayla, çok ucuza.
Yok satmak: Bir malı yokluğu yüzünden satamamak
Yok yere : Hiçbir neden yokken, boşu boşuna; nafile yere.
Yol açmak : -1. Bir davranışıyla tehlikeli bir durumun oluşmasına ne­den olmak. -2. Davranışlarıyla başkalarına kötü örnek olmak.
Yola düşmek : Bir yere gitmek üzere yola çıkmak
Yola düzülmek : Yola çıkıp yürümeye başlamak
Yola gelmek : Davranışlarını düzeltmek uslanmak
Yola getirmek (birini) : Davranışlarını düzeltmesini, uslanmasını sağ­lamak (Kars. Başa çıkmak.)
Yol almak: -1. Yolda ilerlemek -2. Bir işte, alanda ilerlemek, ileri git­mek
Yol aramak : İstenilen sonuca ulaştıracak bir çare aramak
Yol bulmak : Çözüm yolu bulmak; çare bulmak.
Yolcudur abbas bağlasan durmak: bk Abbas yolcu.
Yol çizmek : Ne yapacağı, nasıl yapacağı konusunda plan yapmak
Yoldan çıkmak : -1. Kötü, yanlış, tehlikeli davranışlara, eğilimlere yö­nelmek -2. (Kadın için) Orospu olmak kötü yola düşmek
Yolgeçen hanı: Hemerf herkesin gelip geçerken uğradığı yer.
Yol görünmek : Bir yere gitmek gerektiği anlaşılmak
Yol göstermek (birine) : Ona herhangi bir konuda neler yapması, na­sıl yapması gerektiği konusunda akıl vermek; örnek olmak, kılavuz­luk etmek.
Yol gözlemek: Bir kimsenin gelmesini, bir şeyin olmasını beklemek, ummak
Yol iz bilmek : -1. Gideceği yeri bilmek -2. Görgülü davranmak
Yol kesmek (vurmak) : Issız yörelerde soygun yapmak.
Yollara dökülmek: Kalabalık halde yolda olmak.
Yollara düşmek: Herhangi bir önemli jş nedeniyle yola çıkmak, ora­dan oraya gitmek.
Yol olmak: Bir davranış, başkalarının da aynı davranışı yapmasıyla alışkanlık haline gelmek.
Yolsuz yöntemsiz: Kural ve yöntemlere uygun ol onayarak.
Yol tepmek: Çok uzun süre yürümek.
Yol tutmak : Genel olarak yaşamını ya da herhangi bir konudaki dav­ranış ve eylemlerini kendine özgü bir düzen içinde sürdürmek.
Yolu düşmek (bir yere) : O yer yolu üzerinde bulunmak, oraya uğra­mak.
Yoluna can vermek (baş koymak) : Birinin uğruna ölümü bile göze
almak
Yolun (yolunuz) açık olsun : “Gittiğiniz yere kazasız belasız gitmenizi
dilerim.” anlamında.
Yoluna girmek (iş): O iş istenildiği gibi yürümek (olmak). Yoluna koymak (işi): Bir işi düzene koymak (Kars. Belini doğrult-
mak.)
Yolunda gitmek: -1. Bir iş istenildiği gibi yürümek. -2. Bir kimseyi izle­mek, onun gibi yapmak
Yolunu beklemek (gözlemek): Gelmesini beklemek
Yolunu bulmak: -1. Amacına uygun bir çalışma düzeni içine girmek. -2. Bir işin yapılmasındaki kolaylığı bulmak -3. Yasadışı yollardan ka­zanç sağlamak.
Yolunu yapmak : Bir işi olumlu bir biçimde sonuçlandırabilmek için uy­gun girişimlerde bulunmak.
Yolu tutmak : Bir yoldan hiç kimseyi geçirmemek ya da geçenleri de­netlemek için gerekli Önlemleri almak.
Yol vermek: -1. Geçmesine müsaade etmek -2. İşten uzaklaştırmak, görevine son vermek (Kars. Kapının önüne koymak, sepet havası
çalmak.)
Yol yakınken : Yakın olduğu sezilen kötü duruma düşmeden, fazla ge­cikmeden.
Yol yordam : Herhangi bir şeyi yaparken uyulan kural ve yöntemlerin
tümü.
Yorgan döşek yatmak: bk Yatak yorgan yatmak
Yorgan gitti kavga bitti: “Anlaşmazlığı doğuran neden ortadan kalkın­ca çekişme de son bulmuş oldu.” anlamında.
Yorgun argın : İyice yorulmuş, gücü kuvveti tükenmiş olarak
Yorgun düşmek : Hertıangi bir işi yaparken çok yorulmuş olmak
Yorgunluğunu almak: -1. Bir süre dinlenerek yorgunluğunu gider­mek -2. Bir şey kimi yönleriyle bir kimsenin yorgunluğunu gidermek
Yorgunluğunu (yorgunluk) çıkarmak : Yorgunluğu dinlendirici bir şey­le ya da işle gidermek
Yorgunu yokuşa sürmek : Zor bir işi birtakım söz ve davranışlarla da­ha da zorlaştırmak; işi yokuşa sürmek.
Yön vermek (birine, bir şeye) : Ona yeni bir biçim ve düzen vermek; İstikamet vermek
Yörüngesine oturmak: Bir iş istenilen yönde gelişmek, yoluna gir­mek; rayına oturmak.
Yörüngesine oturtmak (bir işi) : O işi yoluna koymak; rayına oturt­mak.
Yufka yürekli: Acıklı durumlara katlanamayan (kimse); yüreği yufka.
Yuf (yuha) çekmek (yuhaya tutmak): Beğenilmeyen bir davranış; söz vb’yi protesto etmek İçin “yuh” diye bağırmak
Yukarıdan aşağı süzmek (birini): Bir kimsenin her yanına dikkatlice bakmak
Yukarıdan bakmak (birine) : bk Tepeden bakmak.
Yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal: bk. Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık.
Yuları birinin elinde olmak : O kimsenin her şekilde denetiminde, bo­yunduruğunda olmak, ona bağımlı olmak
Yuları eksik.: Kaba, görgüsüz (kimse).
Yuları ele vermek (kaptırmak) : Başkasının buyruğu altına girmek.
Yumruk atmak (indirmek): Yumrukla vurmak
Yumruk göstermek : Korkutmak, tehdit etmek.
Yumruk kadar : -1. Küçük (çocuk). -2. Aşağı yukarı yumruk büyüklü­ğünde olan.
Yumruk yumruğa gelmek : Yumruk vurarak döğüşmek.
Yumurta kapıya gelmek (dayanmak): Yapılacak iş için zaman çok daralmış olmak, çok sıkışmak
Yumuşak başlı: Söz dinleyen, uslu,, uysal (kimse).
Yumuşak yüzlü : Hemen her İstenileni, güceniklik olmasın diye yap­maya çalışan (kimse).
Yurt tutmak: Bir yen yurt edinmek, o yerde devamlı yaşamaya başla­mak; vatan tutmak.
Yuva kurmak: Evlenmek.
Yuvarlak hesap : Küçük tutarlar atıldıktan sonra geriye kalan hesap;
toparlak hesap.
Yuvarlak konuşmak: Gerekeni kesin olarak söylememek, genel ola­rak konuşmak, değişik yorumlanabilecek sözler söylemek.
Yuvarlak laflar: Açık, somut olmayan sözler.
Yuvarlak sayı: Bütüne tamamlanmış sayı.
Yuvarlanıp gitmek : -1. İçinde bulunulan koşullara ve gelir durumuna göre yaşamını sürdürmek. -2. Birdenbire Ölmek.
Yuvasını bozmak {dağıtmak): Aile birliğini, dayanışmasını bozmak.
Yuvasını yapmak : Ona hak ettiği karşılığı vermek; onun hakkında gel­mek.
Yuvasını yıkmak: -1. Biri birtakım nedenlerle kendi aile düzenini boz­mak. -2. Bir kimsenin eşinden ayrılmasına yol açmak.
Yük kaldırmak: İşlerin en zorlusunu üzerine alıp ötekilerin işini kolay­laştırmak.
Yük olmak (birine) : -1. Bir kimseyi, başka birinin masrafını ödemek durumunda bırakmak. -2. Güç bir işi başkasına yaptırıp onu sıkıntıya sokmak.
Yüksek perdeden konuşmak: -1. Bir yerde herhangi bir nedenle yük­sek sesle konuşmak. -2. Kendini başkalarından üstün gördüğünü ima eder biçimde konuşmak. -3. Gerçekleştirilmesi güç olan işleri ya­pabileceğini abartılı biçimde söylemek.
Yüksekten atmak: Yapılması çok güç olan ya da kendi bilgi, beceri ve yeteneğini aşan işleri yapabileceğini söylemek. (Kars. Mangalda kül bırakmamak, martaval atmak, palavra atmak.)
Yüksekten bakmak (birine) : bk. Tepeden bakmak.
Yüksekten uçmak (yükseklerde dolaşmak) : Elde edilmesi güç şey­leri istemek.
Yükte hafif pahada ağır : Taşınması kolay, parasal değeri yüksek eş­ya için söylenir.
Yükünü tutmak: Herhangi bir işten çok para kazanıp zengin olmak
Yüreği ağzına gelmek: Beklemediği bir anda karşılaştığı tehlikeli bir olay nedeniyle çok korkmak.
Yüreği dayanmamak (bir şeye): Herhangi bir acıklı durum karşısın­da büyük bir act duymak; içi dayanmamak.
Yüreği çarpmak : Heyecan, korku vb. nedeniyle yüreği hızlı çalışmak.’
Yüreği geniş : Hiçbir şeyi kendine dert edinmeyen (kimse); içi geniş.
Yüreği götürmemek (kaldırmamak) : Üzücü bir duruma katlanama-mak; İçi götürmemek.
Yüreği hop etmek (hoplamak): Bir şeyden birdenbire korkup heye­canlanmak; içi hop etmek.
Yüreği kalkmak : Çok korkmak, korkup heyecanlanmak.
Yüreğine (soğuk) su serpilmek: Duyduğu ferahlatıcı bir olay, haber nedeniyle üzüntüsü, kaygısı azalmak, hafiflemek.
Yüreği oynamak : Çok korkmak
Yüreği parçalanmak (parça parça olmak): Herhangi bir actlı, üzücü durumdan çok üzülmek, bu durumda dan kimseye, çok acımak; içi parçalanmak.
Yüreğine işlemek: Bir şeyden olumsuz yönde etkilenip üzülmek, içi­ne işlemek; içine işlemek.
Yüreğine od (ateş) düşmek: Büyük acı duymak; içine od (ateş) düşmek.
Yüreği yağ bağlamak: İstediği bir şey gerçekleştiği için çok sevin­mek.
Yüreği yufka : bk. Yufka yürekli.
Yürek Selanik (birinde): (Şaka yollu) Çok korkak (kimse).
Yürürlüğe girmek: Bir anlaşma, yasa vb.de yer alan maddeler (hü­kümler) kararlaştırılmış bir tarihte uygulanmaya başlanmak.
Yüz aklığıyla (yüzünün akıyla) çıkmak (bîr işten) : Bir işi kendisin­den beklendiği gibi eksiksiz ve başarılı bir biçimde yapıp bitirmek.
Yüz bulmak (biri, birinden): -1. Ondan yakın ilgi ve destek görmek. -2. Ondan şımarmasını, yaramazlık yapmasını hoş görecek kadar ilgi ve yakınlık görmek.
Yüz bulunca (verince) astar istemek (yüz verdikçe yüz daha İste­mek) : Gördüğü küçük bir ilgiden şımarıp, olmayacak işler yapmaya kalkışmak.
Yüz çevirmek (birinden): Ona karşı gösterdiği yakın ilgi ve desteği kesmek. (Kars. Dirsek çevirmek.)
Yüze gülmek (biri) (bir şey): -1. Yapmacık olarak güler yüz göster­mek. -2. İç açan, ferahlık veren bir görünüşü olmak.
Yüzüne gülmek : -1. Ortadostmuşgtbi davranmak. t2. Ona ilgi göster­mek.
Yüzüne güfmak: Ona dalkavukluk etmek.
Yüzüne kan gelmek: Sağlığına kavuşmak.
Yüzüne karşı (söylemek): Karşısına geçip, çekinmeden (söylemek).
Yüzüne tükürseler yağmur yağıyor sanır : “Hiçbir sözü ya da davranı­şı onur kına saymıyor, arsızca davranıyor.” anlamında.
Yüzüne vurmak (çarpmak) (bir suçu, kabahati): Kabahatini, kusuru­nu yüzüne karşı söyleyip ayıplamak, kınamak
Yüzünü ağartmak: Kendisinin-ya da başkasının övüneceği bir iş yap­mış olmak.
Yüzünü ekşitmek (buruşturmak) : Herhangi bir şeyden memnunluk
duymadığını yüz ifadesiyle belirtmek.
Yüzünü gören cennetlik : “Hiç ortalıkta görünmüyor (görünmüyor-
sun).” anlamında sitem sözü.
Yüzünü görmemek: Birini uzun süreden beri görmemiş olmak.
Yüzünü güldürmek : Onu sevindirmek, mutlu etmek.
Yüzünü kara çıkarmak: Birini, ileri sürdüğü bir görüşte yanıldığını or­taya koyarak utandırmak.
Yüzünü kızartmak: -1. Herhangi bir şeyi yapmadan.önce utandığını yüz ifadesiyle belli etmek. -2. Birini utanacak bir duruma düşürmek.
Yüzünün akıyla çıkmak (bir işten): Yüz akıyla çıkmak.
Yüzünü şeytan görsün : Sevilmeyen bir kişiye duyulan nefreti bildirir.
Yüzünüze güller (gülsuyu) : İğrenç bir şey anlatılırken, orada bulunan­lar tiksinmesin diye söylenir.
Yüzü olmamak: bk. Yüzü kalmamak.
Yüzüstü bırakmak (birini) (bir şeyi): -1. Onu yapayalnız, kötü bir du­rumda bırakmak. -2. Bir işi savsaklamak, ihmal etmek.
Yüzüstü kalmak : Bir iş zamanında yapılmamak.
Yüzü suyu hürmetine : Ona duyulan saygı gereği.
Yüzü tutmamak(bir şey söylemeye): Çekinme, sıkılma, gibi nedenler­le bir kimseden bir şey istemeye, ona bir şey söylemeye çekinmek.
Yüzü yerde : Mahcup, utangaç, alçak gönüllü (kimse).
Yüzü yok: “Bir şey istemeye, yapmaya cesareti yok.” anlamında.
Yüz vermek (birine): -1. Ona ilgi ve yakınlık göstermek. -2. Ona hoş­görülü davranmak, onu şımartmak.
Yüz yüze bakmak: Birbirleriyle her zaman karşı karşıya gelip konuşur
durumda olmak
Yüz yüze gelmek: Karşılaşmak, karşı karşıya gelmek.

Önceki Sayfa

Diğer Harfler

A, B, Ç-C, D, E, F, G, H, I-İ, J, K, L, M, N, O-Ö, P, R, S-Ş, T, U-Ü, V, Y, Z

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Hece Ölçüsü