21
Şub

G Sözlüğü (Deyim)

   Yazan:

Kategori Deyimler Sözlüğü

Sponsorlu Ba?lant?lar

Gafil avlamak (birini): Onu habersiz ve hazırlıksız olduğu bir sırada bastırmak, güç duruma düşürmek.
Gaf yapmak: Farkında olmadan yersiz bir davranışta bulunmak ya da bir kimseyi incitecek söz söylemek (Kars. Baltayı taşa vurmak, çam devirmek, pot kırmak.)
Gaipten haber vermek : Gelecekte neler olacağını söylemek, bilinme­yen âlemden haber vermek
Galebe çalmak: Üstünlük sağlamak, yenmek
Galeyana gelmek : Bir şeyden çok etkilenmek, heyecanlanıp coşmak
Galeyana getirmek (birini, bir topluluğu) ; Onu, o topluluğu etkileyip coşturmak.
Galip gelmek (çıkmak): Yenmek; üstün gelmek.
Garaz bağlamak (birine) :Ona karşı düşmanca duygular beslemek; kin beslemek (bağlamak).
Gargaraya getirmek : Gürültüye getirerek bir sözün, bir eylemin öne­mini, etkisini hafifletmek, dikkatten kaçırmak
Garibine gitmek: Garip bulmak, yadırgamak; acayibine gitmek, tuha­fına gitmek.
Garip gelmek: Garipsemek, yadırgamak; acayip gelmek, tuhaf gel­mek.
Gâvur etmek (bir şeyi): Onu işe yaramayacak duruma getirmek, zi­yan etmek, n
Gâvur eziyeti: Acımasız, zalimce davranış, güç; zahmetli iş.
Gâvur inadı: Önüne geçilemeyen inat; keçi inadı.
Gâvurluğu tutmak (gâvurluk etmek) : -1. İnsafsızca davranmaya baş­lamak -2. İnatlaşmak, inat etmek.
Gâvur olmak : Boş yere harcanmak, heder olmak.
Gâvur ölüsü gibi: Çok ağır ve hantal olan (şey).
Gayret dayıya düştü : “Söz konusu iş onu başarabilecek olana kaldı.” anlamında.
Gayya kuyusu : İşlerin karmakarışık, içinden çıkılmaz olduğu durum, ortam.
Gaza basmak: -1. Taşıtın hızını artırmak için gaz pedalına basmak. -2. Savuşmak, kaçmak; defolmak
Gazaba gelmek : Çok öfkelenmek
Gazaba uğramak: Bir kimsenin öfkesini üzerine çekmek.
Gebe bırakmak (birini): Onu borçlu duruma getirmek.
Gebe kalmak (birine) : Ona borçlu durumda olmak.
Gece gündüz : Her zaman, hiç ara vermeden, sürekli olarak.
Gece gündüz dememek : Vaktin uygun olup olmadığına bakmadan sürekli çalışmak.
Gece kuşu : Gece vakti gezmesini, iş görmesini seven, geceleri uyu­mayan (kimse).
Geceli gündüzlü : Gece gündüz, hiç ara vermeden, sürekli olarak.
Gece silahlı gündüz külahlı: Kendini iyi insan gibi gösteren, fakat sez­dirmeden kötü işler yapan (kimse).
Geceyi gündüze katmak : Gece gündüz durmaksızın çalışmak.
Geçer akçe : Herkesçe beğenilen şey için kullanılır.
Geçer not almak : Uygun bulunmak, beğenilmek.
Geçim dünyası: -1. Herkesle iyi geçinmek gerektiğini anlatmak için kullanılır. -2. “Herkes için en önemli konu geçimini sağlayacak yolu bulmasıdır.” anlamında kullanılır.
Geçim kapısı: Kazanan sağlandığı işyeri; ekmek kapısı.
Geçim yolu : Yaşamak İçin kazanç bulma yolları, çareleri.
Geçinip gitmek : -1. Yaşamını iyi kötü sağlayabilecek bir geliri olmak. -2. Başkalarıyla ilişkileri önemli sorun yaratmayacak düzeyde olmak.
Geçmiş ola : -1. “Geçmiş olsun.” -2. “Bu fırsatı bir daha ele geçiremez­sin. Yazık olur (oldu).” anlamında.
Geçmiş olsun : “Hastalığınız, geçirdiğiniz kaza ya da felaketin geçmiş olmasını, bir daha böyle üzüntülerle karşılaşmamanızı dilerim.” anla­mında.
Geçti Bor’un pazarı (sür eşeğini Niğde’ye): ‘Bu fırsatı kaçırdın, yeni bir fırsat aramaya koyul.” anlamında.
Geleceği varsa göreceği de var: “Yiğittik taslayıp kötülük yapmak için gelmeye niyeti varsa, buyursun gelsin, ona haddini bildiririz.” an­lamında tehdit yollu söylenir.
Gelen ağam, giden paşam : “Başa kim gelirse gelsin benim İçin fark etmez, ben kendi işime bakarım.” anlamında.
Gel gelelim : “Ne çare ki.” anlamında.
Gel keyfim gel: -1. “Genel olarak durumumdan oldukça memnu­num.” anlamında. -2. Durumu iyi olanlara gıpta yollu da söylenir.
Gel zaman git zaman : Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra.
Gemi aslanı: Gösterişli olan, fakat hiçbir İşe yaramayan (kimse).
Gemi azıya almak : Hiçbir şekilde söz dinlemez olmak, kural tanımamak.
Gem vurmak (birine) (duygularına) : -1. Onun taşkın, aşırı .davranış­larını önlemek, önleyecek girişimde bulunmak. -2. Duygularına ha­kim olmak.
Geri çevirmek (bir şeyi, birini): -1. Onu kabul etmemek. -2. Onu gel­diği yere göndermek.
Geriden geriye : -1. Uzaktan. -2. Gizlice.
Geri durmamak (bir şeyden) : O şeyi yapmaktan kaçınmamak. (Kars. Aşağı kalmamak.)
Geri hizmet: Kolay, yorucu olmayan görev.
Geri kafalı : Tutucu, gerici; yenilikler karşı çıkan, düşünce ve davranış­larıyla eskiye bağlı olan (kimse). (Kars. Eski kafalı.) , .
Geri kalmak : -1. Nitelik ve zaman yönünden geride bulunmak. -2. Benzerliklerinden daha az gelişmiş olmak.
Geri tepmek : Yapılan bir davranış benzer bir davranışla karşılanmak, ters etki göstermek.
Geyik muhabbeti: Yararsız anlamsız uzun konuşma, gevezelik.
Gezip tozmak : Gönlünün İsteğince gezmek.
Gıcık almak (kapmak) (bir şeyden, birinden) : Onun söz ve davra­nışlarından, kimi özelliklerinden hoşlanmamak; dahası sinirlenmek.
Gıcık olmak (birine, bir şeye) : Bir davranışa ya da bir kimseye sürek­li olarak sinirlenmek.
Gıcık tutmak : Boğazı gıcıklanmak.
Gıcık vermek : Birini kıskandıracak davranışlarda bulunmak.
Gıkı (bile) çıkmamak (gıkını bile çıkarmamak) : -1. Çok sessiz uslu durmak. -2. Baskı karşısında tek söz söylememek.
Gına gelmek (getirmek) (birine, bir şeyden): O şeyden bıkmak, usanmak.
Gırgır geçmek (biriyle) : -1. Onunla alay etmek. -2. Gevezelik etmek.
Gırgırında olmak (İşin) : O şeye gereken önemi vermemek, onu dik­kate almamak; eğlenmek, dalga geçmek.
Gırla gitmek : -1. Uzun sürmek. -2. Bol bol harcamak.
Gırtlağına basmak : Bir kimseye bir işi yaptırmak için baskı yapmak; boğazına basmak.
Gırtlağına kadar borcu olmak : Çok miktarda borcu olmak; boğazına kadar borca girmek.
Gırtlağına sarılmak : Kavga etmek, peşini bırakmamak; boğazına sarılmak.
Gırtlağından kesmek: Para biriktirmek için yiyeceğinden kısıntı yapmak; boğazından kesmek.
Gırtlak derdi: Geçim kavgası.
Gırtlak gırtlağa gelmek (biriyle) : Onunla kavgaya tutuşmak; boğaz boğaza gelmek.
Gibi gelmek (gibisine gelmek) : Sanısını uyandırmak, sanmak, (…) gi­bi görünmek.
Gidiş o gidiş : “Sözü edilen kimse gitti ve bir daha geri dönmedi.” an­lamında.
Girdisi çıktısı: -1. Birinin yakın ilgisi. -2. Bir şeyin ayrıntıları. -3. Gelir ve gideri.
Gitti gider: “Artık ele geçmemek üzere gitti.” anlamında.
Gizliden gizliye: Gizli olarak, çaktırmadan. (Kars. Alttan atta, el altın­dan, arkadan arkaya, içten içe.)
Gizli din taşımak: Din, inanç, görüş yönünden göründüğü gibi olma­mak.
Gizli kapaklı: Başkalarından saklanan, kimseye haber verilmeden ya-pttan (iş, konuşma).
Gizlisi kapaklısı olmamak : Başkalarından gizlenecek herhangi bir şe­yi olmamak.
Gizli tutmak (bir şeyi): Bir olayı, bir haberi hiç kimseye duyurma­mak, açıklamamak.
Göbeği beraber kesilmiş ; “Her’zaman onunla birliktedir, ondan hiç ayrılmaz.” anlamında.
Göbeği çatlamak: Bir işi başarmak için çok zorlanmak, uğraşmak.
Göbek adı : Çocuğun göbeğini keserken ebenin koyması âdet dan ad.
Göbek atmak : -1. Oynarken karnını yukarı doğru hareket ettirmek. -2.
Çok sevinmek.
Göbek bağlamak (salmak) : Göbeği sarkacak ölçüde şişmanlamak,göbeklenrnek.
Göğsü kabarmak (bir şeyden) : Ondan büyük övünç duymak, kıvan­mak.
Göğsünü gere gere : Övünerek, kendine güvenerek, kıvanç duyarak.
Göğüs geçirmek: Üzüntü nedeniyle derin derin nefes alıp vermek. (Kars. İçini çekmek.}
Göğüs germek (bir şeye) : Her türlü güçlüğe dayanmak, bilinçlice karşı koymak, direnmek.
Gök gözlü: -1. Göz rengi maviye çalan (kimse). -2. Gözleri bu renk olanların hainliğini belirtmek için kullanılır.
Göklere çıkarmak (birini) : Onun yaptıklarını, niteliklerini abartarak öv­mek, onu yüceltmek. (Kars. Övgüler düzmek.)
Gökte ararken yerde bulmak (bir şeyi, birini) : Ele geçirilmesi güç
sanılan bir şeyi, birini kolayca bulmak.
Gökten zembille mi indi? : “O kimsenin ne ayrıcalığı var ki başkaları­na tanınmayan haklar ona tanınıyor?” anlamında. Gölgede bırakmak (bir şey, bir şeyi) (biri, birini) : -1. Bir şey nitelik yönünden daha üstünolmak. -2. Bir kimseden daha başarılı olup de­ğerce ondan üst düzeyde olmak.
Gölge düşürmek (bir şeye) : Bir şeyin bilerek ya da bilmeyerek değe­rini azaltmak.
Gölge etmek : Rahatsız etmek, engel olmak. Gölgesinden korkmak : Kuruntulu olmak, tehlikesiz işlere girişmekten bile korkmak.
Gönfü bol: Cömert, eli açık (kimse). Gönlü çekmek (bir şeyi) : Ona imrenmek, onu canı istemek. (Kars.
Ağzı sulanmak, canı çekmek, içi çekmek.)
Gönlü gani (gönlü gözü gani): Cömert, eli açık, gözü tok (kimse).
Gönlünden geçirmek (birini, bir şeyi) : Onu şöyle bir düşünmek, iste­mek; içinden geçirmek. Gönlünden kopmak: Bir kimseye, o an içinden geçtiği kadar iyilikte
bulunmak. Gönlüne doğmak: Bir şeyin olacağını önceden sezgi yoluyla bilmek;
içine doğmak.
Gönlünü almak: Kırgın, küskün birini güzel sözlerle ya da bir arma­ğanla sevindirmek, memnun etmek. ( Kars. Hatırını hoş etmek.)
Gönlünü çelmek : -1. Bir kimsenin sevgisini kazanmak. -2. Birisini ken­dine âşık etmek.
Gönlünü etmek (yapmak) : Onu razı etmek, hoşnut etmek.
Gönlünü hoş etmek: Bir kimseyi istediğini yerine getirerek sevindir­mek.
Gönlünü kaptırmak (birine) : Ona âşık olmak.
Gönlünü kırmak : Bir kimseyi kaba söz ve davranışlarla üzmek, küstür­mek; kalbini kırmak.
Gönlü olmak : Razı olmak, hoşnut olmak.
Gönlü tok : Yetinmesini bilen kimse; gözü gönlü tok. Gönül almak: Bir kimseyi uygun bir davranışla ya da armağanla se­vindirmek.
Gönül bağı: Duygusal ilişki, sevgi-bağı.
Gönül borcu: Yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu hissetme; min­net, şükran.
Gönül hoşluğuyla (rızasıyla) : İsteyerek, severek.
Gönül kırmak : Birini incitmek, gücendirmek; kalp kırmak.
Gönül vermek (birine) (bir şeye): -1. Ona âşık olmak. -2. Ona sevT giyle bağlanmak.
Göreyim seni: -1. “Senden başarılı olmanı bekliyorum.” -2. “Dediğimi yap, karşılığını görürsün.” anlamında.
Görmezlikten (görmemeztikten) gelmek : Görmemiş gibi davran­mak.
Görmüş geçirmiş : Yaşam deneyimi zengin olan, tecrübeli (kimse). (Kars. Feleğin çemberinden geçmiş, kaçın kurası.)
Görülecek hesabı olmak (biriyle) : Onunla aralarında çözümlenecek bir sorunu olmak.
Görünüşü kurtarmak : Küçük düşürücü herhangi bir olayı geçiştirmek, örtbas etmek.
Görüp göreceği rahmet bu : “Göreceği tek yardım, tek iyilik budur.” anlamında.
Görüş açısı: Bir şeyi değerlendirme biçimi; bakış açısı.
Görüşeni karışanı olmamak : Hiç kimse o kişinin işine karışmamak.
Gösteriş yapmak : İlgi çekmek, kıskandırmak gibi amaçlarla göze çarpan davranışlarda bulunmak.
Götüne tekme atmak : bk. Kıçına tekme atmak.
Götünü kaldıramamak : bk. Kıçını kaldıramamak.
Götünü yalamak : bk. Kıçını yalamak.
Götünü yırtmak : bk. Kıçını yırtmak.
Götürü pazarlık : Bir işin ya da malın tümü üzerine yapılan pazarlık.
Gövde gösterisi: Bir topluluğun gücünü ve tavrını göstermek için büyük bir kalabalıkla yaptığı gösteri.
Gövdeye atmak (indirmek) (bir şeyi) : Onu büyük bir iştahla yemek; mideye indirmek.
Gözaltına almak (gözattı etmek) (birini) : Onu belli bir yerde oturmak zorunda bırakıp hareketlerini denetlemek, onu gözetim altında tut­mak.
Göz açamamak: İşlerin çokluğu yüzünden başka hiçbir şeyle ilgilenememek.
Göz açıp kapayıncaya kadar: Çok kısa bir süre içinde.
Göz açtırmamak (birine) : Ona herhangi bir şey yapma fırsatı vermemek.
Göz .alabildiğine : Gözün görebildiği en uzak yerlere kadar.
Göz alıcı: Güzelliği ilgi çeken.
Göz ardı etmek (bir şeyi) : Onu görmezlikten gelmek, ona gereken il­giyi, önemi göstermek.
Göz atmak (bir şeye, yere) : Ona, üzerinde pek durmadan şöyle bir bakmak.
Göz aydına gitmek: Birinin sevindirici bir durumunu kutlamaya git­mek.
Göz banyosu : -1. Göz hastalıklarının iyileştirilmesi İçin yapılan banyo. -2. Kadınlara hoşlanarak bakma.
Göz boyamak : Kötü bir şeyi iyi olarak gösterip aldatmak.
Gözdağı vermek (birine) : Onu tehdit etmek, istediğini yaptırmak, ka­bul ettirmek için baskı yapmak. (Kars. Kafa tutmak, posta koymak.)
Göz değmek (birine, bir şeye) : Uğursuzluk ya da kötülük getirdiğine inanılan kıskanç ya da hayran’ bakışlar nedeniyle kötü bir duruma düşmek; göze gelmek.
Gözden çıkarmak (bir şeyi) : Bir şeyin elden gitmesine isteyerek ya da istemeyerek razı olmak, onu feda etmeye karar vermek.
Gözden düşmek : Başkalarının sevgi, saygı ve güvenini söylediği söz­ler ya da yaptığı davranışlar nedeniyle yitirmek.
Gözden geçirmek (bir şeyi) : -1. Ne olduğunu anlamak için ona iyice bakmak, incelemek. -2. Onu okumak.
Gözden kaçmak : Farkına varılmamak, görülmemek.
Gözden kaybolmak: Görülmez olmak, yok olmak.
Gözden uzaklaşmak: Ayrılıp görülmeyecek yere gitmek.
Göz dikmek (bir şeye, birine) : Onu ne pahasına olursa olsun ele ge­çirmek istemek.
Göz doldurmak: -1. Bir şey görünüşüyle umulan etkiyi yapmak. -2. Bir kimse bir becerisi, başarısı vb’den ötürü beğenilmek.
Göze almak (bir şeyi): Bir işi gerçekleştirmek için ortaya çıkabilecek bütün engelleri, tehlikeleri kabullenmek.
Göze batmak: -1. Durumu, davranışları çevredekileri tedirgin etmek. -2. Görünüşüyle dikkati çekmek: -3. Başkalarını kıskandıran bir mevki-ye yükselmek.
Göze çarpmak: -1. Görünüşüyle dikkatleri üzerinde toplamak. -2. Gö­rülmek, fark edilmek.
Göze gelmek: -1, bk. Göz değmek. -2. Görünüşüyle başkalarının dik­katini çekmek.
Göze girmek : Yaptıktarıyla çevresindekilerin sevgi ve güvenini kazan­mak.
Göze görünmek: -1. Belli, açık olmak. -2. Var olmadığı halde varmış gibi görünmek.
Göze görünmemek: Ortalıkta dolaşmamak, saklanmak.
Göze göz, dişe diş : Kötülüğe kötülükle karşılık verme yöntemi. (Kars. Kısasa kısas.)
Göz etmek (birine): Ona göz ve kaşını oynatarak ne demek istediği­ni anlatmak; kaş göz etmek.
Göz gezdirmek (bir şeye): Ona üstünkörü bakmak, şöyle bir bak­mak, onu yüzeysel olarak okumak, incelemek.

G Harfi Devamı —->>>

Di?er Sayfalar: 1 2

Etiketler:

21 Şubat 2009, 16:08 tarihinde Deyimler Sözlüğü kategorisinde yayımlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak istiyorsanız RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

>