adderall
21
Şub

G Sözlüğü (Deyim)

   Yazan:

Kategori Deyimler Sözlüğü

Sponsorlu Bağlantılar

Göz göre göre : -1. Herkesin gözü önünde. -2. Çok açık olduğu hal­de.
Göz göze gelmek : Bakışları karşılaşmak.
Göz gözü görmemek: Sis, toz, duman gibi engeller yüzünden hiçbir şey görülmez olmak.
Göz hakkı : İmrenilecek bir şeyden görenlere verilen pay.
Göz kamaştırmak : -1. Görmeyi bulanıklaştırmak. -2. Güzel bir şey bü­yük hayranlık uyandırmak.
Göz kırpmak (birine) : -1. Gözkapağını bilinçli ya da bilinçsizce açıp kapamak. -2. Bir kimsenin halini hatırını gözünü açıp kapayarak sor­mak. -3. Söylediği sözün doğru olup olmadığını yanındakine işaretle anlatmak için gözünü açıp kapamak. -4. Bir erkok bir kadınla dostluk kurmak için gözünü açıp kapayarak işaret etmek.
Göz koymak (bîr şeye, birine) : Onu elde etmeyi amaçlamak.
Göz kulak olmak (bir şeye, birine) : -1. Onu korumak amacıyla gözet­lemek. -2. Ne olup bittiği hakkında görerek, duyarak bilgi toplayarak.
Gözleri açılmak : -1. Uyanmak. ~2. Bilinçlenmek; gerçeklerin, olup bi­tenlerin farkına varmak.
Gözleri bayılmak : Uyku, istek gibi bir durum gözlerinden anlaşılmak.
Gözleri dolmak (dolu dolu olmak) : Sevinçten ya da üzüntüden ağla­yacak kadar duygulanmak.
Gözleri (gözü) dönmek: -1. Hastalık nedeniyle gözlerin renkli bölü­mü görünmez olmak. -2. Aşırı istek ya da öfkeden ötürü saldıracak duruma gelmek.
Gözleri fattaşı gibi açılmak : Hayretten, şaşkınlıktan dolayı gözleri nor­malden çok açılmak.
Gözleri fıldır fıldır (oynamak): Zekice, meraklıca, çapkınca (bakmak).
Gözleri kamaşmak: -1. Çok ışık nedeniyle çevreye bakamaycak duru­ma gelmek. -2. Hayran olmak, büyülenmek.
Gözleri kan çanağına dönmek : Uykusuzluktan ya da çok ağlamaktan ötürü gözleri çok kızarmak.
Gözleri (gözü) kapanmak : -1. Ölmek. -2. İyice uykusu gelmek.
Gözlerinden okumak (bir şeyi): Düşünce ve niyetlerinin ne olduğu­nu bakışlarından anlamak.
Gözlerine inanamamak : Gördükleri karşısında şaşkına dönmek, gör­düklerine inanamamak.
Gözlerini açmak (biri) (birinin) : -1. Uyanmak. -2. Birisinin bilinçlen­mesine çalışmak.
Gözlerini alamamak (bir şeyden, birinden): Duyduğu hayranlık ne­deniyle bakışlarını onun üzerinden ayıramamak.
Gözlerini faKaşı gibi açmak : Şaşkınlıkla, hayretle bakmak
Gözlerinin içi gülmek: Sevinci gözlerinin parıldamasından belli ol­mak, yüzünden olduğu anlaşılmak.
Gözleri sulanmak: Hastalık, güneşe bakma ya da sevinçten ötürü gözlerinden yaş gelmek; gözleri yaşarmak.
Gözleri velfecri okumak : Gözlerinden zeki, fakat oynak, kurnaz, hileci olduğu anlaşılmak.
Gözleri yaşarmak: -1. bk. Gözleri sulanmak. -2. Duygulandırın bir durum ya da olay karşısında ağlayacak gibi olmak.
Gözleri (gözü) yollarda (yolda) kalmak : Sevilen bir kimseyi özlemle beklemek.
Göz nuru dökmek: İyi bir yapıt ortaya koymak İçin dikkatli ve yorucu bir çalışma yapmak.
Göz önünde tutmak (bulundurmak) (bir şeyi) : Bir şeyin nasıl sonuç­lanacağını, gerçekleşmesinin hangi koşullara bağlı olduğunu düşün­mek (Kars. Dikkate almak, hesaba katmak.)
Göz önüne getirmek (bir şeyi) : Onun nasıl olacağını düşünmek, onu gözünde canlandırmak, tasarlamak.
Göz süzmek : Göz kapaklarını hafifçe birbirine yaklaştırarak nazlı nazlı bakmak.
Göz ucuyla bakmak (bir şeye): Başını çevirmeden gözleriyle yan­dan, sezdirmeden bakmak.
Gözü aç : Paraya, mal mülke doymak bilmeyen (kimse); aç gözlü.
Gözü açık gitmek : Yapmak istediklerini gerçekleşti re meden ya da ya­pılmasını istediklerini görmeden ölmek.
Gözü açılmak : Ne olup bittiğini anlayacak düzeye gelmek, bilinçlen­mek, gerçekleri görmeye başlamak. -
Gözü alışmak (bir şeye) : İyi seçemediği bir şeyi bir süre sonra net olarak görmeye başlamak.
Gözü arkada kalmak : Ayrıldığı kişinin ya da işin ne olduğunun mera­kı içinde olmak.
Gözü dalmak : Gözünü bir noktaya dikip dalgın dalgın bakmak.
Gözü dışarda : -1. Evli olduğu halde başka kadınlarla ilişki kuran (kim­se). -2. Oturduğu ya da çalıştığı yeri bırakıp başka yere gitmek iste­yen (kimse).
Gözü doymak : İstediğini elde ettikten sonra fazlasını istemez olmak.
Gözü dönmek: Aşırı istek, Öfke gibi duyguların etkisiyle ne yaptığını bilmez duruma gelmek.
Gözü dünyayı görmemek: Hiç kimseye ya da şeye önem verme­mek; sadece önem verdiği kimseyle ya da şeyle ilgilenmek.
Gözü gönlü açılmak: Neşelenmek, keyiflenmek.
Gözü gönlü tok: Bulduklarıma yetinen, fazlasını istemeyen (kimse); gönlü tok.
Gözü hiçbir şey görmemek : -1. bendini bütünüyle işine verip hiçbir başka şeyle ilgilenmez olmak -2. Öfkesinden ötürü sonucunun ne olacağını bilmediği kötü işler yapacak duruma gelmek
Gözü ısırmak (birini): Onu bir yerden tanıyacak gibj olmak; biri ona tanıdık gibi gelmek
Gözü ilişmek (bir şeye): Onu farkında olmadan görmek
Gözü kalmak : Beğenip de elde edemediği bir şeyi istemekte devam etmek
Gözü kapalı: -1. Düşünmeden, güvenle, hiç duraksamadan. -2. Çevre­sinde olup bitenlerden habersiz.
Gözü kara : Korkusuz, cesur (kimse).
Gözü kararmak : -1. Başı dönüp bayılacak gibi olmak. -2. Ne yaptığını
bilmez duruma gelmek. Gözü keskin: -1. Uzakları iyi görebilen (kimse). -2. İncelikleri fark
eden (kimse).
Gözü kesmek (bir şeyi) (birini) : Bir işi kendisinin ya da adı geçen ki­şinin yapabileceğine inanmak
Gözü korkmak : Tehlikeli bir işe girişmekten kaçınmak Gözü kör olsun : -1. “İstemiyorum, vazgeçtim.” anlamında -2. Gerek­sinme duyulan şeyin yokluğu karşısında da söylenir.
Gözüm çıksın : “Doğru söyle miyprsan» gözlerim kör olsun.” anlamın­da.
Gözüm görmesin (birini, bir şeyi) : “Artık onu görmek istemiyorum.” anlamında.
Gözün aydın : “Seni sevindiren olay kutlu olsun.” anlamında.
Gözünde büyümek (bir şey) : Bir şey olduğundan daha büyük ve güç görünmek.
Gözünde büyütmek (bir şeyi) (birini) : Onu abartmak, olduğundan büyük ve önemli görmek.
Gözünden kaçmak : Görememek, farkına varamamak.
Gözünden uyku akmak : Çok uykusu gelmek.
Gözünde tütmek (bir şey, yer, kimse) : Onu çok özlemek; burnunda tütmek.
Gözüne batmak :‘ Tedirgin etmek, çok gelmek.
Gözüne dizine dursun : ‘Yaptığım iyilikleri hiçe sayıyorsun, Tanrı bu­nun için cezanı versin.” anlamında beddua sözü.
Gözüne girmek: Çalışkanlığı ve tutarlı davranışlarıyla bir kimsenin sevgi ve güvenini kazanmak.
Gözüne ilişmek : Onu dikkatlice aramadığı halde görmek.
Gözüne kestirmek (birini) (bir şeyi) : -1. Onun bir işi başarabileceği­ne inanmak. -2. Bir şeyi beğenmek, ele geçirebilmeyi tasarlamak.
Gözüne uyku girmemek: Hiç uyumamak, uykusuz kalmak.
Gözünü açmak: -1. Uyanık, dikkatli olmak. -2. Bîr kimseyi bilgili kıla­rak gerçekleri görmesine yardıma olmak. -3. Bir olay nedeniyle ger­çeği görmek. -4. Bir kimseyi cinsel konularda bilgili ve deneyimli kıl­mak.
Gözünü ayırmamak (alamamak) (bir şeyden, birinden): Ona sürek­li olarak bakmak, bakışlarını ondan, oradan ayıramamak.
Gözünü daldan budaktan esirgememek (sakınmamak): Olur olmaz işlere girişmekten kaçınmamak, tehlikeleri önemsememek.
Gözünü doyurmak: Bir şeyden bol miktarda vererek tatmin etmek.
Gözünü dört açmak: Çok dikkatli olmak, aldatılmamak için uyanık bu­lunmak. •
Gözünü (gözlerini) kapamak: -1. Ölmek. -2. Gormemezlikten gelmek
Gözünü (gözlerini) kan bürümek : Öfkesinden dolayı adam öldürme­ye kalkışmak.
Gözünü kırpmadan : Çekinmeden, korkusuzca.
Gözünü kırpmamak: Hiç uyumamak.
Gözünü korkutmak : Çeşitli tehditlerle o işi yapmaktan alıkoymak.
Gözünün içine baka baka : Cesaret ve soğukkanlılıkla, çekinmeden, cüret ederek.
Gözünün içine bakmak : -1. Bir kimsenin üstüne titremek. -2. Her iste­ğini yerine getirmeye hazır olmak.
Gözünün önünden gitmemek : Onu bir türlü unutamamak, anısı zihin­de canlı olarak durmak.
Gözünün önüne gelmek : Geçmişteki bir olayı, ilişki kurulan bir kimse­yi zihinde canlandırmak, tasarlamak, anımsamak.
Gözünün yaşına bakmamak : Ağlayıp sızlanmasına aldırış etmemek, acımamak.
Gözü olmak (bir şeyde, birinde) : Onu elde etmeyi çok istemek.
Gözü tok : Fazla malda, mülkte gözü olmayan (kimse); gönlü tok, gö­zü gönlü tok.
Gözü tutmak (birini, bir şeyi) : Onu beğenmek, ona güvenmek.
Gözü uyku tutmamak : Bir türlü uyuyamamak.
Gözü üstünde olmak : -1. Herkesin kıskandığı şey olmak. -2. Herkesin dikkatini çekmek.
Gözü üzerinde olmak : -1. Bir kfmsenin istenmeyen davranışlar yap­masına olanak vermemek için sürekli olarak gözetlemek. -2. Başına bir şey gelmesin diye sürekli izlemek.
Gözü yememek (bir şeyi) : Onu yapmaya bir türlü karar verememek; göze alamamak.
Gözü yılmak (bir şeyden) : Daha önce denenen ve başarısız olunan birjşi yapmaya girişmekten çekinmek.
Gözü yolda (yollarda) kalmak : Birinin gelmesini büyük bir merak ve istekle beklemek.
Gözü yüksekte (yükseklerde) olmak : Zenginliğe, yüksek mevki ye ulaşmayı amaçlamak.
Göz yummak: -1. Hataları, kusurları hoşgörüyle karşılamak. -2. Gör­mezlikten gelmek, görmemek.
Gurbete (gurbet etlere) düşmek : Çeşitli nedenlerle aile ocağından uzakta yaşamak.
Gurur duymak (biriyle, bir şeyden) : Onunla övünmek, gururlanmak.
Gururunu okşamak ; Bir kimsenin yüzüne karşi beğenilen /önlerini belirterek gurur duymasını sağlamak.
Gücü gücü yetene : “Kimin gücü kimin gücüne yetiyorsa.” anlamında
Gücüne gitmek: Bir söz ya da davranış bir kimsenin gücenmesine yol açmak; ağırına gitmek, zoruna gitmek.
Güçlük çıkarmak (birine): Bir iş yapılırken engeller, zorluklar yarat­mak; müşkilat çıkarmak, zorluk çıkarmak.
Güle güle : -1. “Sağlıcakla gidiniz, yolunuz açık olsun,” anlamında -2. Dert, üzüntü çekmeden gönül rahatlığıyla (giy, kullan.-otur vb.).
Güle oynaya : Neşeyle, seviçte.
Güler misin ağlar mısın? : Hem gülünecek, hem de üzülecek bir olay
karşısında söylenir.
Güler yüz (göstermek) (birine): Ona yumuşak, sevecen bir tavır(takınmak).
Güler yüzlü : Yumuşak, sevecen kimse İçin söylenir.
Gülüp geçmek : Bir söz ya da davranışın üzerinde durmamak, bunları önemsememek.
Güme gitmek : -1. Hiç yere yok olmak. -2. Boşu boşuna ölmek. -3. Bir söz, bir düşünce başkalarının söz ve davranışları arasında kaynayıp
gitmek. Gümrükten mal kaçırır gibi: Herkesten gizlemeye çalışarak, telaşla;
yangından mal kaçırır gibi. .
Gün almak (birinden) (bir yıldan): -1. Randevu almak, bir kimse ya da kuruluştan belli bir iş için uygun bir istemde bulunmak. -2. Bir ya­şı birkaç gün geçmek.
Günah (birinden) gitmek: Söz dinlemeyen bir kimseye son olarak uyanda bulunup rahatlamak, sorumluluğu o kişiye bırakmak.
Günaha girmek: Günah işlemek, din yönünden suç sayılan bir iş yap­mış olmak.
Günaha sokmak (birini) : Bir kimseye din yönünden suç sayılacak bir
iş yaptırmak.
Günahı (vebali) boyuna : ‘Ben senin için bir iş yapıyorum, ama yaptı­ğım iş bir suç ise sorumlusu sensin.” anlamında.
Günahına girmek (günahını almak) : Bir kimseye yapmadığı bir işin, söylemediği bir sözün sorumluluğunu yüklemek, onun hakkında kötü düşünmek.
Günahını çekmek : Yaptığı kötülüklerin cezasını çekmek.
Günahını vermez: Günahını, en değersiz, kötü şeylerini dahi vermeye­cek ölçüde cimri olan (kimse).
Günden güne : Gün geçtikçe, her gün biraz daha.
Güneş çarpmak (birine) : Güneş altında fazla kalıp hastalanmak.
Güneş olsa kimsenin üstüne doğmamak: Durumu iyi olduğu halde hiç kimseye iyilik etmemek.
Gün görmek : Mutluluk içinde yaşamış olmak.
Gün görmüş : Başından pekçok olay geçmiş, yaşam deneyimi olan (kimse).
Gün günden : Gün geçtikçe.
Gün ışığına çıkmak : Aydınlanmak, gerçekler ortaya çıkmak.
Günleri sayılı olmak : -1. Bir yerde ancak birkaç gün daha kalabilmek. -2. Ölümü yakın olmak.
Günlük güneşlik : Aydınlık, güneşli, açık, iç açıcı yer ya da hava İçin kullanılır.
Günü birliğine : Aynı gün içinde.
Günü gününe : Tam vaktinde, gününü geçirmeden.
Gününü görmek : -1. Çocuklarının, emek verdiği insanların mürüvveti­ni görmek. -2. Yaptığı kötü bir işin davranışın karşılığını görmek, ceza­sını bulmak.
Gününü gün etmek: Hiçbir sorunla ilgilenmeyip günlerini rahatça, hoşça geçirmeye bakmak.
Gürültü çıkarmak (koparmak) : -1. Gürültü etmek. -2. Tepkisini sert biçimde göstermek.
Gürültüye gelmek: Bir düşünce çeşitli nedenlerle önem kazanma­mak, onun üzerinde durulmamak.
Gürültüye getirmek (gürültüye boğmak) : -1. Bir düşünceyi ,bir işi, başka konuların araya girmesiyle görüşme dışı bırakmak. -2. Karışık­lıktan yararlanarak istediğini gerçekleştirmek.
Gürültüye gitmek : Bir düşünce, bir iş, araya başka konuların girme­siyle ilgi görmeyip unutulmak.
Gürültüye (patırtıya) pabuç bırakmamak : Korkutmalara aldırmadan işini yürütmek. (Kars. Bildiğinden şaşmamak.)
Güven beslemek (duymak) (birine) : Ona güvenmek; itimat besle­mek.
Güvendiği dağlara kar yağmak : Güvendiği kimseden yardım gelme­mek, güvendiği şey işe yaramamak.
Güven vermek : Güvenilir bir şey ya da kişi olduğu izlenimini vermek, böyle bir duygu uyandırmak; itimat telkin etmek.

Diğer Harfler

A, B, Ç-C, D, E, F, G, H, I-İ, J, K, L, M, N, O-Ö, P, R, S-Ş, T, U-Ü, V, Y, Z

Diğer Sayfalar: 1 2

En Güzel Paylaşımlar İçin Mail Grubumuza Üye Olun
E-posta:

Etiketler:

21 Şubat 2009, 16:08 tarihinde Deyimler Sözlüğü kategorisinde yayımlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak istiyorsanız RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

>