Dede Korkut Hikayeleri

Günümüze kadar gelmemiş olan ve on iki epik hikaye­den oluşan Dede Korkut Kitabı’nın diğer adı Oğuz Destanı (Oğuzname)’dır. Kuzeydoğu Asya’daki Göktürk Devletini oluşturan halklardan olan Oğuzlar, sonradan güneybatıya doğru göç ederek, X. yüzyılda Maveraünnehir ve civarındaki bozkırları yurt edinmişlerdir. Müslümanlığı kabul eden Oğuz­lar, X. ve XI. yüzyıllarda, o zaman müslüman olmayan Kıpçaklarla sürekli olarak çarpışmışlardır.… Okumaya devam et Dede Korkut Hikayeleri

Anton Çehov Hikayeleri

HİKAYELER   Söğüt Ağacı:   B ve T. kasabaları arasındaki bozuk posta yolunda derenin kıyısındaki Andreyev’in, kendisi gibi yaşlı söğüt ağacına yaslan­dığı için ayakta durabilen değirmeni ve iki kişilik kalın gövdeli söğüt ağacı vardır. Bu ağaç, sadece değirmene değil, yaşlı Arhip’e de arkadaştır. Arhip, gündüz balık avladığı söğüdün dibinde, gecede oturur durur. Otuz yıl öncesiydi.… Okumaya devam et Anton Çehov Hikayeleri

ARİTMETİK İYİ KUŞLAR PEKİYİ

ARİTMETİK İYİ KUŞLAR PEKİYİ KONUSU: Cemal Süreya’ya göre, çocuklara her şeyi anlata­bilirsiniz. Bu anlayışla, Çocukça Dergisi’nde, çocuklara yönelik, hemen her konuda yazılar kaleme almıştır. Kitap, bu yazılardan oluşmaktadır. Lacivert İpek Helikopter: Pırasaya gözlük takın, aynı ona benzer. Yanlış anlamayın, çok sevimli ve çok bilgili bir adamdır. Yolda karşılaştık. Dergideki yazılarımı sordu. “Yeni başlayacağım, neler yazayım?”… Okumaya devam et ARİTMETİK İYİ KUŞLAR PEKİYİ

Havuz Başı

Havuz Başı: Beyazıt Havuzu’nun kenarındaki kanepelerden birine otur­muş sizi bekliyorum. Yaşını almış bir adamın, yirmi yaşındaki çocuk hevesini yaşamak istemesi, ne bileyim… Sizi bekliyorum, siz geçmediniz. Yüzünüzü göremedim. Bayramım, çocukluk bayramım salıncaksız geçmiş gibi gözüme yaş doldu… Ya hastaysaruz!.. Sanki hastaydınız. Ziyaretinize gelmiş, lazım olan ilaçları ka­raborsadan temin etmiş, iyileşmenizi sağlamıştım….. “Allah esir­gesin, bir daha… Okumaya devam et Havuz Başı

Sarnıç

Sarnıç Dağın eteğine beyaz minareleriyle sarılmış bu şehrin lisesin­de biz herhangi bir sınıftık. Herhangi bir son sınıf olduk. Bir gün ardımıza dönüp bakmadan başkalarına bıraktık…Biz ne kadar seviniyorduk!.. Sanıyorduk ki, önümüzde hayat… Her gün bir başka uykuya yatıp bir başka rüya göreceğiz… Birbirimizi liseden beri bırakma­yan dört arkadaş, evlenmiştik ve aynı mahallede oturuyorduk… Çevremizde her… Okumaya devam et Sarnıç

Semaver

Semaver: Ali nihayet iş bulmuştu. Bir haftadır fabrikaya gidiyordu. Annesi de bu işe çok sevinmişti. Bugün de annesinin seslenmesi üzerine kalktı. Yataktan yemek odasına kucak kucağa geçtiler. Odanın içini kızarmış ekmek kokusu doldurmuştu. Semaver, ne güzel kaynardı. Sabahları Ali’nin bir semaver, bir de fabrikanın önünde bek­leyen salep güğümü hoşuna giderdi. Kahvaltısını yaptıktan sonra evden çıkıp… Okumaya devam et Semaver

Alemdağda Var Bir Yılan

Alemdağ’da Var Bir Yılan  Günlerden pazartesi. Yine vapurun alt kamarasındayım. Yi­ne hava karlı, yine İstanbul çirkin. Hele yağmurlu günlerinde… Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek… Bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor. Güzel bir yer Alemdağı. Şu saatte, on beş metrelik ağaçları, Taşdelen’i, yılanı ile… Kış günü yılanlar inindedir, olsun. Taşdelen… Okumaya devam et Alemdağda Var Bir Yılan

Mahalle Kahvesi

Mahalle Kahvesi Sık sık gittiğim kahve, sapa bir yerde idi. Mevsim kış olduğu için, bahar ve yaz akşamları pek sevimli olan bahçesinde değil, içeride oturuyorduk. Evimden çıkınca ortalığın sessizliğini, bu sessizliğe lapa lapa kar yağdığını görmüş, yürümek hevesine kapılmış­tım… Geldiğim de fazla kalabalık olmayan kahveye, sonraları tek tük birkaç kişiden başka gelen olmadı…Bense bazen buğusunu… Okumaya devam et Mahalle Kahvesi

İznikli Leylek

İznikli Leylek (Haldun Taner) Hacı Leyleği, biz kuşların en Müslümam biliriz. Acaba öyle mi?…Biri çıkıp da “Leyleklerin böyle dinle, ideoloji ile pek alışverişleri yoktur. Onlar sadece sanat meraklısı kuşlardır” dese daha akla yatkın laf etmiş olur… Neyse, ben onu bunu bilmem. Benim hikâyesini anlatacağım İznikli Leylek, hacı falan değildi. Çünkü ramazan günü alenen solucan yiyordu.… Okumaya devam et İznikli Leylek

Süslen Berberi

Süslen Berberi (Ümran Nazif Yiğiter) Dükkânımız tramvay caddesine bakardı. Oraya bir kış günü dayım tarafından getirilip bırakıldığımı hatırlıyorum. Dışarıda, her türlü insan kenarlara yığılmış karlara bata çıka gidip geliyor­lardı. Ben bir yabancı gibi ayakta dikeliyordum. Ustanın “Haydi hayırlısı” demesiyle, elini öpüp işe başladım. İçerisinde yıllar geçirdiğim dükkânımıza böyle girmiştim. Her gün büyük bir zevkle, rengârenk… Okumaya devam et Süslen Berberi