Bu hikaye Sait Faik Abasıyanık‘ın en meşhur hikayelerinden biridir. İnsanın yüzünde hüzünlü bir ifade bırakan bir öyküdür. Dülger Balığının Ölümü: Hepsinin gözleri güzeldir. Hepsinin canlıyken pullan kadın elbiselerine, kadın kulaklarına, kadın göğüslerine takılmaya değer. Nedir o elmaslar, yakutlar, akikler, zümrütler, şunlar bunlar? Mümkün olsaydı da balolara canlı balık sırtlarının yanar döner renkleriyle gidebilselerdi bayanlar; balıkçılar milyon,… Okumaya devam et Dülger Balığının Ölümü
Etiket: Sait Faik Abasıyanık Hikayeleri
Sait Faikin Hikayeciliği
Sanatla ilgisi daha lise sıralarında başlayan Sait Faik Abasıyanık yazmaya şiirle başlamıştır. Onun şiirlerinde Faruk Nafiz Çamlıbel ve Necip Fazıl Kısakürek gibi dönemin önemli şairlerinin açık etkileri görülür. Bu arada hikaye de yazmaya başlayan Sait Faik, kendisini bu yolda teşvik eden Kenan Hulusi Koray’ın aracılığıyla “Uçurtma” adlı ilk yazısını yayımlamıştır. (9 Aralık 1929). “İpekli Mendil” adlı ilk… Okumaya devam et Sait Faikin Hikayeciliği
Sait Faik Abasıyanık
Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı Türk öykücülüğünün en tanınmış sanatçılarındandır. öykülerinde konu ve olay önemli yer tutmaz. “Çehov tarzı” denen durum-kesit öyküsünün temsilcisidir. Kendine özgü şiirsel bir anlatımı vardır. İstanbul öykücüsü olarak tanınmıştır, öykülerinde İstanbul’u denizi, kıyıları, balıkçıları, kenar mahalleri ve doğasıyla işlemiştir. İstanbul’un değişik yerlerinde; kalabalıklar içinde, köprü altlarında, balıkçılar arasında; kısacası halkla birlikte yaşamıştır. Kahramanlarının… Okumaya devam et Sait Faik Abasıyanık
Havuz Başı
Havuz Başı: Beyazıt Havuzu’nun kenarındaki kanepelerden birine oturmuş sizi bekliyorum. Yaşını almış bir adamın, yirmi yaşındaki çocuk hevesini yaşamak istemesi, ne bileyim… Sizi bekliyorum, siz geçmediniz. Yüzünüzü göremedim. Bayramım, çocukluk bayramım salıncaksız geçmiş gibi gözüme yaş doldu… Ya hastaysaruz!.. Sanki hastaydınız. Ziyaretinize gelmiş, lazım olan ilaçları karaborsadan temin etmiş, iyileşmenizi sağlamıştım….. “Allah esirgesin, bir daha… Okumaya devam et Havuz Başı
Sarnıç
Sarnıç Dağın eteğine beyaz minareleriyle sarılmış bu şehrin lisesinde biz herhangi bir sınıftık. Herhangi bir son sınıf olduk. Bir gün ardımıza dönüp bakmadan başkalarına bıraktık…Biz ne kadar seviniyorduk!.. Sanıyorduk ki, önümüzde hayat… Her gün bir başka uykuya yatıp bir başka rüya göreceğiz… Birbirimizi liseden beri bırakmayan dört arkadaş, evlenmiştik ve aynı mahallede oturuyorduk… Çevremizde her… Okumaya devam et Sarnıç
Semaver
Semaver: Ali nihayet iş bulmuştu. Bir haftadır fabrikaya gidiyordu. Annesi de bu işe çok sevinmişti. Bugün de annesinin seslenmesi üzerine kalktı. Yataktan yemek odasına kucak kucağa geçtiler. Odanın içini kızarmış ekmek kokusu doldurmuştu. Semaver, ne güzel kaynardı. Sabahları Ali’nin bir semaver, bir de fabrikanın önünde bekleyen salep güğümü hoşuna giderdi. Kahvaltısını yaptıktan sonra evden çıkıp… Okumaya devam et Semaver
Alemdağda Var Bir Yılan
Alemdağ’da Var Bir Yılan Günlerden pazartesi. Yine vapurun alt kamarasındayım. Yine hava karlı, yine İstanbul çirkin. Hele yağmurlu günlerinde… Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek… Bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor. Güzel bir yer Alemdağı. Şu saatte, on beş metrelik ağaçları, Taşdelen’i, yılanı ile… Kış günü yılanlar inindedir, olsun. Taşdelen… Okumaya devam et Alemdağda Var Bir Yılan
Mahalle Kahvesi
Mahalle Kahvesi Sık sık gittiğim kahve, sapa bir yerde idi. Mevsim kış olduğu için, bahar ve yaz akşamları pek sevimli olan bahçesinde değil, içeride oturuyorduk. Evimden çıkınca ortalığın sessizliğini, bu sessizliğe lapa lapa kar yağdığını görmüş, yürümek hevesine kapılmıştım… Geldiğim de fazla kalabalık olmayan kahveye, sonraları tek tük birkaç kişiden başka gelen olmadı…Bense bazen buğusunu… Okumaya devam et Mahalle Kahvesi