Semaver

26 Mart 2008 tarihinde tarafından eklendi.

Semaver:

Ali nihayet iş bulmuştu. Bir haftadır fabrikaya gidiyordu. Annesi de bu işe çok sevinmişti. Bugün de annesinin seslenmesi üzerine kalktı. Yataktan yemek odasına kucak kucağa geçtiler. Odanın içini kızarmış ekmek kokusu doldurmuştu. Semaver, ne güzel kaynardı.
Sabahları Ali’nin bir semaver, bir de fabrikanın önünde bek­leyen salep güğümü hoşuna giderdi. Kahvaltısını yaptıktan sonra evden çıkıp duraktaki arkadaşları ile buluştu ve birlikte fabrikaya yürüdüler.
■ ■ ■
Ali’nin annesine ölüm, bir misafir, namazında niyazında ba­şörtülü bir komşu hanım gelir gibi geldi. Sabahları oğlunun çayı­nı, akşamlan iki kap yemeğini hazırlaya hazırlaya akşamı ediyor­du. Arada bir yüreğinin kenarında bir kesiklik, bir ter, bir yumu­şaklık hissediyordu, o kadar.
Bir sabah, daha Ali uyanmadan, semaverin başında üzerine bir fenalık gelmiş; yakın sandalyeye çöküvermişti. Çöküş, o çö­küş…
Alî, fabrika düdüğünün sesine uyanıp, yatağından fırladı. Annesini görünce, uyuyor sandı. Omuzlarından tuttu. Dudakları­nı, soğumaya yüz tutmuş yanaklarına sürdüğü zaman ürperdi.

Sarıldı. Onu kendi yatağına götürdü. Soğumaya başlayan vücudu ısıtmaya çalıştı…O gün akşama kadar ağlayamadı da… Nihayet, karşı komşuya haber verebildi…
Günlerce, evin boş odalarında gezindi. Bir türlü ağlayama­dı…
Bir sabah yemek odasında karşı karşıya geldiler. O, yemek masasının üzerinde sakin ve parlaktı. Onu kulplarından tutarak, gözlerin göremeyeceği bir yere koydu. Kendisi bir sandalyeye çöktü. Bol bol, sessiz bir yağmur gibi ağladı. Ve o evde o, bir daha kaynamadı…

Etiketler:

Yorumlar

Yorum Yaz

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Nazım (Manzume)