Günümüze kadar gelmemiÅŸ olan ve on iki epik hikayeÂden oluÅŸan Dede Korkut Kitabı’nın diÄŸer adı OÄŸuz Destanı (OÄŸuzname)’dır. KuzeydoÄŸu Asya’daki Göktürk Devletini oluÅŸturan halklardan olan OÄŸuzlar, sonradan güneybatıya doÄŸru göç ederek, X. yüzyılda Maveraünnehir ve civarındaki bozkırları yurt edinmiÅŸlerdir. Müslümanlığı kabul eden OÄŸuzÂlar, X. ve XI. yüzyıllarda, o zaman müslüman olmayan Kıpçaklarla sürekli olarak çarpışmışlardır. İşte Dede Korkut KiÂtabı, OÄŸuz boylarının DoÄŸu Anadolu’da kendi aralarındaki veya Trabzon Rumları ve Kafkas Gürcüleri ile olan savaÅŸlarını anlatır. Bu savaÅŸlar, tahminlere göre, eski OÄŸuz Destanı’na yansımıştır.
Ozanlar olayları defalarca yeniden saz eÅŸliÄŸinde söyle-miÅŸlerse de en eski metinler kaybolmuÅŸtur. Elimizdeki metÂnin, OÄŸuzlar OrtadoÄŸu’ya yerleÅŸtikten sonra, Osmanlılar dev-rinde DoÄŸu Anadolu’da Erzurum bölgesinde, XV. yüzyıl soÂnunda yazıya geçirildiÄŸi tahmin ediliyor. Ve OÄŸuzların hükümdarı “Hanlar Hanı” Bayındır Han, Banu Çiçek, Burla Hatun ve Selcen Hatun diÄŸer kahramanÂlardır.
Aşağıda Dede Korkut Hikayeleri özetlendirilmiştir.
Hanlar Hanı Bayındır Han, yılda bir kez ÅŸenlik düzenleyip, bütün OÄŸuz beylerini konuk ederdi. Yine bir ÅŸenlik zamanı idi. Åženlikte, Han’ın emri gereÄŸince, oÄŸlu ve kızı olmayanlar kara çadırda kalacak, altına kara keçe döşenecek, kara koyun eti verileÂcekti.
OÄŸuz Hanlarından Dirse Han’ın hiç çocuÄŸu yoktu. Bu yüzÂden onu kara çadıra yerleÅŸtirdiler. Sebebini sordu. “ÇocuÄŸun olmaÂdığı için” cevabını alınca, yanında getirdiÄŸi kırk yiÄŸidi ile şölen yerini terk etti. O kızgınlıkla gelip hanımına acı sözler etti. HanıÂmı, “Ona büyük bir şölen tertip etmesini, açları doyurmasını, çıplakları giydirmesini, hayır dualar almasını, bu dualar içerisinden birisinin kabul olabileceÄŸini” söyledi. Dirse Han, hanımının dediÄŸi gibi yaptı.
Dualar kabul oldu. Hanımı gebe kaldı. Zamanı gelince bir erkek çocuÄŸu doÄŸurdu. Çocuk büyüdü, gürbüz bir delikanlı oldu. On beÅŸ yaşına gelince, Bayındır Han’ın yiÄŸitleri arasına karıştı.
Bir gün arkadaÅŸları ile otururken, Bayındır Han’ın üç kiÅŸinin saÄŸ yanından, üç kiÅŸinin de sol yanından, demir kazıklarla zor zaptettiÄŸi boÄŸası, bunların elinden kurtulup saÄŸa sola saldırmaya baÅŸlayınca, herkes kaçmış, Dirse Han oÄŸlu ortada yapayalnız kalmıştı. BoÄŸa üzerine hücum edince, yumruÄŸu ile alnının ortasıÂna bir tane yerleÅŸtirdi, boÄŸa kıç üstü yere devrildi. Kalkıp hücum etti, akıbeti aynı oldu. Sonunda, oÄŸlan boÄŸayı yendi. Bıçağı ile kafasını kesti. Böyle bir yiÄŸitlik görülmemiÅŸti.
Dedem Korkut geldi, oÄŸlanla beraber babasının yanına gitti, boy boyladı, soy soyladı, oÄŸlanın adı “BoÄŸaç” olsun dedi.
Dirse Han, oÄŸluna Beylik verdi, taht verdi. Ancak, Dirse Han’ın kırk yiÄŸidi bu durumu hazmedemediler. Baba ile oÄŸlun arasını açmak için yalanlar, dedikodular, asılsız haberler ürettiler. Sonunda, Dirse Han’ı oÄŸluna düşman ettiler. Bir av sırasında, Dirse Han, oku ile oÄŸlunu iki kürek kemiÄŸi arasından vurdu. İçi kan aÄŸlaya aÄŸlaya çadırına döndü. Hanımı, oÄŸlum nerede diye sorunca, cevap veremedi. O kırk hain, “OÄŸlun iyidir, saÄŸdır, avdaÂdır” deyince, annesi yanına kırk ince belli kız alarak, oÄŸlunu araÂmaya çıktı. Bu arada, Hızır gelmiÅŸ, oÄŸlanın yarasını sıvazlamış, “Korkma oÄŸul, daÄŸ çiçeÄŸi ile ananın sütü sana ilaç olacak, iyileÅŸeceksin” demiÅŸti.
Anası, oÄŸlunun yanına varır, al kanlar içinde görünce, ağıta durur. OÄŸlan sese uyanır ve Hızır’ın söylediklerini anlatır. Kızlar daÄŸ çiçeÄŸi topladılar, anası memesini üçüncü sıkmada sütü getiÂrebildi. Süt ile çiçekleri, yarasına sürdüler. Gizlice beyin otağının yakınlarına getirdiler.
Aradan kırk gün geçti. Oğlan iyileşti, yine aynı yiğit oldu.
Kırk hain, oÄŸlandan korktular. Dirse Han’ı kaçırıp, gâvur elÂlerine götürdüler. Anası, bütün bu olanları oÄŸluna anlattı. OÄŸlan, kırk yiÄŸidini yanına alıp, namert kırk kiÅŸinin elinden savaÅŸarak babasını kurtardı. Baba-oÄŸul sarmaÅŸ dolaÅŸ oldular. Sonra yurtlarıÂna döndüler.
Bayındır Han, olanları duydu. OÄŸlana Beylik verdi, taht verÂdi. Dedem Korkut da geldi, tahtının tacının ulu, ömrünün uzun, kılıcının keskin olması için dualar etti…
Salur Kazan’ın Evinin YaÄŸmalanması:
UlaÅŸ oÄŸlu,….Bay indir Han’ın damadı, Salur Kazan ve adamÂları uzak yerlere ava gitmek için yurtlarından ayrılmışlardı. CaÂsuslar, azılı eÅŸkıya Şökli Melik’e haber verdiler. Şökli Melik Salur Kazan Han’ın otağına baskın yapıp oÄŸlu ve adamlarını esir aldıÂlar.. Kızları koynuna aldılar. Ne varsa yediler, içtiler, yaktılar, yıktılar.
Salur Kazan Han’ın tüm bu olanlardan haberi yoktu.
Şökli Melik ve adamları yaptıkları tüm kötülüklerle yetinÂmeyip, Kazan Han’ın başında çobanlan olan sürüsünü de yok etmek için saldırdılar. Lâkin çoban yiÄŸit ve akıllı idi. İki kardeÅŸi ile bütün tertibi almış idi. Sapanı ile bütün saldırganların çoÄŸunu telef etti. Bu arada kendi kardeÅŸleri de ÅŸehit olmuÅŸtu…. Salur Kazan Han, o gece rüyasında bir karabasan gördü. KaÂra kuduz kurtlar, kara kargalar hep hanesine saldırıyorlardı. İçi rahat etmedi. Adamlarını av yerinde bırakıp, atına atlayıp, üç gün yol sürüp, obasına vardı. Durumu görünce, kanlı gözyaÅŸları dökÂtü. Sonra da kâfirlerin peÅŸine düştü.
Bu arada Şökli Melik, adamları ile yiyip içip, eÄŸleniyordu. “Salur Han’ın hanımı gelsin, bize içki sunsun” dediler. Kırk esir kıza sordular: “Burla Hanım hanginiz?” Hepsi birden “benim” diye karÂşılık verince, bulamadılar. Bu sefer oÄŸlu Uruz’u kesip, etini kadınÂlara yedirmeyi, kim yemezse onun anası olduÄŸunu bulabilecekleÂrini söyleyerek, iÅŸe giriÅŸtiler. Burla Hanım, bunu duydu, gelip oÄŸluna danıştı. OÄŸlu, “Ne sen söyledin, ne ben duydum, babamın namusu, benim canımdan daha önemlidir,” dedi….Uruz’u öldürmeye geldiler.
Tam bu sırada, Salur Kazan ve Karaca Çoban, Şökli Melik’in otağına varmışlardı. Salur Kazan Han, Şökli Melik’e seslenerek,
“Bütün aldıkların senin olsun, bana anamı ver” deyince, Şökli Melik, “ananı kara papaza vereceÄŸim” cevabını verdi. Bu esnada, Salur Kazan Han’ın kardeÅŸi Kara Göne, Deli Dündar, Kara Budak, Hemid, Åžer Åžemseddin, Boz Aygırlı Beyrek, Bay YiÄŸenek… ve nice yiÄŸitler yetiÅŸtiler. Yalın kılıç düşmana giriÅŸtiler. On iki bin kâfir kılıçtan geçirildi. BeÅŸ yüz OÄŸuz yiÄŸidi ÅŸehit oldu.
Salur Kazan Han, bütün sevdiklerine kavuÅŸtu…
Dedem Korkut geldi, görelim ne söyledi: “Hayır dua edeyim Han’ım. Karlı kara daÄŸların yıkılmasın, gölgeli kaba aÄŸaçların kesilmeÂsin, güzel suyun kurumasın, her ÅŸeye gücü yeten Tanrı, seni mert olmaÂyana muhtaç etmesin, ak boz atım sendeletmesin, iÅŸlettiÄŸinde kara çelik öz kılıcın körelmesin, dürtüşürken ala mızrağın kırılmasın, ak sakallı babanın yeri cennet olsun, ak saçlı ananın yeri cennet olsun, sonunda tertemiz imandan ayırmasın, âmin diyenler Tanrı’nın ak yüzünü görÂsün, ak alnında beÅŸ kelime dua kıldık, kabul olsun: Tanrı’nın verdiÄŸi umudun kırılmasın, derleyip toplasın, günahınızı adı güzel Muhammed Mustafa yüzü suyuna bağışlasın Han’ım hey!” Kam Püre’nin OÄŸlu Bamsı Beyrek Boyu:
Hanlar, oÄŸulları ile birlikte Bayındır Han’ın otağında topÂlanmışlardı. Bunu gören Kam Püre aÄŸladı. Niye aÄŸladığı sorulunÂca da, “Bir oÄŸlum yok ki soyumu devam ettirsin, Han’ıma hizmet etsin, bunun için aÄŸlıyorum.”
Bütün Hanlar, Kam Püre için dua ettiler. Kam Püre’nin bir oÄŸlu oldu. Bu sırada Bay Piçen’in de bir kızı oldu. OÄŸlanı ve kızı beÅŸik kertmesi yaptılar. Kam Püre’nin oÄŸlu, büyüdü on beÅŸ yaşınÂda güzel bir delikanlı oldu. Adını alma zamanı gelmiÅŸti.
Bezirganların kervanını çapulcular soymuÅŸ, bezirganbaşı caÂnını zor kurtarmıştı. Bezirgan başı vara vara, Kam Püre oÄŸlunun çadırının olduÄŸu yere kadar geldi. Durumu anlattı. OÄŸlan, yanına Bezirganbaşını katıp, eÅŸkiyalann peÅŸine düştü. Bir yerde onları eÄŸlenirken yakaladı. Daldı ortalarına. Hepsini çil yavrusu gibi dağıttı. Bütün mallan kurtardı. Bezirganbaşı ondan ne isterse almasını isteyince bir boz aygır, bir gürz ve bir yay seçti. BezirÂganbaşı onları, Karn Püre Hanın oÄŸluna getirdiklerini söyledi. OÄŸlan sesini çıkarmadı vardı babasının yanma.
Bezirganbaşı ve adamları geldiler. OÄŸlanı Kam Püre’nin yaÂnında görünce çok ÅŸaşırdılar, varıp önce onun elini öptüler. Kam Püre bu İşe çok kızdı. Lakin, olanları anlayınca çok sevindi. OÄŸluÂna ad koyma zamanı gelmiÅŸti. Bütün beyler toplandılar.
Dedem Korkut geldi, boy boyladı, soy soyladı, “Adını Bamsı Beyrek koyalım” dedi. Hep beraber dualar edildi. Bütün Beyler ve Bamsı Beyrek, bir gün ava çıkmışlardı. Bir AlageyiÄŸi kovalayan Bamsı Beyrek, bir kırmızı çadır gördü. “Bu kimindir?” diye merak etti. Banu Çiçek, “Ne arıyorsun?” diye sorÂdu. “BeÅŸik kertmem Banu Çiçek’i arıyorum” deyince, “Ben onun âadı-sıyım yarışta, ok atmada ve güreÅŸte beni yenersen ancak onu görebilirÂsin” dedi. Kabul etti. Bamsı Beyrek kızı yendi. Kız dedi ki “Banu Çiçek benim.” OÄŸlan parmağındaki yüzüğü çıkarıp, kızın parmaÂğına takarak niÅŸanı yaptı. Sonra vardı babasının otağına olanları anlattı.
Lakin, kızın abisi Deli Karçar, kardeÅŸini isteyeni öldürmekle ün yapmıştı. Bu iÅŸe bir çare düşündüler. Dedem Korkut’u bu iÅŸi çözmesi için görevlendirdiler. Dedem Korkut yollara düştü. Vara vara, Deli Karçar’m yol üstündeki otağına geldi. DileÄŸini söyledi. Deli Karçar çok kızdı. Kılıcını çıkarıp Dedem Korkut’a vurmak için kaldırdı. Dedem Korkut “Elin kurusun” diye beddua edince, eli kurudu. Bu sefer Dedem Korkut’a yalvar yakar oldu. Dedem Korkut, dua etti eli eski haline döndü…Bu sefer de Deli Karçar, kızı vermek için bin at, bin deve, bin koç, bin kulaksız köpek, bin pire istedi. Dedem Korkut geldi, Kan Püre’ye söyledi. Hepsini tamam ettiler. Dedem Korkut bunları alıp, Deli Karçar’m yanma vardı. Deli Karçar’a oyun edip, pirelerin içine koydu. Deli Karçar, yalvar yakar olunca, onu saldı.
Uzatmayalım, düğün oldu. Ancak, gece yarısı, Bamsı Beyrek uykuda iken, Banu Çiçek’te gözü olan Bayburt Hisarı Beyi saldıÂrıp, Bamsı Beyrek ile otuz dokuz yoldaşını esir aldı.
Han Beyrek, Deli Dündar, bütün OÄŸuz Beyleri karalar baÄŸÂladılar. Bunu iÅŸiten, bütün eÅŸ, dost, yaran hep karalar giydiÂler…Bamsı Beyrek’in izi bir türlü bulunamadı…Aradan on altı yıl geçti.. Yalancı Yartaçuk, Bamsı Beyrek’in kendisine hediye ettiÄŸi gömleÄŸi, kana bulayıp, babasına götürdü. Onları, oÄŸullarının öldüğüne İnandırdı. Arkasından Banu Çiçek ile evlendi….
Bir gün, Bamsı Beyrek’in babasından öğütlü olan bezirgan-;Iar, Bayburt Hisarı’na uÄŸradılar. Baktılar ki, şölen var. Bamsı Beyrek’e de kopuz çaldırıyorlardı. Bamsı Beyrek, bezirganları tanıdı. Onlarla ÅŸair dilinde konuÅŸarak, bütün sevdiklerinin saÄŸ olduÄŸunu, Banu Çiçek’in ise Yalancı Yartaçuk ile sözlendiÄŸini Öğrendi. Hem kendisi, hem de otuz dokuz yoldaşı aÄŸlaya aÄŸlaya bir hal oldular. Bayburt Hisan’nın, Bamsı Beyrek’e aşık olan kızı olanları öğrenince, Bamsı Beyrek’in kaçmasına yardım etti. Yolda atını bulup bindi. Tam da, Banu Çiçek ile Yartaçuk’un düğün şöleni olurken, yurduna vardı. Fakir bir aşık kılığında idi. Kızlar, acıyıp karnını doyurdular. Kılığı düzelsin diye verdikleri Bamsı Beyrek’in kaftanını, aşık giyince hemen tanır oldular. Bamsı Beyrek, kaftanı giymekten vazgeçti. Eski elbiselerle düğünün içine girdi. Ok atışıyorlardı. Aldı Yartaçuk’un yayını, bir çekmede parÂça parça etti. Bamsı Beyrek’in yayı ile okunu getirdiler. Bir atışta yüzüğü parçaladı. Bütün OÄŸuz Beyleri buna sevinip, gülüştüler. OÄŸuz Hanı “Dile benden ne dilersen” diye buyurdu. “Karnımı doÂyurmak isterim” dedi. Han dedi ki: “Bir günlük beyliÄŸim, onun ol? sun.” Öyle oldu. Bamsı Beyrek, yemek yedi, sonra sofraları, kaÂzanları tekmeledi. Ardından kızların yanına gitti. Orda oyunlar oynandı en sonunda, Banu Çiçek Bamsı Beyrek’i tanıdı. Babasına koÅŸup müjdeyi verdiler. Gözleri kör olmuÅŸtu. “Parmağını kanatsın, gözüme sürsün, oÄŸlum ise gözüm açılır” dedi. Öyle yaptılar, gözleri açıldı. Yartaçuk bunu haber alınca kaçtı. Bamsı Beyrek peÅŸine düştü, yakaladı. Aman dileyince bıraktı. YiÄŸitleri ile birlikte BayÂburt Hisarı’na yollandılar. Cümle OÄŸuz Beyleri ardından devam ettiler. Yaman savaÅŸ oldu. Bayburt Hisarı zapt edildi…
Beyrek, Bayburt Hisan’nın kızını aldı, gelin getirdi. Kırk gün kırk gece düğün yaptılar.
Dedem Korkut geldi. “Bu OÄŸuz Destanı Bamsı Beyrek’in olsun” dedi.
Kazan Bey OÄŸlu Uruz Bey’in Tutsak OlduÄŸu Boyu Anlatır:
Kazan Bey, bir gün bir şölen tertip etti. Doksan üç bin OÄŸuz yiÄŸidi, kızı, kadım toplandı. Kazan Bey, saÄŸma baktı güldü, soluÂna baktı güldü, karşısına baktı aÄŸladı. Çünkü karşısında, yaşı on altı olmasına raÄŸmen, halen yiÄŸitliÄŸini ispatlamamış olan oÄŸlu duruyordu. OÄŸlu bu duruma çok üzüldü. Babasına, “Ne dedin de yapmadım?” dedi. Kazan Bey “Madem öyle” deyip, yanına oÄŸlunu ve üç yüz kızanını da alıp ava çıktı. MeÄŸer av bölgesinde casuslar varmış. Kara Tatyan Kalesi Tekfuruna haber verdiler. On altı bin askeri ile, bizim üç yüz yiÄŸide saldırdılar. Kazan Han, oÄŸlunu savaÅŸtan ırak tutmuÅŸ idi. Lakin, Uruz oÄŸlan ve kırk arkadaşı, kâfiÂre bir ucundan saldırıp, yaman savaÅŸ verdiler. Ancak, Uruz esir düştü. Babasının bundan haberi yoktu. Evine döndü. Hanımı baktı oÄŸlu Uruz yok, baÅŸladı ağıda… Kazan Han da deliye döndü. YiÄŸitlerini alıp, hızla av yerine vardı. Baktı ki yaman savaÅŸ olmuÅŸ, oÄŸlunun cesedi yok. Anladı ki tutsak düşmüş. İzleri takip etti.
Kâfirler Kanlı Kara Dervent’te konaklamış, eÄŸleniyorlardı. Kazan Bey varınca fark ettiler. OÄŸlan dedi, “Elimi kolumu çözün, babamla ben konuÅŸayım.” Çözdüler. OÄŸlan, geri dönmesi için babasına yalvardı. Babası kabul etmedi. Kâfire saldırdı. Babası gözünÂden yaralandı, uçurumdan uçtu…
Hanımı Burla Hatun dayanamamış, yiÄŸitler ile yola çıkmıştı. OÄŸuz Beyleri de dayanamamış yola çıkmışlardı. Hepsi tekmil gâvurun üstüne vardılar. Yaman savaÅŸ ettiler. Kâfirler helak oldu. Bütün malları OÄŸuz beylerinin eline geçti. Kazan Han, ölmemiÅŸ yoldaÅŸlarına katılmıştı. Hep birlikte Uruz’u kurtardılar.
Yurtlarına dönüp, güzel bir şölen ettiler. Dedem Korkut da oradaydı. Yine çaldı, yine söyledi. Ne söylediyse, güzel söyledi…
Duha Koca Oğlu Deli Dumrul Beyini Anlatır:
OÄŸuz’da bir Deli Dumrul vardı. Bir kuru çayın üzerine köpÂrü yaptırmış, geçenden otuz üç akçe, geçmeyenden döve döve kırk akçe alır idi. “Var mı benden güçlüsü” diyerek de meydan okur idi. Bir gün köprünün yakınında bir genç öldü. Sahipleri “AzraÂil’in gencin canını aldığını” söylediler. Deli Dumrul Azrail’e meyÂdan okudu. Bu Allah’ın gücüne gitti. Azrail’i, Deli Dumrul’a gönÂderdi. Deli Dumrul, kırk arkadaşıyla yemekte iken, Azrail gelip kıstırdı. Deli Dumrul ÅŸaşırdı. Azrail olduÄŸunu anlayınca, kılıcını çekip saldırdı. Azrail bir güvercin oldu. O da atla peÅŸine düştü. Bir iki güvercin öldürdü. Dönerken, Azrail atını ürkütünce, yere kapaklandı. Başı, gözü yarıldı. Azrail gelip tepesine çöktü. Deli Dumrul ÅŸimdi gürlemiyor, hırıldıyordu. “Bre Azrail aman, Tan-rı’nın birliÄŸine yoktur güman, canımı alma Azrail” diyerek af diledi. Azrail de “Benden af dileyeceÄŸine, Allah’tan dile” dedi. Deli Dumrul da baÅŸladı “Allah’a yalvarmaya:
“Yücelerden yücesin Kimse bilmez nicesin
Güzel Tanrı
Nice cahiller seni gökte arar, yerde ister
Sen kendin müminlerin gÖnlündesin Ölümsüz güçlü Tanrı,
Benim canımı alırsan sen al
Azrail’in almasına izin verme
Bu yalvarmalar Allah’a hoÅŸ geldi. Azrail’e dedi ki: “Bu deli canı yerine can bulsun, hayatı bağışlansın.” Azrail bunu Deli Dumrul’a iletti.
Deli Dumrul, önce yaÅŸlı ana ve babasına gidip, kendi canı yeÂrine, canlarını vermelerini istedi. Kabul etmediler. Vardı hanımıÂnın yanma, hanımı “Canım sana feda olsun” deyince, Deli Dumrul, Allah’a yalvardı:
“Yüce Tanrt Ulu yollar üzerine İmaretler yaptırayım senin için Çıplak görürsem giydireyim, senin için Alırsan ikimizin canım birlikte al, ‘
Bırakırsan ikimizin canım birlikte bırak İyiliÄŸi çok, güçlü Tanrı.”
Tanrı, Azrail’e Deli Dumrul’un anasının ve babasının canını almasını, Deli Dumrul ile eÅŸine de yüz kırk yıl ömür verdiÄŸini söyledi.
Dedem Korkut geldi, boy boyladı, soy soyladı, ne de güzel söyledi.
Kanlı Koca Oğlu Kan Turah Boyunu Anlatır:
OÄŸuz zamanında, Kanlı Koca isminde bir gürbüz er; onun da, Kan Turah isimli yiÄŸit bir oÄŸlu vardı. OÄŸluna, “Gel seni evlendiÂreyim” dedi. OÄŸlu, iyi de, “Benden hızlı, benden niÅŸancı, benden kuvÂvetli bir kız isterim” deyince, babası, “OÄŸlum sen kız istemiyor, yavuz bir yiÄŸit istiyorsun” diye cevap verdi. Kan Turah çıktı kız aramaya. Koca OÄŸuz illerini gezdi, bir tane dahi İstediÄŸi gibi bulamadı.
Trabzon Tekfurunun tam da böyle bir kızı vardı. Lakin, kızı almak için üç tane canavarı haklamak lâzımdı. Nice gençler, diÄŸer canavarların yüzünü dahi görmeden, birincisi tarafından haklanÂmış, kelleleri kale duvarına asılmış idi. Kan Turah, “Ben bu canaÂvarları öldürür, bu kızı da alırım” diyerek babasından izin istedi. Babası, oÄŸlu vazgeçsin diye çok diller döktü. Amma ne mümkün? Çaresiz razı olup, ÅŸans diledi.
Kara Turah, kırk yiÄŸit yoldaşı İle Trabzon iline vardı. Tek-fur’un adamları beylerine haber verdiler. Bey onları çağırtıp, ağırladı. Kan Turah, “Ne için geldiniz” sualine, “Allanın emri ile kızınızı almaya gelmiÅŸim” diye cevap verdi.
Tekfur, Kan Turalı’nın soyunmasını söyledi. Vücudu ve yüÂzü çok güzeldi. Tekfur’un kızı Selcan uzaktan gördü, vuruldu. “KeÅŸke babam razı olsa da ÅŸu oÄŸlana varsam” dedi.
Ortaya Kara BoÄŸa canavarını getirdiler. Bunu gören Kan TuÂrah yoldaÅŸları aÄŸlaÅŸtılar. Kan Turalı “Ne aÄŸlaşırsınız, verin gürzüÂmü” deyip, BoÄŸa ile kavgaya tutuÅŸtu. Nice boÄŸuÅŸmadan sonra, BoÄŸayı yere çaldı. Kafasını kesti, derisini yüzdü, getirip Tekfur’un önüne koydu. >
Bu sefer, karşısına bir aslan çıkardılar. Onun da hakkından geldi… Yetmedi, canavar deveyi üzerine saldılar. Kan Turah onu da yendi… Tekfur, “Bu yiÄŸidi çok sevdim, kızımı da verdim” dedi. AteÅŸler yakıldı, yemekler yapıldı, Kan Turah ile kız gerdeÄŸe koÂnuldu. Kan Turah, “Anamın babamın elini öpmeden gerdeÄŸe giremem” deyip, atma atladı ve baba yurduna geldi.
“Babama haber salın, yiÄŸit oÄŸlu geldi” diye ünleyip, beklemeye baÅŸladı. Bu arada Tekfur’un kızı, kılıç kuÅŸanıp yiÄŸidinin peÅŸine düşmüştü. Tekfur’un kendisi de kızını vermekten caymış, altı yüz askeri ile o da, oÄŸlanın peÅŸine düşmüştü. Gelip Kan Turalı yorÂgunluktan uykuda idi. Kız babasının adamlarından önce yanına vardı. Tekfur’un adamları gelip, etraflarını sarınca, yiÄŸidini uyanÂdırdı. Birlikte savaÅŸtılar. Selcan Hanım, epeyce düşman hakladı. Döndü geldi, Kan Turalı yok. Bu sırada, Kanlı Koca ve hanımı, savaÅŸ yerine varmışlardı. Baktılar oÄŸlan yok, bir yiÄŸit kız var. Kız, onların kim olduÄŸunu anladı. Hep beraber yürüdüler.
Kız baktı, ilerde bir kavga var. Anladı ki Kan Turalı oradaÂdır. Kavganın üstüne vardı, düşmanı önüne kattı. Düşman neye uÄŸradığını ÅŸaşırdı. Kan Turalı ile Selcan Kız böylece bir kere daha kavuÅŸtular… Beraber, Kanlı Koca’nın yanına vardılar…
Toylar edildi, düğünler yapıldı. Dedem Korkut geldi, boy boyladı, soy soyladı, güzel sözler söyledi.
Kazılık Koca Oğlu Yiğenek Boyunu Anlatır:
Bayındır Han’ın veziri Kazılık Koca, Bayındır Han’dan, sefeÂre çıkması için izin istedi. Han izin verdi. Kazılık Koca ve adamları, günler geceler boyu yol gittiler. Karadeniz kıyısında Düzmürd Kalesi’ne vardılar. Bu kalenin tekfuru çok yaman biri idi. KalesinÂden çıkıp, Kazılık Koca’yı gürzü İle tepeleyip, esir aldı. Aradan on altı yıl geçti.
Kazılık Koca’mn sefere çıktığı vakit, bir yaşında bir oÄŸlu vardı. Yaşı on altısına gelince, tesadüfen babasının tutsak olduÄŸuÂnu öğrendi. Bayındır Han’ın huzuruna varıp, babasını kurtarmak için, izin ve asker istedi. Bayındır Han, beyleri topladı. Birkaçına görev verdi. Beyler ve oÄŸul, amcası Emen de dahil, hep birlikte Düzmürd Kalesi’nin dibine kadar varıp konakladılar. Tekfur kaleÂsinden çıktı, teke tek kavga istedi. Yirmi dört OÄŸuz Beyi sıra ile Tekfur’un karşısında yenik düştüler. En son YiÄŸenek oÄŸlan, TekÂfur ile kapıştı. Allah’ın izni ile Tekfuru yendi. Babası serbest kaldı. Baba-oÄŸul, sarılıp koklaÅŸtılar. Kaleyi ele geçirip, Bayındır Han’ın mülküne kattılar.
Dedem Korkut geldi, destanı söyledi. Bu destan oÄŸul YiÄŸenek’in olsun dedi.
Basat’m Tepegöz’ü Öldürdüğü Boyu Anlatır:
Bir gün OÄŸuz üzerine düşmanlar gelip, bir karışıklık yaratıp kaçtılar. Bu esnada, Aruz Koca’mn yere düşen oÄŸlunu, bir aslan-cık kapıp kendi yuvasına götürdü. Aradan yıllar geçti. Aslana benzer bir adam, kürekli OÄŸuz atlarına saldırıyordu. Aruz Koca anladı ki bu oÄŸludur. OÄŸlanı tutup getirdiler. Yedirdiler, içirdiler, lakin durmayıp kaçtı. Kaç defa getirdilerse, o kadar kaçtı. En son Dedem Korkut konuÅŸtu, adını da BaÅŸat koydu. BaÅŸat, kaçmaktan vazgeçti.
Bir gün OÄŸuz yaylaya göçtü. Yaylada, bir çoban bir peri kızı ile yattı. Bir yıl sonra, peri kızı getirip oraya bir paket bıraktı. Paket, vurdukça büyüdü. İçinden bir gözü tepesinde olan bir yaratık çıktı. Aruz Koca, Bayındır Han’a dedi ki, “Han’ım, ver bunu benim BaÅŸatla beraber büyüteyim” Han izin verince, alıp evine getirdi. Bir süt anne tuttular. Üç emmede, canını aldı. Kaç dadı getirdilerse eme eme öldürdü. Neticede sütle beslemeye karar verdiler. Ancak, günde bir kazan süt yetmiyordu. Büyüdükçe, ele avuca sığmaz bir yaramaz oldu. Bütün oba elinden yaka silkti.
Aruz Koca, onu evden kovdu. Anası, gelip Tepegöz’ün parmağıÂna bir yüzük taktı. Bundan sonra onu kılıç kesmeyecek, ok batÂmayacaktı.
Tepegöz eÅŸkiyalığa baÅŸladı. Üstüne nice savaşçılar vardı, baÅŸ edemediler. Cümle OÄŸuz ilini haraca baÄŸladı. Her kapıdan hizÂmetçi aldı. Sıra Basat’a geldi. Babasının, anasının elini öpüp, helal-leÅŸti. Tepegöz’ün yakınına gelince, birkaç ok attı, çarptı kırıldı. Tepegöz farkına varıp, Basat’ı tuttuÄŸu gibi, çizmesinin içine koyÂdu. Sonra da uyudu. BaÅŸat, baktı sadece gözünde et var. Kızgın ÅŸiÅŸi et olan yere soktu. Tepegöz’den bir ses çıktı ki yerler, gökler inledi. BaÅŸat kaçtı, Tepegöz peÅŸine düştü. Bir ağıla girdi, koyun kılığına girip kaçtı. Tepegöz ne yaptıysa, BaÅŸat ile baÅŸa çıkamadı. En sonunda, BaÅŸat Tepegöz’ün kendi kılıcıyla boynunu vurdu. Cümle OÄŸuz Basat’ı takdir etti. Dedem Korkut da gelip boy boyÂladı, soy soyladı, BaÅŸat için güzel sözler söyledi.
Begil Oğlu Emrenin Boyunu Anlatır:
Bayındır Han yine otağını kurdurmuÅŸ, gelen hediyeleri alır idi. Ancak, çok üzüntülüydü. Soranlara, “Hediyeler az, ben ÅŸimdi bu beylere ne vereceÄŸim” dedi. Gürcistan haracı olan bir at, bir kılıç ve bir çomağı, Begil Beye verip, onu sınır kumandanlığına atadı. Begil bu görevi çok iyi yaptı. Bayındır Han onu onurlandırdı.
Bîr gün, Begil Bey ava çıktı. VurduÄŸu bir geyiÄŸin peÅŸinden giderken, ayağı kırıldı. O halde, güç bela obasına vardı. Çok geçÂmeden, kırılan ayağı bütün obanın dilindeydi… Begil’in elinden bizar olan düşmanlar, bunu fırsat bilip, Begil’in obasına saldın hazırlığına giriÅŸtiler. Begil’in bundan haberi olunca, derin üzünÂtüye kapıldı. Babasının bu halini gören oÄŸlu, durumu öğrenince, “Ben nasıl bir evlat olayım da, babamın yerine savaÅŸmayayım” diyerek, babasının atına bindi, kılıcını kuÅŸandı, yayını taktı…
Kâfirler Begil Bey’in atını tanıyorlardı. Binicisinin de onun oÄŸlu olduÄŸunu öğrendiler. Üzerine vardılar. OÄŸlan kavgada yeÂnildi. Allah’a yalvardı. Allah Cebrail’e, “Bu kuluma kırk yiÄŸidin gücünü verdim” dedi. Bu sefer, oÄŸlan kâfiri yerden yere vurdu. Kâfir, Begil’in dinini kabul etti.
Babası oÄŸluna, karşı kara daÄŸdan yayla, at sürüsünden oldu. Dedem Korkut geldi, bu OÄŸuzname’yi söyledi. Adı “Begü OÄŸlu Ermen olsun” dedi.
Usun Koca Oğlu Segrek Boyunu Anlatır:
OÄŸuz devrinde iki oÄŸlu olan, Usun Koca İsimli bir beg vardı. Bir oÄŸlunun adı Egrek idi. Hiç cenk etmemiÅŸti. Bu yüzden kınıyorlardı. Bir gün cenk etmeye karar kıldı. Adamları ile birlikte kâfir üstüne yürüdü. Åžirigüven illerinden GÖkçedeniz’e kadar yaÄŸmaladı. Bolca ganimet dağıttı. Kâfirler boÅŸ durmadılar. Bir gece baskın edip, Egrek’i esir aldılar.
Egrek’in Segrek isimli bir kardeÅŸi vardı. AÄŸabeyinin tutsak olÂduÄŸunu duyunca, “bana durmak haram” dedi. Anası yalvardı olmadı, babası öğütledi durmadı. En sonunda, ayağı baÄŸlansın diye evlendirdiler. Gerdek gecesi hanımı ile arasına kılıcı koydu, elini sürmedi. “AÄŸabeyimin yüzünü görmeyince, ölmüşse intikamım alma-yınca, gerdek bana haram”, dedi. “Bir yıl beni bekle, gelmezsem kime istersen ona var” deyip, babasının anasının elini öpüp, yola düştü…
Yolda kâfirin çobanlarını vurup, sürüsüne el koydu. Kâfirin başına haber verdiler. Atmış adamı ile oÄŸlanın üstüne geldi. OÄŸ-lan uyuyordu ama atı onu uyandırdı. OÄŸlan kalkıp kâfirin üzerine yürüdü, onları yendi. Arkadan yüz kiÅŸi ile gelip saldırdılar, oÄŸlan yine onları yendi. Baktılar çare yok, kardeÅŸi Egrek’i zindandan çıkarıp, emrine üç yüz adam verip kardeÅŸinin üzerine saldılar. Segrek yine uyuyordu. Egrek yanına kadar vardı. Baktı baÅŸ ucunÂda kopuzu var. Kopuzu aldı ve çalıp söylemeye baÅŸladı. Segrek uyanıp, elini kılıcına attı. “Dedem Korkut ve abım Egrek hakkı için, kopuz çalmasayâın seni Öldürürdüm” deyip, kopuzu elinden aldı. Karşılıklı söyleÅŸmeye baÅŸlayınca, kardeÅŸ olduklarını anladılar. Sarılıp kucaklaÅŸtılar, öpüşüp koklaÅŸtılar.
İki kardeÅŸ bir olup, kâfire yaman saldırdılar. Önüne katıp kovaladılar. Sürüsünü ele geçirip, alıp OÄŸuz iline getirdiler. Baba ocağı, bayram yerine döndü. Egrek’e de bir kız alıp, çifte düğün, çifte gerdek ettiler.
Dedem Korkut geldi, boy boyladı, soy soyladı. Bu hikâyeyi aynen böyle söyledi.
Salur Kazan’ın Tutsak Olup OÄŸlu Uruz’u Çıkardığı Boyu Anlatır:
Kazan Han, Trabzon Tekfuru’nun kendisine gönderdiÄŸi ÅŸaÂhin ile avlanmak için emir verdi, hazırlıklar yapıldı, ava çıkıldı. Åžahini saldılar. PeÅŸinden de atları İle gittiler. Åžahin düşman sınırÂlarına girmiÅŸti, bizimkiler de girdiler. Nihayet bir yerde konaklaÂyıp, uyudular. Baskın oldu. Kâfirler Kazan’m yirmi beÅŸ erini ÅŸehit edip, Kazan Bey’i de tutukladılar.
Bir kuyuya attılar.
Bir gün gelip, “Bizi öv, seni serbest bırakalım” dediler. “OÄŸuz erenleri dururken, sizi övmem” dedi. Öldürmeye cesaret edemeyip, yeniden bir domuz ahırına hapsettiler. Kimse izini bulamadı…
Aradan yıllar geçti. OÄŸulcuÄŸu Uruz büyüdü, delikanlı oldu. Lakin, Bayındır Han’ı babası sanıyordu. Bir gün, adamın biri ona laf atarak “Senin baban Kazan Han’dır, o da Tuman Kalesi’nde hapisÂtir” deyince gerçeÄŸi, sorup Öğrendi. Tabii ki, yerinde duramaz oldu. OÄŸuz beyleri de birlik oldular, hep beraber Tuman Kalesi’ne doÄŸru yola çıktılar. Yalnız, savaşçı deÄŸil, tüccar kılığındaydılar. Yol üzerinde bir kaleyi zapt ettiler. Düşman ayaklandı. Tekfur’un baÅŸkanlığında toplandılar. Çare olarak Kazan Han’ı zindandan çıkarıp, hasımlarının üzerine saldırtmada karar kıldılar. Varıp Kazan Han’a, “Üstümüze bir düşman geldi, bunların hakkından ancak sen gelirsin” deyip, güzelce tam teçhizat silahlandırdılar.
Kazan Han meydana çıktı. Baktı OÄŸuz beyleri gelmiÅŸ, saÂvaÅŸmak için sıra sıra dizilmiÅŸler. Gelenler Kazan Han’ı tanımadıÂlar. Sıra ile, karşısına çıkan OÄŸuz beylerini usulünce, canlarını fazla yakmadan yendi. ” s -t- , V ‘ ‘”‘;’ -
En sonunda oÄŸlu Uruz, babasına hücum etti. Yaman vurup, omzundan yaraladı. Bir daha vuracaktı ki, babası “OÄŸlum, ben senin babanım” dedi. Uruz o an attan indi, babasının elini öptü. Cümle OÄŸuz beyleri sıra ile Kazan Han’ın elini öptüler. Sonra hep birlikte kâfire saldırıp, kalesini zapt ettiler…
Obalarına döndüklerinde, yedi gün yedi gece, düğün ettiler, toy ettiler. Dedem Korkut geldi, o da düğüne katıldı…
Dış OÄŸuz’un İç OÄŸuz’a Asi Olup, Beyrek’in Öldüğü Boyu Anlatır:
Üç ok ile Boz ok toplandığı zamanlar, Kazan Han evini yaÄŸ-malahrdı. ..Yine bir yaÄŸmalattırma sonrası Dış OÄŸuz beylerinden Aruz Emen ve Kalan Beyler “Biz niye katılmadık” deyi Kazan Han’a düşman oldular. Kendileri yetmezmiÅŸ gibi, Beyrek’i de çağırıp, aralarına katılmasını istediler. Beyrek “Ben Kazan Han’ın çok ekmeÄŸini yemiÅŸim, ona düşman olamam” deyince, saldırıp tepeleÂdiler…
Beyrek’in ana, babasına ölüm haberi gidince deli divane olÂdular. Kazan Han duyunca, yedi gün aÄŸladı, odasından çıkmadı. Sonra, hep birlikte hazırlanıp Dış OÄŸuz’a harbe gittiler.
Dış OÄŸuz’un başı Aruz Bey ile Kazan Han kapıştılar. Kazan Han, Aruz Bey’i öldürdü. Bunun üzerine bütün Dış OÄŸuz Beyleri, Kazan Han önünde diz çöküp yeniden biat ettiler, af dilediler. Kazan Han cümlesini affetti…
Kazanlar kuruldu, şölenler edildi. Dedem Korkut geldi, sazÂlar çaldı, türküler söyledi…
Facebook "Ogretmen" Sayfamizi Begenin

One comment
Yorum Yapın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
>