Beyaz Gemi

4 Haziran 2008 tarihinde tarafından eklendi.

Eser Hakkında: 

1991’de yayımlanan Cengiz Aytmatov‘un Beyaz Gemi adlı romanı, soğuk savaş zamanında kaybolan nice adsız erkeklerden birinin dramını anlatmaktadır. Geleneğinden ve ailelerinden koparılmış nesilleri temsil eden adsız oğlanın trajedisini anlatan bir eserdir.

Beyaz Gemi Kahramanları (Kişileri):

Çocuk: Millî değerlerinden ve özünden uzaklaştırılmış, masum çocukları simgelemektedir. Romanda adı söylenmez, sekiz yaşında, anne ve babası tarafından terk edilmiş, dedesiyle yaşayan hayalperest bir çocuk olarak anlatılır.
Mümin Dede: Çevresinde ‘Hamarat Mümin, olarak ta­nınır. Romanın kahramanı olan çocuğun dedesidir. Aşırı de­recede yardımsever, iyi yürekli, sabırlı, yumuşak, minyon tip­li yaşlıca bir adamdır.
Orazkul: Çirkin, kaba saba, menfaatperest, içkiye aşırı derecede düşkün, aşırı derecede kötü bir insandır. Mümin’in kızı Bekey ile evlidir. Çocukları olmadığı için her şeye lanet eder ve kısır karısını her gün döver.
Bekey Hala: Orozkul’un karısı ve Mümin Dede’nin kızıdır. Çocuğu olmadığı için sarhoş kocasından hep dayak yer. Bu yüzden çatık kaşlı, asık suratlı ve sinirli bir yapısı vardır.
Seydahmet: Orman koruyucularından üçüncüsüdür. (Diğer ikisi Orozkul ve Mümin Dede.) Tembel, neşeli, ruhsuz, sıradan bîr insandır.
Gül cemal: Seydahmet’in karışıdır.
Nine: Mümin Dede’nin sonradan evlendiği, ikinci karı­şıdır. Tersi yüzü belli olmayan, otoriter, bazen neşeli bazen si­nirli olan, maddiyata bağlı bir kadındır.
Kulubeg: Maral Ana’nın soyundan geldiği bilincinde olan kamyoncu. Çocuğun rüyalarındaki beklenen kahraman. Orazkul’dan intikam alacak kişi. Her ne kadar Maral Ana’yı kurtarmak için yetişememişse de yazar tarafından bir gün geleceği söylenerek sembolleştirilip kahramanlaştırılan yeni nesil, gençlik ve kahramanlığın karakteri.

 

Beyaz Gemi Özeti

San Taş vadisinde yalnız üç aile oturmaktadır. Orman koruyucuların amiri Orozkul ve karısı Bekey’in, Bekey’in ba­bası Mümin’in ve Seydahmet’in evinden başka yakınlarda bir ev bulunmamaktadır. Bu üç evin tek oğlan çocuğu da Mü­min’in torunudur.
Sıcak bir yaz günü, bu kimsesiz yere bir kaptıkaçtı gelir. Her türlü zerzavat satan bu adamı görünce Bekey Teyze, Ni­ne ve Gülcemal hemen heyecanla eşyalara bakmaya başlar­lar. Alacaklarmış gibi her şeyi karıştırırlar. Daha sonra hepsi de teker teker paralarının olmadığını söyleyerek bir şey alma­dan evlerine dönerler. Kaptıkaçtı sinirlenir. Yalnız çocukla ko­nuşur ve ona şeker verir. O sırada, Mümin Dede gelir. Cebin­deki uzun zamandır buruşmuş duran parayı torununa çanta almak İçin kullanır. Çocuk, buna çok sevinir. Çok sevdiği de­desi, ona okula gitmesi için çanta almıştır. Çocuk, çantasını Bekey Hala’sına, Gülcemal’e, ninesine gösterir. Hepsine artık okula gideceğini söyler. Mutluluktan havalarda uçmaktadır. Artık dedesinin ona önceden hediye ettiği dürbün kadar sev­diği bir de çantası olmuştur.
Çocuk, arkadaşı ve kardeşi hiç olmadığından dürbünü ile konuşmakta, onunla hayallerini paylaşmaktadır. Şimdi de üç kişi olduklarını düşünür. Dürbünü, çantası ve kendisi. On­larla birlikte Işık Göl’e gider. Oradan dürbünle uzaklara bak­makta, akşama doğru gelen beyaz gemiyi dürbünüyle seyret­mektedir. Beyaz gemi görünmeden önce yine çok uzaklarda olan okuluna bakar. Oraya gideceği günün hayalini kurar. Bu arada danayı gözden kaçırdığı için bağıran ninesinin sesini duyarak korkar. Ninesini unutarak uzaktan gelen beyaz gemiye dalar. Büyük bir hayranlık içinde, beyaz köpükler içinde giden gemiyi seyreder. Bir balık olup gemiye ulaşma isteği duyar içinde. Belki beyaz geminin içinde dedesinden gemici olduğunu öğrendiği babası vardır. Dedesi, babasının gemiler­de çalıştığını, yeniden evlendiğini, karısı ve çocuklarının her gün onu limanda beklediğini anlatmıştır ona. O da balık olup denizde yüzerek beyaz gemiye ulaşma hayali kurar, gemiye “Seni dürbünle izleyen çocuk benim.” dedikten sonra baba­sına oğlu olduğunu söylemeyi hayal eder. Babasına ona de­desinin anlattığı her şeyden, yaşadığı ortamdan bahsetmeyi çok arzulamaktadır. Orozkul’un halasını her gün dövdüğün­den, dedesinin bu yüzden kan ağladığından, her geçen gün çöktüğünden bahsetmeyi istemektedir. Fakat sonunda, ba­basını sahilde bekleyen yeni ailesini düşünür, onu aralarına alıp almama konusuna gelince hayaline son verir. Gemi git­tikçe küçülünce, çocuk, dürbün ve çantasını yanına alarak eve gider. Avluların ıssızlığından Orozkul’un yine halasını dövdüğünü anlar. Akşam olunca, yatacağı zaman çocuk, çantasını nereye koyacağına bir türlü karar veremez. En so­nunda baş ucuna koyar. Yatmadan dedesinin ona anlattığı masalı dinlemek ister. Fakat dedesi ona anlatacak durumda değildir. Masalı kendi kendine düşünür.
Çok eski bir zamanda bir gölün kenarında bir Kırgız oy­mağı yaşarmış. Adı Yenisey olan bu yere halkı “Enesay” der­miş. Enesay’ın çevresinde çok çeşitli uluslar varmış, bunlar sürekli savaşır, hiç insan kalmayana kadar birbirlerini öldü-rürlermiş. Bir gün, ormanda bir kuş türemiş. “Başınıza bir fe­laket gelecek.” diye ötermiş bu kuş. Bela gecikmemiş.
Kırgız ulusu, yaşlı başbuğlarını gömme hazırlıklarına baş­lamış. Hakanı gömme töreni sırasında bir düşman ordusu onları hazırlıksız yakalayarak, bir tek insan kalmayana kadar öldürmüş. Yalnız ormanda bir küçük kız ve erkek çocuğu o-lanlardan habersiz meydana geldiklerinde tüm yakınlarının öldürüldüğünü görerek ağlamaya başlamışlar. Bir süre sonra, yavruları yeni ölmüş bir geyik ana onları yanına alarak çok uzak bir memlekete, Işık Göl civarına götürmüş. Onları her türlü zorluktan korumuş. Kız ve erkek büyüyünce evlenmiş­ler. Boynuzlu Maral Ana’nın yardımlarıyla Kırgız ulusunun soyu bu iki kişiden meydana gelmiş. Çok mutlu bir yaşamları olmuş; ta ki geyikleri öldürmeye başlayana kadar. Geyik tica­retine başlayan Kırgız soyu Maral Ana’nın küsüp, sonsuza ka­dar onları terk etmesine neden olmuş.
Dağlara yeniden sonbahar gelmiştir. Orozkul önde, Mü­min arkada bir kütüğü dağlardan indirmeye çalışmaktadırlar. Orozkul, ormanı korumakla görevli olduğu hâlde karşılığını alarak ormandan ağaç kesilmesine izin vermektedir. Orozkul, sinirini Mümin’den çıkararak kütüğü indirmeye çalışmaktadır. Fakat kütük hareket etmemektedir. Kütüğün ırmaktan geçiri­lip alıcı kamyona ulaştırılması gerekmektedir. Tomruk çok ağırdır. Kütüğü zavallı at beraberinde Orozkul’u da sürükle­yerek düşürür. Artık olanlara katlanamayan Mümin Dede, to­rununun okuldan alınma zamanı geldiğini söyleyerek ilk de­fa Orozkul’a baş kaldırır ve onu oracıkta yalnız bırakır. Mü­min torununun onu beklemesine gönlü razı olmadığı için so­nuçlarına katlanarak ilk kez patronu ve damadı olan Oroz-kul’a isyan eder. Eve gittiğinde Orozkul’un kimsenin dokun­maya bile cür’et edemediği atına binerek, torununu almaya gider. Okula giderken yolda öğretmeninin torununu getirdiği­ni görür. Çocuk, ağlamaktan gözleri şişmiş bir hâldedir. Yol­da dede, torununun gönlünü almaya çalışır. Ona geyiklerin tekrar ormana geldiğini, belki Maral Ananın da içlerinde ol­duğunu anlatır.
Orozkul, eve vardığında içi intikam hisleri ile doludur. Sev­gili atını da yerinde bulamayınca çılgına döner ve karısı Bekey’i evden kovar, artık “Karım değilsin.” der. Bekey de Sey-dahmetlere sığınır.
Mümin, eve geldiğinde yemek yerlerken nine asık suratla hiç ses çıkarmamaktadır. Çocuk kötü bir şeyler döndüğünü anlar. Nine, Mümin’e Orozkul’un gönlünü almasını söyler, aksi takdirde işsiz ve aç kalacaklardır. Orozkul, Mümin’i ahır­da görünce onu kovduğunu haykırır. Çocuğun biraz ateşi çık­mıştır. Pencereden geyikleri görür ve dedesinin başına gelen­leri biraz unutur gibi olur ve sevinir. Yatağında hasta hasta otururken dedesi, “Beni al da Orozkul’a bir çocuk ver.” diye ağlamaktadır.
Ev karmakarışıkken Seydahmet bir kamyonla döner. Erte­si gün akşam evlerine kış günü uzun zamandır ilk defa birileri gelir. Arca vadisinden kuru ot getirmeye giden sürücülerdir bunlar. Kamyonları çalışmadığı için onlara sığınmışlardır. Ak­şam güzel bir sohbet oluşur. İçlerinden adı Kulubeg olan gence çocuk çok ısınır. Kulubeg ona âdeta bir baba şefkati gösterir. Aralarında kısa sürede bir sevgi oluşur. Çocuk, onların konuş­malarını Kulubeg’in kucağında dinlerken uyuyakahr.
Sabah olduğunda Mümin misafirleri doyurmak için erken­den kalkar, torununu da yanına alır ve bir tokluyu keserek pi­şirirler. Yemekler yendikten sonra, sürücüler yola çıkınca çocuk buruk bir hüzün içinde kalakalır. Bu arada, misafirlerin olması bir nebze Orozkul’u yatıştırmıştır. Dedesinin hâline üzülen ço­cuk, aşırı derecede hastalanır, ateşi çıkar. Ninesi, her şeyin onun yüzünden olduğunu söyleyerek kaynar sütü zorla içirir.
Ertesi gün, Orozkul, Seydahmet ve Koketay adında bir köylü ırmağa takılıp kalan kütüğü çıkarmaya çalışırlar. Mü­min kendini affettirmek için Orozkul’un peşinde dolanmakta­dır. Orozkul, Mümin’i dize getirdiği için çok mutludur. Bir süre sonra, geyikleri görürler. Bağırmaya başlarlar. Öldürüp kilo­larca ete kavuşmak hırsıyla yanıp tutuşurlar. Mümin, yalvarır onlara. Geyik avının yasak olduğunu, ayrıca onların kutsal olduğunu söyler. Fakat Orozkul, geyikleri avlamadıkları tak­dirde işten atacağını anlatarak tehdit eder. Mümin, bütün de­ğerlerine, inançlarına rağmen geyiği öldürmek zorunda kalır.

Çocuk, midesi bulanık bir hâlde uyanır. Dışardan çok ses gelmektedir. Dedesini arar. Fakat garip bir şeyler olmaktadır. Kazanların içinde kilolarca et görür. Dedesi de körkütük sar­hoştur. Onu ilk kez sarhoş görür. O şefkatli dedesinin yanına gittiğinde dedesi: “Git başımdan!1′ der. Çocuk, samanlığın di­binde geyik ananın kan içinde kesilmiş kafasını görünce eli ayağı buz gibi olur. Midesi bulanır, bütün inançları sarsılır. Ço­cuk, odasında yalnız başına ağlamaya başlar. Odadan dışarı çıkmamaya karar verir. Fakat dedesini görür aniden. Dedesi kesilmiş geyiğin kafasının yanına uzanmış, hiç hareket etme­mekte, duruşu aynı ölü geyiğe benzemektedir. Çocuk korkar ve uzaklaşır oradan.
Çocuk hayallerindeki gibi balık olmak için ırmağa doğru yürür ve suya kendini bırakır.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Nazım (Manzume)