ÜLKEMİN EFSANELERİ

2 Mayıs 2008 tarihinde tarafından eklendi.

ÜLKEMİN EFSANELERİ

 

1 ŞAHMERAN EFSANESİ VE LOKMAN HEKİM EFSANESİ

 

Vaktiyle, binlerce yılanın yaşadığı bir mağaraya yanlışlıkla giren bir adam, yılanlar tarafından padişahları Şahmeran’a götü­rülür. Şahmeran adama canını bağışlayacağını, ancak kendisini misafir etmek zorunda olduğunu söyler. Yerini bilen birini serbest bırakarak kendi hayatını tehlikeye atmak istememektedir. Şahmeran ona çok iyi davranır. Adam bir dediği iki edilmeden bütün ihtiyaçları sağlanarak yaşamakta, günlerinin büyük bölü­münü Şahmeran’la sohbet ederek geçirmektedir. Ne kadar rahat da olsa, gerçek dünyadan uzak bir mağarada süren bu hayattan sıkılan adam, bir gün yeryüzüne dönmek için Şahmeran’dan izin ister. Şahmeran adama güveninin tam oldu­ğunu, yerini kimseye söylemeyeceğine inandığını belirterek git­mesine izin verir. Ancak kendisini gördüğü için vücudunun pul pul olacağını, bu yüzden vücudunu kimseye göstermemesi gerek­tiğini de tembih eder. Yeryüzünde normal hayatına dönen adam, Şahmeran’ı gör­düğünü hiç kimseye söylemez. Bu arada padişahın kızı hasta olmuş, tedavisi İçin bütün ülke seferber edilmiştir. Kızın iyileşme­sini en çok isteyenlerden biri de vezirdir. Gerçek amacı kızla evle­nip oğlu olmayan padişahın yerine ülke yönetimini ele geçirmek olan vezir, bütün büyücüleri toplayarak, bu hastalığa çare bulma­larını ister. Büyücülerden birisi, Şahmeran’ın bulunup öldürülme­si ve vücudundan alınacak bazı parçalann kaynatılıp içirilmesi durumunda kızın iyi olacağını söyler. Şahmeran’ı bulabilmek için de vücudu pullu kişilerin aranması gerektiğini ekler. Vezir ülke­deki herkesi zorunlu olarak hamama götürüp soydurarak, Şahmeran’ı gören kişiyi bulur. Adam, Şahmeran‘ı öldüreceğini vadederek mağaraya gider.
Şahmeran’a bütün gerçekleri anlattıktan sonra, ne yapması gerektiğini sorar. Şahmeran: “Ölümümün senin elinden olacağını zaten biliyordum” diyerek kendisini öldürmesini, ancak bunun gizli tutulmasını ister. Çünkü öldüğü duyulursa, dünyadaki bütün yılanlar, insanlardan öç almaya kalkacaklardır. Daha sonra: “Kuy­ruğumun suyunu kaynat ve vezire içir ki kısa zamanda ölsün. Gövde­min suyunu kaynat ve kıza içir ki iyileşsin. Kafamın suyunu kay­nat ve iç ki Lokman Hekim olasın” diye ekler. Adam biraz da buruk bir şekilde bunları dinler. Şahmeran yılanlara, adamın misafiri olarak gideceğini, çok uzun yıllar dönmeyeceğini, kendisini me­rak etmemelerini söyler ve yeryüzüne çıkarlar. Adam Şahmeran’ın dediklerini yapar. Vezir ölür, kız iyileşir, kendisi de Lokman Hekim olur.

 

AĞRI DAĞI EFSANELERİ

 

Efsanelerin en eskisi, 1404 yılında İspanyol elçisi Claviye’nin, Karakoyunlu Türkmenlerinden duyduğu ve yazıya aktardığı efsane… Allahuekber, Süphan, Elegez ve Ağrı Dağı’nın adlarının Nuh Peygamber tarafından verildiği anlatılan ve Claviye tarafından yazıya geçirilen efsane şöyle: “Nuh Peygam­ber, suların bütün dünyayı kapladığı sırada suda yaşayanlardan başka her türlü hayvanlardan erkekli dişili birer çift alıp üç oğlu ve üç gelini ile gemiye kapanıp, canlarını kurtardılar. Bir gün geminin demiri bir dağın tepesine ilişip içindekileri yer oynama­sından korkuya düşürürken, Nuh Peygember hayretle (Allahuekber) dedi ve bu yerin adını belledi. Aradan günler geç­tikten sonra yine bir sarsıntı olmuştu. Peygember yine şaşırarak (Suphanallah) dedi ve burayı da belledi. Sonunda sular çekilip, azalmca, gemi bir dağın tepesine oturup, kızakladı ve kaldı. Haz-reti Nuh ve oğullan küreklere asıldılarsa da gemiyi yürütemedi­ler. Bu arada Nuh Peygember (Ne ağır dağ) dedi. Sonradan bütün sular çekilince, gemiden indiler ve secdeye vardılar. Gemideki son erzak kırıntıları ve kalıntılarını Sürmeli Çukuru’nda herkes çıka­rıp, buğday, arpa, pirinç, nohut, mercimek, üzüm, ceviz, fındık, fıstık, incir, dut kurusu, pekmez ve balı karıştırarak son yemeği (aşure aşı) bir arada yediler. Nuh Peygember, sofrasını silkeleyip Sürmeli Çukuru’na döktüğünde bu İğdır Ovası çok bereketli ol­muştur. Dağın adı da geçen zaman içinde Ağrı’ya dönüşmüştür.”

 

KIZILIRMAK’TA BUZLAR

 

Kızılırmak’ın bir tarafından öbür tarafına gelin gidecekmiş. Gelin ailedeki yedi kardeşten tek kız imiş. Kızı ailesi ata bindir­miş. Kızılırmak’ın öbür tarafından gelen seymen alayı gelini alıp yola çıkmışlar. Düğün alayı Kızılırmak Köprüsü’nün üzerinden geçerken köprü seymen alayının ağırlığını çekemeyip çökmüş. Gelin ve düğün alayına katılanların çoğu ölmüş. Kurtulanlardan bazıları gelinin ailesine, bazıları ise erkeğin ailesine haber götür­müşler.

 

Bir süre sonra düğün alayından ölenleri bulmak için birçok kişi Kızılırmak boyunca dizilip ölenleri aramışlar. Bulanları köy­lüler kendi köylerine götürüp toprağa gömmüşler. Sonunda da bu olay günümüze kadar gelmiştir.
Balıklı Pınar mesire yerinde iki adet pınar vardır ve bunlara ek olarak belediye tarafından yaptırılan küçük bir gölet vardır, ayrıca Balıklı Pınar ve çevresi belediye tarafından ağaçlandırılmış ve bir de çocuk park yapılmıştır. Hüyük ve çevresindeki en güzel piknik yeridir. Havuzlarda balık bulunmakta, fakat bir efsaneye göre bu balıklar yenmemektedir. Bu da mesire yerinin özelliğini artırmaktadır. Balıklı Pınar ile ilgili anlatılan efsane ise şöyledir: Çok eski zamanlarda yaşlı bir kan koca varmış, bunlar kendi hallerinde geçinip giden iyi insanlarmış. Bîr gün kadın, sabah ezanı okunurken bahçedeki kavak ağacının secdeye vardığını görmüş. Bunu o gün kocasına söylemiş fakat kocası inanmamış. Kadın, ‘sana da gösteririm/ demiş. Bir gün sabah erkenden kadın ekmek pişirirken ezan okunmaya başlamış. Kocasına dönüp ocak­taki ekmeğe bakmasını ve kendisinin de eşarbını kavak ağacı secdeye varınca, en uç dalına bağlayıp geleceğini söylemiş ve bahçeye çıkmış. Kavak ağacı secdeye vardığında eşarbını en uç dala bağlamış ve eve girmiş. Bir de ne görsün! Ocakta pişmekte olan ekmek yanmış. Kocasına dönüp, eşarbı kavağın en uç dalına secdeye vardığında bağladığını söylemiş ama kendisinin ekmeğe niye bakmadığını sormuş. Kocası da: ‘Ben de Akdeniz’de düş­manlar tarafından kuşatılan Türk donanmasına yardıma gittim. Birkaç düşman Öldürdüm, geldim’ demiş. Fakat bu sefer de kadın inanmamış, fakat tam bu anda adamın elbisesinin altında bir şey zıplamaya başlamış. Adam da, ‘Bak demiş, orada denize düşmüş­tüm, bu balık da elbisemin içine girmiş,’ deyip koynundan balığı çıkarmış ve o balığı getirip bu pınara salmışlar ve böylece pınarda bu balıklar çoğalmış gitmiş. Halen kasabamızda bu kan kocanın türbesi vardır. Ayrıca Balıklı Pınar mesire yerinde güneşin batışını izlemek çok güzeldir.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Satirik Şiir