KONUSU: Kitapta, insanların “vakit nakittir” diyerek, sürekli olarak çalışıp, birbirlerine ve doÄŸadaki güzelliklere zaman ayırÂmadıkları ve süreç içerisinde nasıl birer makine parçası haline geldikleri akıcı bir tarzda anlatılmaktadır.
BİRİNCİ BOLUM:
Büyük Bir Kent ve Küçük Bir Kız:
Çok eski zamanlarda, sıÂcak ülkelerde, büyük ve görkemli kentler vardı. Büyük saraylar, tapınaklar ve ÅŸatoların yaranda, kentin arka taraflarında, daracık sokaklar, eÄŸri büğrü evler de bulunurdu. Aynı zamanda, insanlaÂrın bir araya gelip, konuÅŸmaları ve tartışmaları için geniÅŸ meydanÂlar da bulunurdu. Hepsinden önemlisi, bu kentlerde, günümüzÂdeki sirklere benzeyen, taÅŸtan basamakları olan, büyük tiyatrolar da vardı.
O günlerin üzerinden binlerce yıl geçti. O kocaman tiyatroÂlardan bugün sadece yıkıntılar kaldı. İşte bizim Momo’nun başından geçen olaylarda böyle bir kentte yaÅŸandı.
Bu büyük kentte, evlerin İyice yoksullaÅŸtığı bir yerde, küçük bir çam ormanında gizlenmiÅŸ, o dönemde de yoksullara hitap ettiÄŸi belli olan bir tiyatro vardı. Bu taÅŸ yığınını en iyi tanıyanlar, yakın çevrede yaÅŸayanlardı. Çevre halkı bir gün, bu taÅŸ yığınlarının arasına, garip giyimli, kıza benzeyen, korkunç bir görüntüsü olan, ufak tefek, simsiyah kıvırcık saçlı, kocaman siyah gözleri bulunan Momo ismini verdikÂleri bir çocuÄŸun taşındığını gördüler. Tiyatro yıkıntısının tam sahne altına gelen yerinde, birkaç yıkık oda vardı. Momo bunlardan birine yerleÅŸmiÅŸti. Çevreden insanlar gelip onunla konuÅŸunca, zararsız olduÄŸunu anlayıp yarÂdımcı olmaya karar verdiler. ElbirliÄŸi ile, Momo’nun evini elden geçirip, yaÅŸanır hale getirdiler. Çocukları, yiyeceklerini Momo İle paylaÅŸtılar. Böylece, Momo ile çevre halkı arasında dostluk baÅŸÂlamıştı. Zamanla birbirlerine öyle alıştılar ki, mahalle halkı, Momo’nun oradan ayrılacağını asla düşünmek bile istemiyorlardı.
Sıra Dışı Bir Özellik ve Sıradan Bîr Tartışma:
Momo, onlar için çok iyi bir dinleyiciydi. Kimin her ne probÂlemi olursa olsun, Momo’nun yanma uÄŸrar ve anlatırdı. Momo, saatlerce bile olsa sessizce dinler, hiçbir ÅŸey söylemezdi. Ancak, derdini anlatan kiÅŸi, bu anlatma süresi içinde çaresini de bulur, böylece Momo’nun yanından sorunu çözülmüş olarak ayrılırdı. Bir gün tiyatroya, birbirleriyle kanlı bıçaklı olan iki adam geldi. Biri tiyatronun bir tarafına, diÄŸeri öbür tarafına oturdu. Momo’da tam ortalarındaydı. İki adam, önce öncekiler gibi ÅŸidÂdetli bir ÅŸekilde tartışırlarken, nasıl oldu bilinmez, bir süre sonra, birbirleri sakin sakin konuÅŸmaya baÅŸladılar. Bir müddet sonra ise, kol kola Momo’nun yanından ayrıldılar. Momo’nun geliÅŸi sadece yetiÅŸkinlere deÄŸil, çocuklara da yaÂramıştı. Bir kere, can sıkıntısı diye bir ÅŸey kalmamıştı. Üstelik, sürekli yeni yeni oyunlar icat ediyor ve oynuyorlardı. Hepsi bir noktada anlaşıyorlardı: Burada, Momo’nun yanında oynanan oyunlar baÅŸka hiçbir yerde oynanamazdı.
Momo herkesi, her şeyi dinlerdi. Böcekleri, otlan, yağmuru, hatta rüzgârı bile. Her biri ona kendi dilince bir şeyler anlatırdı.
Suskun Bir İhtiyar ve Konuşkan Bir Genç:
Momo’nun çok sevdiÄŸi Beppo isminde yaÅŸlı bir adam ile genç bir dostu vardı. YaÅŸlı adam, sokakları süpürürdü. İşi biter bitmez Momo’nun yanına gelir ve saatlerce dura dura, dalgın bir ÅŸekilde konuÅŸurdu.
Gıgı ismindeki genç dostu ise, yaÅŸlı adamın tam tersiydi. î-nanılmaz bir konuÅŸma yeteneÄŸi vardı. Öyle güzel gülerdi ki, insan doÄŸal olarak onunla birlikte gülerdi. Turist rehberliÄŸi, park bekçiÂliÄŸi, nikâh ÅŸahitliÄŸi, köpek gezdirİciliÄŸi, aÅŸk mektubu taşıyıcılığı, cenaze levazımatçılığı, hatıra eÅŸya satıcılığı, kedi maması dağıtıcıÂlığı ve daha bir sürü iÅŸ yapıyordu. Bütün hayali bir gün zengin olmaktı.
Gigi’nin yaptığı hafiflikleri anlayışla karşıladığı için Beppo ile iyi dosttular.
Ancak, bu dostlukların üzerine düşecek olan sinsi bir gölge adım adım ilerliyordu. BaÅŸkalarının göremediÄŸi bazı ÅŸeyleri göreÂbilen ihtiyar Beppo bile, son zamanlarda kentin içinde çoÄŸalmaya baÅŸlayan ve durup dinlenmeden birtakım dolaplar çeviren duman renkli adamları fark edememiÅŸti.
Bu duman renkli adamlar duman renkli şık otomobillerde geziyor, kül rengi suratlarıyla her yere girip çıkıyorlardı. AğızlaÂrında hep sigara bulunuyordu. Aynı adamlar, tiyatronun etrafınÂda da gezip duruyorlardı. Momo onları görünce çok korkmuÅŸtu. O gece sabaha kadar onları düşündüyse de, sabah olunca yine eski haline dönmüştü.
Gıgı, zamanla Momo’ya daha çok baÄŸlanmıştı. Momo’nun yanında iken, hayal dünyası çok fazla zenginleÅŸiyor, hikâyeleri süsleyerek anlatması kolaylaşıyordu. özellikle, turistlere anlattığı hikâyeler çok ilgi çekiciydi. Momo ile baÅŸ baÅŸa kalınca da, kahraÂmanının adı Momo olan masallar ve hikayeleri sadece Momo için anlatıyordu.
İKİNCİ KISIM , Duman Adamlar:
Hesap Yanlış Ama Geçerli: Duman adamlar kadar yaşamda
zamanın Önemini kimse bilemezdi. İnsanların zamanı üzerine planlar kuruyorlardı. Yaptıklarından kimsenin haberdar olmamaÂsı çok önemliydi. Hiç kimse farkına varmadan adım adım ilerliyor ve insanlara egemen oluyorlardı. Kendilerini “Zaman Tasarruf Şırketi”nin birer temsilcisi olarak tanıtıyor, konuÅŸtukları insanların zamanlarını nasıl boÅŸa harcadıklarını saniye hesabıyla ortaya koyuyor, onların sadece iÅŸ yapan birer makine haline dönüşmeleÂrini istiyorlardı. Zamanla ÅŸehrin büyük bir çoÄŸunluÄŸuna bu ÅŸekilÂde etkinlik saÄŸladılar. İnsanlar artık birbirleriyle iÅŸ dışında bir ÅŸey konuÅŸmuyor, hasta ve komÅŸu ziyaretine gitmiyoj, birbirlerinin sorunlarına yardımcı olmuyorlardı. Çünkü, bunları yapmak, zaÂmanı boÅŸuna harcamak demekti. Bu nedenle, bayramları dahi kutlamaz olmuÅŸlardı.
Bütün çalışma yerlerinde, fabrikalarda, bürolarda, “Zaman deÄŸerlidir, onu yitirme” ya da “Vakit nakittır, boÅŸa harcama” diye levhalar yazılıydı.
Sonunda buyuk kentin görüntüsü yavaş yavaş değişmeye başladı. Eski mahalleler, eski evler yıkılarak, yerlerini tek tip a-partmanlardan oluşan bloklar aldı. Her şey tek tipti. İnsanların hayatları da aynıydı.
Zaman tasarruf edeyim derken, yaÅŸamlarım gittikçe daha zavallı, daha tekdüze ve daha soÄŸuk hale sokuyorlardı. Bu gerçeÄŸi sadece yüreÄŸinin derinliklerinde hisseden çocuklar fark etmiÅŸlerÂdi. Çünkü artık kimsenin onlara ayıracak zamanları yoktu.
Oysa zaman yaşamın kendisiydi. Ve yaşamın yeri yürekti. İnsanlar zamandan tasarruf ettikçe, zaman azalıyordu.
Momo ArkadaÅŸlarını, Düşman Momo’yu Arıyor:
Momo, Gıgı ve Beppo’da oturmuÅŸ, insanların artık eskisi gibi kendilerini dinlemediklerini ve yanlarına gelmediklerini konuÅŸuÂyorlardı. Oynamaya gelen çocuklar ise ellerinde pahalı oyuncakÂlarla geliyorlar, bu nedenle oynanan oyunlarda hayal gücü ve yaratıcılığa yer kalmıyordu.
Momo ve dostları, tüm bu insanlara yardımcı olmak için kafa kafaya verip, çareler üretmeye çalışıyorlardı. Bu nedenle Momo daha önce yanına sık sık gelen duvarcı ustası Nıcoia’yı bulmak için evine gitti. Gece geç saatlere kadar bekleyerek ancak görüşeÂbildi. Nıcola eskisine göre çok daha fazla para kazanıyordu ama vicdanı fakirleÅŸmiÅŸti. Aynı durum, meyhaneci Nino için de geçerÂliydi. Hatta Momo onların yanına gittiÄŸinde, karısı ile baÄŸrıştıklaÂrını duymuÅŸtu. Karısı, Nİno’yu gaddarlıkla suçluyordu. Nino, iÅŸlerini büyüteceÄŸini haykırıyor, karısı ise “Hayır, kalpsizlikle olaÂcaksa, bin kere hayır” diyordu. Sonuçta, Nino yanlışından dönmüş, yine eskisi gibi yaÅŸamaÂya baÅŸlamıştı.
Momo, böylece bütün arkadaşlarını dolaşıyor ve onları eski yaşamlarına döndürmeye çalışıyordu. Bunda bir hayli başarılı olmuştu. Ancak, bu durum duman adamların hiç de hoşuna gitmiyordu.
Bir gün evinin yanında, konuÅŸan harika bir oyuncak bebek buldu. BebeÄŸe baktıkça hayranlığı artıyordu. Ancak, tüm hayranÂlığına raÄŸmen, bebek devamlı konuÅŸtuÄŸu için, bir türlü onunla kendi istediÄŸi gibi bir oyun oynayamamıştı. İşte tam bu sırada, kül rengi suratlı bir adam geldi ve Momo ile konuÅŸmaya baÅŸladı. Sonra da arabasının bagajından bir sürü eÅŸya, oyuncak ve elbise indirdi. Momo, üşüdüğü için ÅŸiddetli bir ÅŸekilde titriyordu. A-dam, “Artık bunlarla oynayacaksın, arkadaÅŸa ihtiyacın yok” diyordu.
Adam, anlattıkça anlatıyordu: “YaÅŸamda esas önemli olan, inÂsanların bir yerlere gelmeleri, yükselmeleri, bir ÅŸeylere sahip olmalarıdır. Sen arkadaÅŸlarını boÅŸuna oyalıyor, onlara düşmanlık ediyorsun… İşte bu yüzden sana karşı arkadaÅŸlarım koruyacağız. Onları gerçekten seviÂyorsan sen de bize yardımcı olursun. Onun için sana bu güzel ÅŸeyleri hediye ettik.” .<
Momo bir an için tereddüt etti. Acaba bu adamlar haklı mıyÂdı? Sonra kendini toparlayıp sordu: “Seni hiç kimse sevmedi mi? ”
Bu soru, adamın kırılma noktasıydı. Kekeleyerek cevaplaÂmaya çalıştı. O kendine güvenen adam gitmiÅŸ, yerine sayıklar gibi konuÅŸan biri gelmiÅŸti. Aceleyle toparlandı ve Momo’ya “Tüm bunları unut” diyerek arabasına koÅŸtu. O anda, adamın getirdiÄŸi bütün eÅŸyalar da peÅŸinden koÅŸup, arabanın bagajına doldular.
Bir Yığın Hayal ve Birkaç Düşünce:
Öğleden sonra Gigi ile Beppo, Momo’nun yanına geldiler. Momo tüm olanları onlara anlatınca, Gigi elini Momo’nun omzuÂna koyup: “Åžimdi bizim sıramız geldi. Sen kimsenin bilemediÄŸi bir ÅŸeyi keÅŸfettin. Artık ucumuz yalnız eski dostlarımızı deÄŸil, bütün kenti kurÂtaracağız” dedi.
Sonra üçü birlikte, arkadaÅŸlarına yarın toplanacaklarını haÂber vermek için yola çıktılar.
Ertesi gün sat üçte, eski tiyatroda, hiçbir yetiÅŸkin gelmemesiÂne raÄŸmen, elli altmış kadar çocuk toplanmıştı. Gigi ayaÄŸa kalktı ve çocuklara, orada ne için toplandıklarını bir kere daha anlattı. Sonra da seslerini bütün ÅŸehre duyurmak için bir miting tertip etmeye karar verdiler. Miting günü geldiÄŸinde, ellerinde pankartÂlarla yürüyüşe geçtiler. Hep birlikte:
“Ey insanlık, dinle ve anla!/On ikiye beÅŸ kaldı./Aç gözünü, tetikte ol/Hırsız çaldı zamanı.
Ey insanlık, dinle ve anla!/ Sıkıntıdan patlama./Gel Pazar günü saat uçte/Öğren de kurtar canım ” diye, hay kırıyorlardı. A,
Binlerce çocuk, büyükleri dünyayı değiştirmeyi amaçlayan toplantıya çağırıyorlardı.
â–
İyiler Toplanamadı, Ama Kötüler Toplandı:
Toplantı saati geçmiÅŸ, çaÄŸrılanlardan hiç kimse gelmemiÅŸ, her ÅŸey boÅŸa gitmiÅŸti. Yüzlerce çocuk üzüntülü bir ÅŸekilde oturuÂyordu. AkÅŸam saat sekiz olduÄŸunu kilisenin çalan çanından anlaÂdılar. Sonra da kalkıp birer birer dağıldılar. Sonunda üç arkadaÅŸ kalmışlardı. Beppo ve Gigi’de çalışmak zorunda oldukları için gidince, Momo tek başına kaldı. Yıldızsız bir geceydi. Kül gibi bir rüzgâr estikçe üşüyordu.
Büyük kentin dışında, Beppo ve arkadaÅŸları, gece sabaha kaÂdar, kamyonlardan çöp boÅŸaltıyorlardı. Beppo çok yorulmuÅŸtu. Bu nedenle arkadaÅŸları ile dönmeyip, orada kaldı ve biraz sonra da uyudu. Uyandığında çöp yığınlarının üzerinde bir sürü gri adaÂmın bulunduÄŸunu görünce çok korktu. Bİr mahkeme kurmuÅŸ ve Momo ile görüşen temsilciyi yargılıyorlardı. Hakim, “çocuklar bizim doÄŸal düşmammızdır, içimizden biri onlarla konuÅŸmuÅŸ ve gerçek yüzümüzü açıklamış” diyordu.
Momo ile konuÅŸtuÄŸunu itiraf eden temsilci yargılama sonuÂcunda, tüm zamanının elinden alınmasına mahkum oldu. İnfaz sırasında tüm olanları korkuyla seyreden Beppo, mahkûmun duÂman olup havaya karıştığını gördü. Adam yok olmuÅŸtu. Sonra, bütün duman adamlar ortadan kayboldular.
Aynı saatlerde Momo, halen yatmamış oturuyordu. Yanına bir kaplumbaÄŸa yaklaÅŸtı. Üzerinde “Beni izle” yazıyordu. KapÂlumbaÄŸa önde, Momo arkada büyük kente doÄŸru yol almaya baÅŸladılar.
Vahşi Bir Kovalamaca ve Rahat Bir Kaçış:
Beppo, Momo’ya İçinde bulunduÄŸu tehlikeli durumu bir an önce haber vermek için hızlı bir ÅŸekilde, eski bisikletini sürüyorÂdu.
Harabenin çevresi ise, gri duman adamlar tarafından kuÅŸaÂtılmıştı. Adamlar, Momo’nun kaybolmasının sebebini çözememiÅŸÂlerdi.
Bu esnada Momo ise, kaplumbağanın peşinde büyük kentin caddelerinde yürüyordu. Gece yansı olmasına rağmen herkes ayaktaydı.
Beppo Momo’nun kaldığı yere geldiÄŸinde, her tarafın dağıÂtılmış olduÄŸunu gördü. Momo ise ortalıklarda görünmüyordu. Hiç durmadan Gigi’nin kaldığı yere gidip haber verdi ve tüm gördüklerini anlattı. Momo’nun o gri adamlar tarafından kaçırılÂdığına hükmettiler.
Zaman Tasarruf Åžirketi’nin bütün elemanları ise Momo’yu arıyorlardı. Tüm aramalarıfıa raÄŸmen, Momo’nun izine dahi rastÂlamamışlardı.
Momo ise büyük bir merak içinde olmasına raÄŸmen, kapÂlumbaÄŸanın peÅŸinden gidiyordu. KaplumbaÄŸa ise büyük bir ustaÂlıkla, gri adamlara rast gelmeden yürüyüşüne devam ediyordu. Bir ara takipçileri Momo’yu gördüler ve sevinçle peÅŸine düştüler. Ancak, arabaları bir türlü gitmiyor, yerinde sayıyordu. Böylece Momo gözden kayboldu.
Momo ve kaplumbaÄŸa yürüyerek, üzerinde “Hiçbir Zaman Sokağı” yazan bir sokaÄŸa geldiler. Momo burada güçlükle yürüÂyebiliyordu. KaplumbaÄŸanın “geri geri yürü” demesi üzerine deniÂleni yaptı ve kendini bir anda sokağın en sonundaki evin kapısıÂnın önünde buldu. Kapının üzerinde “Hiçbir Yerde Evi” yazıyorÂdu. İçeri girdiklerinde kapı büyük bir gürültüyle arkalarından kapandı.
İçerisi bir sürü kadın ve erkek heykelleri ile dolu idi. Küçük bir odanın kapısında ise “Saniye-Dakika-Saat/Hora Usta” yazısı vardı.
Kötüler, Kötülüklerden Kötülük Seçerken…”Zaman Tasarruf Åžir-keti”nin yönetim kurulu üyeleri olaÄŸanüstü olarak toplanmışlardı. Zamanın ötesine geçmeyi baÅŸaran Momo hakkında konuÅŸup, tartışıyorlardı. Kimi tehlikenin geçtiÄŸinden, kimi ise tehlikenin
daha da büyüdüğünden söz ediyordu. Hora Usta’nm Momo’ya yardım ettiÄŸini anlamışlardı. Sonunda, Momo’nun dostlarını abÂlukaya alarak onu yalnızlaÅŸtırmayı kararlaÅŸtırdılar.
Momo Zamanın Kaynağına Ulaşıyor:
Momo, kocaman bir salondaydı. Burada, her türden binlerce saat vardı. Saatlerden çıkan sesler birbirlerine karışıyordu. SaatleÂrin her biri ayrı bir zamanı gösteriyordu. Momo burada gümüş renkli saçlı, ufak tefek yaÅŸlı bir adam gördü. YaÅŸlı adam da, seÂvinçle Momo’ya yaklaÅŸtı ve ellerini tutarak, “HoÅŸ geldin, ben Hora Usta’yım” dedi.
Sonra da ona kolundaki Yıldız Saati’ni gösterdi ve Yıldız Za-manı’nı anlattı: “Dünyada zamanın akışı içinde bazen önemli anlar vardır. Bu anlarda en uzak yıldıza kadar evrendeki her ÅŸey, yalnızca bir defaya özgü olmak üzere tek bir konum alırlar. Ne daha öncesinde ne de daha sonrasında bu konum bir daha asla meydana gelmez. Ama ne yazık ki insanlar bundan yararlanmasını bilmiyorlar ve yıldız zamanları belirÂsizce kayıp gidiyor. Ama bunu bilen biri oldu mu, dünyada çok büyük olaylar olur.”
Sonra da Momo’yu çok güzel yiyeceklerin bulunduÄŸu kahÂvaltı masasına davet etti, Momo yedikçe yedi. Hora Usta yemiyor, onu seyrediyordu.
Momo, Hora Usta’nm nasıl her ÅŸeyi görebildiÄŸine hayret ediÂyordu. Hora Usta gözlüğünü ona takınca, o zaman iÅŸin sırrını anÂladı. Bu gözlük sayesinde, ÅŸehirdeki ve etraftaki her ÅŸey görülebiÂliyordu.
Sonra Hora Usta, Momo’ya bilmece sordu. Cevabı zamandı. Momo bilmiÅŸti. Zaman üzerine konuÅŸmaya devam ettiler. Hora Usta, Momo’yu zamanın kaynağına götüreceÄŸini, ancak, hiçbir ÅŸey konuÅŸmaması gerektiÄŸini belirtti.
Uzun ve karanlık bir koridorda yürüyormuÅŸ gibiydi. Uzun bir yolculuktan sonra, Hora Usta onu yere bıraktı. Ortalıkta altın renkli bir ışık vardı. Yukarılarda bir deliÄŸi olan, som altından bir kubbenin altındaydılar. Delikten süzülen ışık, yerde durgun sulu havuzu aydınlatıyordu. Suyun hemen üstünde ışık seli içinde, yıldız gibi parıldayan bir ÅŸey vardır. Momo’nun o güne kadar görmediÄŸi güzellikte bir çiçekti bu. Ancak, o çiçek soluyor ve arkasından aynı ÅŸekilde yeni bir çiçek açıyordu. Momo yavaÅŸ yavaÅŸ anladı ki her yeni açan çiçek bir öncekine hiç benzemiyordu. Her birinin apayrı bir güzelliÄŸi vardı.
Ayrıca, kubbenin altındaki ışık sütunu aynı zamanda ses de çıkarıyordu. Momo gittikçe daha iyi anlıyordu ki, bu ses birbirine karışan binlerce çınlamadan oluÅŸuyor ve deÄŸiÅŸik melodilere döÂnüşüyordu. Sonra tekrar Hora Usta onu kucakladı ve döndüler.
ÜÇÜNCÜ KISIM:
Saat Çiçekleri:
Orada Bir Gün, Burada Bir Yıl: Momo uyanınca kendisini yeniden tiyatro yıkıntısının yabam otlarla kaplı taÅŸ basamaklarınÂda buldu. Ortalık soÄŸuk ve karanlıktı. Oldukça ÅŸaÅŸkın bir haldeyÂdi. Daha birkaç dakika önce Hiçbir Yerde Evi’nde ve Hora Usta’mn yanında deÄŸil miydi? Her ÅŸeyi gayet net hatırlıyordu. Bu esnada kendisini Hora Usta’mn kaplumbaÄŸasını gördü ve onunla konuÅŸÂtu.
Beppo ve Gigi’yi bekliyordu. Gördüğü her ÅŸeyi onlara anlataÂcaktı. Ancak, kendisi oradan ayrılalı uzunca bir zaman geçtiÄŸini, arkadaÅŸlarının da artık oraya gelmediklerini, bu arada dünyanın deÄŸiÅŸtiÄŸini de henüz bilemiyordu.
Duman adamlar Gigi’ye televizyonda iÅŸ buldukları için, ÅŸimÂdi daha çok kazanıyordu. Ancak, Gigı ne olursa olsun, Momo’yu unutmamıştı. Ne yapıp edip, milyonlarca kiÅŸiye Momo’dan bahÂsetmeliydi.
Ertesi sabah, bu konu ile ilgili bir ÅŸeyler yazmaya baÅŸlamıştı ki, telefon çaldı ve karşısındaki kiÅŸi, düşündüğü iÅŸi yapmaktan vazgeçmesini, yoksa, geldiÄŸi yerin daha dibine gidebileceÄŸini ihtar etti. Gıgı, “bana engel olamazsınız” dediyse de, bir müddet sonra güçsüzlüğünü anlarcasına, planından vazgeçti.. Kendine olan saygısını tamamen yitirmiÅŸti.
Ne var ki, gene arabasıyla programdan programa koÅŸuyor, uçaklarla yolculuk yapıyor, sekreterlerine notlar yazdırıyor, eski hikâyeleri tersyüz edip duruyor ve bütün gazetelerin yazdığına göre ‘çok verimli çalışıyordu.’ Ama Gigı buna sevinmiyordu.
Duman adamların ihtiyar Çöpçü Beppo’yla baÅŸa çıkmaları çok daha zor olmuÅŸtu. Beppo günlerce tiyatroda Momo’yu bekleÂdikten sonra, polise gitmiÅŸ ancak, tutarsız açıklamaları nedeniyle polis ona yardımcı olamamıştı. BaÅŸka karakollarda da ÅŸansını denediyse de netice aynı idi. Üstelik, aklından zoru olduÄŸu düÂşüncesiyle onu akıl hastanesine kapatmışlardı. Buradan, duman adamların ÅŸartlarını kabul ederek çıkabildi. Tek düşüncesi, Momo’yu kurtarmaktı.
Momo’nun arkadaşı çocuklar ise, her zaman tiyatroda toplaÂnıyor, Momo’nun bir gün mutlaka geleceÄŸi ümidiyle bekliÂyorlardı. Duman adamlar, çocukları etkisiz hale getirmek için çok uÄŸraÅŸtılar. Sonunda, buyuk kentin her mahallesine birer “Çocuk Deposu” kurduruldu. Bu depolar, evlerinde bakacak kimse bulunmayan çocukların bırakılıp, gereÄŸinde tekrar alındığı kocaÂman yapılardı. Artık çocukların sokaklarda, parklarda, yeÅŸil alanÂlarda yalnız baÅŸlarına dolaÅŸmaları kesinlikle yasaktı.
Eski tiyatro yıkıntısında in cin top oynuyordu.
Ve iÅŸte Momo burada oturmuÅŸ, arkadaÅŸlarını bekliyordu. Ama ne gelen, ne giden vardı. KaplumbaÄŸa ile konuÅŸunca acı gerçeÄŸi anladı. AÄŸlamak istiyor, aÄŸlayamıyordu. KaplumbaÄŸayı kucağına alarak, delikten geçip yattığı yere gitti. Beppo ortalığı toparladığı için her ÅŸey bıraktığı gibiydi. Sadece toz ve örümcek aÄŸları vardı. Masanın üzerinde “Momo” yazan bir mektup buluÂnuyordu. Gigi’nin mektubunda ÅŸunlar yazılıydı: Sevgili Momo, ben taşınıyorum. Dönecek olursan hemen beni ara, sem çok merak ediyoÂrum… Beni sevmeyi unutma, ben de seni çok seviyorum.” Momo, mektubun burada bir yıldan beri durduÄŸunu hiç akÂlına getirmedi. Yanağını kağıdın üzerine dayadı. Artık hiç üşümüyordu.
Çok Ye, Az Konuş:
Ertesi gün Momo, kaplumbaÄŸayı da kucağına alarak MeyhaÂneci Nino’nun evinin yolunu tuttu. Oraya varınca, yolu ÅŸaşırdığını sandı. Kocaman bir lokanta, yanında benzin istasyonu bulunuÂyordu. Ön taraftaki büyük levhada, “Nmo’nun Ekspres Restoranı” diye yazıyordu. İçerisi çok kalabalıktı. Güçlükle ilerleyip Nino’ya yaklaÅŸtı. Nino onu gördüğüne çok sevinmiÅŸti. Arkadaki insanların homurdanmaları nedeniyle Nino ile fazla konuÅŸamıyordu. Yine de bazı bilgiler edinmiÅŸti. KaplumbaÄŸası ile birlikte tekrar tiyatroya döndü.
Bulmak ve Kaybetmek:
Momo, ertesi gün kaplumbaÄŸayla beraber Gigi’nin evini a-ramaya koyuldu. Gigı, YeÅŸiltepe’de bir villada oturuyordu. CadÂdenin üst başındaki ev, adam boyunu aÅŸan duvarla çevriliydi. İçeriyi görmek imkânsızdı. Birden kapı açıldı ve bir araba son sürat fırladı. Momo kendini güçlükle kenara atabilmiÅŸti. Araba fren yapıp durdu. Gigi fırladı ve Momo’ya doÄŸru koÅŸtu. Hasretle kucaklaÅŸtılar. Gigı durmaksızın konuÅŸuyor, bir ÅŸeyler soruyordu. Bu Gigi, önceki gibi deÄŸildi. Bakımlı, güzel ve şıktı. Üstelik mis gibi kokuyordu.
Karakter olarak da eski Gigi olmadığı açıkça belli oluyordu. Nitekim, Momo’yu bindirdiÄŸi arabasında bulunan ve Gigfnin danışmanları olan kadınlarla yaptığı konuÅŸmalardan da bu iyice açığa çıkıyordu. Ancak, her ÅŸeye raÄŸmen Gigi, danışmanlarının Momo’yu reklam için kullanma tekliflerine karşı direniyordu. Onlar için ise böyle bir fırsat bir daha ele geçmezdi.
Gigi,”Görüyorsun ya, bak ne hale geldim. İstesem bile artık geri dönemem. Gigi hep aynı Gigi’dir derdim. Hatırlıyor musun? Ama Gigi aynı kalamadı. Sana ÅŸunu söyleyeyim Momo, hayatta en tehlikeli ÅŸey gerçekleÅŸmiÅŸ hayallerdir. Artık hayal edecek hiçbir ÅŸeyim kalmadı. Sizlere dönsem bile artık orada hiçbir ÅŸeye yaramam. Her ÅŸeyden bıktım ben” diye üzgün üzgün konuÅŸtu. Bu arada havaalanına gelmiÅŸlerdi. Hepsi inip, binaya doÄŸru koÅŸtular. Bu arada birkaç foto muhabiri hızla fotoÄŸraflar çekiyor, sorular soruyorlardı.
Gigi, Momo’ya kendisi İle birlikte kalmasını teklif etti. Momo ise başını iki yana sallayarak “hayır” dedi ve ayrıldılar.
Momo, Gigi’yle karşılaÅŸtığı andan itibaren tek söz söyleyeÂmemiÅŸti. Oysa ona neler anlatmayı düşlemiÅŸti. Onu asıl ÅŸimdi
bulduğu anda kaybettiğini anladı.
Yavaşça döndü ve salondan çıktı. Vücudunu bir anda ateş bastı. Kaplumbağası da onu bırakıp gitmişti.
Varlık İçinde Yokluk:
Büyük bir üzüntü ile kaplumbaÄŸayı aramaya baÅŸladı. Ancak, hiçbir yerde yoktu. Gece yarısı olduÄŸunda tiyatroya vardı ve yaÂtağına girdi. Kendini ilk defa bu kadar yalnız hissediyordu.
Günlerce Beppo’yu ve diÄŸer çocukları arayıp durdu. Ancak, hiçbirine rast gelemedi. Böylece aylar geçti.
ÇeÅŸit çeÅŸit yalnızlık vardır. Momo’nun ki çok az kiÅŸinin bilÂdiÄŸi ve çok az kiÅŸinin dayanabileceÄŸi bir yalnızlıktı. Kendisini bir hazinenin içine kilitlemiÅŸler ve hazine her gün çoÄŸala çoÄŸala onu boÄŸacakmış gibi geliyordu. Hiçbir çıkış yolu yoktu. Kimse ona ulaÅŸamıyor ve o da kimseye varlığını gösteremiyordu. DaÄŸ gibi bir zaman yığınının altında bunalmış kalmıştı.
İki günde bir Gigi’nin villasına gidip kapı önünde uzun süre onu bekliyor, onu bir daha görmeyi umuyordu. Her ÅŸeye razı bir hale gelmiÅŸti. Fakat hiçbir kere dahi görmesi mümkün olmadı.
Bir gün eskiden tanıdığı üç çocuÄŸu gördü. Hepsi tek tip elbiÂse giymiÅŸlerdi. İçinden bir ümit ışığı yandı. Çocuklar tereddütlü de olsa onunla konuÅŸmak istedilerse de, araya giren gri adamlar, bir anda çocukları kaybettiler. Momo’nun , artık gri adamların teklifini kabul etmekten baÅŸka bir çaresi kalmamıştı. Bu nedenle, onu gözleyen gri adamın “gece görüşelim ” teklifini kabul etti
Korku Büyük, Ama Cesaret Daha Büyük:
O adamlarla buluÅŸmaktan korkuyordu. Bu nedenle, tiyatroÂya gitmeyip saatlerce kalabalıklarda dolaÅŸtı, durdu. Geç saatlerde, dinlenmek İçin, bir kamyonetin üzerine çıktı ve bir çuvala yaslaÂnarak uyumaya baÅŸladı. Rüyasında ihtiyar Beppo’yu bir uçuruÂmun kenarında gördü. Sonra da ucundan tuttuÄŸu bir kâğıt ÅŸeridiÂni çeke çeke aÄŸzından çıkaran Gigi’yi ve oynayan çocukları.
Bu esnada uyuduÄŸu taşıt hareketlenmiÅŸ gidiyordu. Momo uyanmış, bir yandan aÄŸlıyor bir yandan da nerede olduÄŸunu anÂlamaya çalışıyordu. Taşıt yavaÅŸ gittiÄŸi için atladı. Artık kaçmak istiyordu. Tiyatroya gitmek için yollara düştü. Ancak ne tarafa gideceÄŸini bilemiyordu.
Yürüye yürüye ışıklı bir meydana geldi. Aniden, dört bir yaÂnı arabalarla çevrildi. Ardından duman adamlar arabalarından indiler. Momo üşümeye baÅŸlamıştı. Uzun sure kimse konuÅŸmadı. Sonra bir ses:
“Bütün her ÅŸeyi biz planladık. Ne kadar kuvvetli olduÄŸumuzu göÂrüyorsun deÄŸil mı7″ diye konuÅŸtu. “Sana da yardım edebiliriz” diye de devam etti. Momo, hayır anlamında başını salladı. Gri adamların asıl hedefi ise Hora Usta’ya ulaşıp, bütün zamanları ele geçirmekti. Bu amaçla Momo’yu, türlü yollardan “ikna etmeye” çalışıyorlardı. ArkadaÅŸlarına ve kendisine dokunmayacaklarına söz vermeleri üzerine, Momo onlara kaplumbaÄŸadan bahsetti. Bir anda hepsi kaybolup, kaplumbaÄŸayı aramaya baÅŸladılar.
Gelecek Geriye Bakmadan Görülebilirse:
Momo ne kadar zamanın geçtiÄŸini bilmiyordu. Gövdesi felç olmuÅŸ gibiydi. KaplumbaÄŸa için de endiÅŸelenmeye baÅŸlamıştı. Birden, ayağının dibinde bir yumuÅŸaklık duydu ve baktı. KapÂlumbaÄŸa oradaydı. Birlikte Hora Usta’mn Evi’ne doÄŸru yürüdüler. Bu arada gri adamlar, büyük bir sevinçle, onları takip ediyorlardı. Evin bulunduÄŸu sokaÄŸa vardıklarında, Momo yorgunluktan bitÂmiÅŸti. Bu esnada, uzun dumanlar halinde gelen gri adamları fark etti ve bir korku çığlığı attı.
Birdenbire garip bir ÅŸey oldu ve duman adamların ilk sıraÂsında bulunanlar Momo’nun gözleri önünde yok oldular. Bunun üzerine diÄŸerleri yürümeye cesaret edemediler. Momo’da rahatlıkla, “Hiçbir Yerde Evı”ne ulaÅŸtı. Kendisini divanın üzerindeki yataÄŸa attı. Artık hiçbir ÅŸey duymak ve görmek istemiyordu.
Kuşatılanlar Karar Vermek Zorunda:
Uyandığında Hora Usta’yı baÅŸ ucunda buldu. Duman adamÂların evi bulmalarına sebep olduÄŸu için piÅŸman ve üzüntülüydü. Ancak, Hora Usta onu teselli etti ve “Zaman Emici Güç” sayesinde “Hiçbir Zaman Sokağı”na girmelerinin mümkün olmadığını anlattı. Momo bu duruma sevinmiÅŸti. Ancak, bu sorunun kökünden halÂledilmesi gerekiyor, dünyanın bu duman adamlardan kurtarılmaÂsı gerekiyordu.
Bu nedenle, Hora Usta Momo’ya ne yapacaklarını tek tek anÂlattı. Buna göre, dünyaya zaman dağıtan Hora Usta bir saatliÄŸine uyuyacak, bu süre içinde dünya zamansız kalacağı için duman adamlar yedek zaman kullanmak için depolarına gidecekler, Momo da onları takip ederek depodaki çalınmış tum zamanları serbest bırakacaktı. Çalman zamanın tümü insanlara döndükten sonra dünyanın hareketsizliÄŸi sona erecek ve Hora Usta tekrar uyanabılecekti.
Takip Edenlerin Takip EdiliÅŸi:
Hora Usta gözden kaybolduktan sonra, Momo kucağında kaplumbaÄŸa ile beklemeye baÅŸladı. Birden bir sarsıntı oldu ve salondaki bütün saatler sustu. Ortalığı tam bir sessizlik kaplamışÂtı. Duman adamlar, hiçbir engelle karşılaÅŸmadan, Hora Usta’mn evine doluÅŸtular. Sevinçlerine diyecek yoktu. Ancak, kısa bir süre sonra bütün saatlerin durduÄŸunu görünce acı gerçeÄŸi anladılar. Panik içinde zaman depolarına koÅŸtular. Momo da peÅŸlerindeydi. Geçtikleri tüm yerlerde, her ÅŸey donmuÅŸtu. Trafik polisleri bile, ağızlarında düdüklerîyle hareketsiz duruyorlardı. Bir fotoÄŸraf gibi hareketsiz duran bu kentin ortasında duman adamlar itiÅŸe kakışa koÅŸmaya çalışıyorlardı. Momo’da onlara görünmeden takip ediyordu. Ancak, bir hata yaptı ve Beppo’yu. hareketsiz bir ÅŸekilde görünce onun yanma koÅŸup sarıldı ve aÄŸlaÂdı. Bu arada duman adamlar gözden kaybolmuÅŸlardı. KaplumbaÄŸanın uyarısı ile kendini toparlayıp koÅŸarak takibe devam etti. Son duman adamın bir kapıdan içeri girdiÄŸini fark etti. Kapının üzerinde: “Dikkat! Ölüm tehlikesi – İşi olmayanların girmesi yasaktır” yazılı bir levha vardı. Yeniliklerin BaÅŸlangıcı Olan Bir Son:
Momo kapıdan içeri girince kimseyi göremedi. Çukurun diÂbine doÄŸru inmeye baÅŸladı. Biraz ileride duvarcı ustası Nicola’yı hareketsiz bir ÅŸekilde gördü. Eliyle yerden yukarı doÄŸru çıkmış bir boruyu iÅŸaret ediyordu. Momo hemen bu borunun içine girip aÅŸağıya doÄŸru inmeye baÅŸladı. AÅŸağı indikçe serinlik artıyordu. Dibe vardığında hemen ilerleyerek, bir konferans salonuna vardı. Burada toplantı halinde bulunan duman adamların konuÅŸmalaÂrından, sayıca çok azaldıklarını anlıyordu. Kafan yedek zamanı ise kısıtlı olarak kullanmaktan söz ediyorlardı. Aralarında kura çekerek sayılarını altıya düşürdüler. DiÄŸerleri tamamen yok olÂmuÅŸlardı.
Momo ne yapacağını düşünüyordu. KaplumbaÄŸa ona elinÂdeki zaman çiçeÄŸi İle kapıyı kapatmasını söyledi. Söyleneni yaptı. ÇiçeÄŸi kapıya dokundurdu ve bir eliyle de kapıyı itti. Gürültüyle kapanan kapının çıkardığı ses bütün koridorlarda yankılar uyanÂdırdı. Duman adamlar kendilerinden baÅŸka kimsenin donmadan dolaÅŸabileceÄŸini akıllarına bile getirmedikleri için, korkudan kasÂkatı kesilmiÅŸ bir vaziyette Momo’ya bakakaldılar.
Sonra da elindeki zaman çiçeÄŸini almak için Momo’ya doÄŸru koÅŸmaya baÅŸladılar. Böylece Momo kaçıyor, peÅŸindekiler de kovalıyorlardı. KaplumbaÄŸa, duman adamların nereden geçecekÂlerini önceden bildiÄŸi için yollarma çıkıp, ayaklarına dolanıyor ve onları düşürüyordu. Bu kovalamaca sırasında, duman adamların dört tanesi ağızlarındaki sigaraları düşürerek ortadan yok olduÂlar. Sadece iki tanesi kalmıştı. Bu arada Momo yeniden büyük salona kaçmış, bir kenara büzüşmüştü. Elindeki çiçeÄŸin sadece üç yaprağı kalmıştı. DiÄŸer iki adam ise çiçek için birbirleriyle kavga ediyorlardı. Nitekim, biri diÄŸerinin aÄŸzından sigarasını çekip alınca, sigarasız kalan adam yok oldu. Åžimdi bir tek adam kalmışti. Momo’ya doÄŸru ilerledi ve “ver ÅŸu çiçeÄŸi” diyerek bağırdı. Bu da kendisinin sonu oldu. Çünkü, sigarayı aÄŸzından düşürmüştü.
Momo hareketsiz kalakalmıştı. Kaplumbağanın uyarısı ile kapıyı açtı. Saat çiçeğinin üzerinde ise tek bir yaprak kalmıştı.
Kapıyı açınca içeride duvarlar boyunca uzanan raflarda yüz binlerce, milyonlarca yaÅŸam saati çiçeÄŸi dizilmiÅŸ duruyorlardı. Momo’nun elindeki saat çiçeÄŸinin son yaprağı da düşerken İçerde bir fırtına koptu. Yığın yığın saat çiçeÄŸi, Momo’nun çevresinde bir bulut gibi savruluyordu. KaplumbaÄŸa, Momo’ya eve uçmasını söyledi. Bu Momo’nun kaplumbaÄŸa Kassiopeia’yı son görüşü oldu.
Ayaklarının yerden kesildiğini ve çiçekler arasında havada olduğunu hissetti. Böylece, daha önce inmiş olduğu borunun ağzından, çiçeklerin arasında gökyüzüne çıktı.
Çiçek bulutlan Momo’yla beraber ÅŸehrin üzerinden uçtular, uçtular. Sonra da alçaldılar ve donup kalmış olan dünyanın üzeÂrine kar taneleri gibi yaÄŸdılar. Ve her biri ait olduÄŸu insanın yüreÂÄŸine girerek gözden kayboldular. Aynı anda zaman yeniden iÅŸlemeye baÅŸladı. Dünyanın bir saat durduÄŸunu kimse anlamamıştı. Ama öncekinden farklı bir durum vardı artık. Åžimdi insanların bol bol zamanı olmuÅŸtu. BuÂnun aslında, vaktiyle kısıtladıkları kendi öz zamanları olduÄŸunu ve ÅŸimdi onlara döndüğünü asla bilemediler. Momo kendine geldiÄŸi sırada bir caddedeydi. Burası Beppo’yu gördüğü yerdi. BuluÅŸmaları görülmeye deÄŸerdi. Kol kola tiyatroya doÄŸru yürüdüler. Büyük kentte çoktandır görülmeyen ÅŸeyler oluyordu. Yol üsÂtünde oynayan çocukları gören ÅŸoförler arabalarını durdurup onlara gülümseyerek bakıyor, hatta bazıları arabalarından inip onlarla beraber oynuyorlardı. İnsanlar birbirlerinin hatırlarını soruyorlardı. İşe gidenlerin artık pencere önlerindeki çiçekleri seyredecek, ya da küçük bir kuÅŸa yem atacak kadar zamanları vardı. Herkes her ÅŸeye dilediÄŸi kadar zaman ayırabiliyordu. Ama pek çok kimse bütün bunları aslında kime borçlu olÂduklarını asla öğrenemedi. Bunu bilen ve buna inanan sadece Momo’nun dostları ve arkadaÅŸlarıydı.
| En Güzel Paylaşımlar İçin Mail Grubumuza Üye Olun |


One comment
Yorum Yapın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
>