HALİME KAPTAN

26 Mart 2008 tarihinde tarafından eklendi.

HALİME KAPTAN RIFAT ILGAZ

KONUSU: Kurtuluş Savaşı sırasında Cide’li bir kadın kaptanın, azgın fırtınalar ve korsanlarla boğuşarak İnebolu’ya cepha­ne taşıması anlatılmaktadır.

Yer Cide sahilinde bir köy evidir. Romatizma ağrılarından muzdarip Temel Reis, yatakta durmadan dönmekte, torunu Memiş yanındaki yatakta, gelini Halime ise, diğer odada yatmak­tadır. Halime’nin kocası Sabri ise Samsun Askerlik Şubesinde askerdir.
Temel Reis’in takası ise, biraz ilerde denizin kenarında, yaşlı gövdesi ile azgın karayele direnmeye çalışmaktadır.
Kış yaman geçeceği için, mutlaka yiyecek, gaz, tuz, şeker te­mini gerekiyordu. Bunun için de İnebolu’ya gitmekten başka bir çareleri yoktu.

Bu nedenle, Temel Reis, sabah erken kalktı. Sağlam bir şekil­de elbiselerini giydikten sonra, kendisine yardımcı olması için çağırdığı Halime’nin yeğeni on üç yaşındaki Bekir’i diğer iki ço­cuğu çağırması için gönderdi. Sonra da evden çıkıp, köyün ortası­na doğru yürüdü. Halime ile Memiş de arkasından geliyorlardı.
Köy kahvesine gelince, oturanlar Temel Reis’in el etmesiyle kalktılar ve sahildeki kayığın suya indirilmesine yardım etmek için onlara katıldılar.
Kayık suya İndirildi. Bekir ve diğer iki çocuk, Zeynel ile Halil de kayığa binerek hareket hazırlığına başladılar.
Temel Reis, gelini Halime ve torunu Memiş ile vedalaştı. Kı~ yıdakilerle helâlleşerek kayığa bindi. Sonra, yelken açmalarını emretti. Açılan yelkenle birlikte küreklere asılarak Cide’ye doğru yol aldılar.
Cide’de yoksul halkın hemen hemen tek gelir kaynağı olan yumurtaları yükleyerek, İnebolu’ya doğru açıldılar.
Temel Reis’in gidişinin üçüncü günü gecesi, bir asker kaçağı, “Ben kocan Sabrı” diyerek Halime’nin kapışma dayanınca, Halime
“Benim kocam askerden kaçmaz, böyle hırsız gibi kapıları da tıklatmaz, git köyün muhtarı ile birlikte gel” dedi. Adam diretince, yüklükte asılı çifteyi kaparak pencereyi açıp, ateş ederek, “Ali Efendi! Asker kaçakları sardı evimi! Yetiş!” diyerek bağırdı.

Temel Reis’in sandalı ise gecenin karanlığı içinde yol almaya çalışıyordu. Gökte bir tane dahi yıldız yoktu. Bu sırada, bir taka­nın üstlerine doğru hızla geldiğini fark ettiler. Belli ki niyetleri haydutluktu. Temel Reis, hemen tabancasını çıkarıp, çocuklara da siper almalarını söyledi. Sonra da başladı kurşunları saymaya. Üstlerine gelenler, papucun pahalı olduğunu anlayınca, gerisin geri kaçmaya başladılar.

Köy korucusu Çipil Reşit, Halime’nin feryadım ve silahın se­sini duyunca, hemen tarafa doğru koştu. Yürüyen birisini görünce seslendi. Fakat öteki bir ne dönüp baktı, ne de cevap verdi. De­mek ki, tanınmak istemiyordu. O halde bu köyden birisi idi. Aca­ba kimdi?
Arkasından, bir el ateş etti. öteki yine devam edince, mecbu­ren bu sefer vurmak için ateş etti. Kaçak da aynı anda kendisini yere atıp, ateşe ateşle cevap verdi. Çipil Reşit, bir müddet sonra sessizce ilerleyip, kaçağın olduğu yere kadar geldi. Uzamış sakal­larına rağmen, Temel Reis’in oğlu Sabri’yi tanıdı. Sabri, şube ko­mutanı ile bir sebepten takışmış, bu yüzden askerden kaçmıştı. Köye gelişindeki asıl sebep ise, kadınların namusuna musallat olan bir iki kişinin hakkından gelmekti.
Bir punduna getirip, Çipil Reşit’i esir aldı. Sonra önüne kata­rak, asker kaçağı namussuzun barındığı yere doğru yürüdüler. Ancak, yolda konuşarak birbiri ile anlaştılar. Çipil Reşit, Sabri’yi görmediğini söyleyecekti.
Böyle yürürlerken bir ateş sesi ile kendilerini yere attılar. Sabri bir yana, Çipil Reşit bir yana atladı. Çatışma bittiğinde, Çipil Reşit sakin sakin olay yerinden ayrıldı. Sabri, yürüyerek kaçak Halit’İn bulunduğu yere gittiğinde cansız yattığını gördü.
Gece vakti, Halime’nin kapısı çalındı. Gelen Temel Reis ile birlikte giden Zeynel’di. Halime neler olduğunu sorunca, yolda Rum Niko’nın saldırısına uğradıklarını, Temel Reis’in silah sıkışı­nı, sonra da yağan yağmurdan hastalanıp İnebolu’da hastaneye yatırdıklarını ve bir daha da kalkamadığını, anlattı. Yani Temel Reis ölmüştü. Bu konuşma esnasında Sabri, pencereden içeri gir­di. “Babamın öldüğünü duyunca geldim. Yarından tezi yok, takayı satıp parasını bana ver” dedi. Bu esnada korucu Çipil Reşit eve gelip, Sabri’yi muhtarın çağırdığını söyledi. Sabri tereddüt içinde idi. Sonra muhtarın yanına gitmeye karar verdi.
Muhtar Ali Emmi, İyi niyetli ve vatansever bir adamdı. Sab-ri’ye, yeni bir ordu kurulduğunu, şayet kabul ederse kendisini bu ordu­ya asker olarak göndereceğini, ‘asker kaçağı’ lafını da ortadan kaldıraca­ğını” söyleyince Sabri razı oldu ve Muhtar ile yeni orduya katıl­mak için yola çıktılar.

Temel Reis ölmüş, Sabri “asker kaçağı” lekesini silerek, yeni­den vazifesine dönmüştü. Halime ise, evin çarkını döndürmek için sandalı yürütmeye, böylece nafakayı kazanmaya kararlıydı. Yanına Memiş’i de alarak sahile doğru yürüdü. Halil ve Zeynel çoktan sandaldaki yerlerini almışlardı. Artık Reis Halime Kaptan idi.

Denizde geçirdikleri birkaç gün içinde, Halime Kaptan bilgi­si ve becerisi sayesinde Zeynel ve Halil’in de takdirini kazanmış, çocuklar yeni kaptanlarına gönülden bağlanmışlardı.
Denizdeki fırtına yüzünden yanaşmak istedikleri bir kıyıda korsanların eline esir düştüler. Halime Kaptan, kendisini Halim Kaptan olarak tanıtmış, çocukları da öyle tembihlemişti. Tek kor­kusu Memiş’in, “Anne” diye seslenmesiydi. Şükür ki korktuğu olmadı. Bu adamların korsan mı, kaçakçı mı, çete mi oldukları da belli değildi.
Gece olunca, Halime Kaptan kaçmak için çareler aramaya başladı.
Fakat, kaçma imkânını bir türlü bulamadı.. Sabah olunca da mecburen Harun Reis’in emirlerini uygulamak zorunda kalarak, onun kayığının yanında, kendi kayığı ile birlikte yola çıktılar.

Halime Kaptan’ın beklediği fırsat Sivastopol’da eline geçti. Rus milisler, Halime Kaptan’ın kayığında silahlı adamı görünce, onlara hemen limandan çıkıp gitmelerini söylemişlerdi. O dönemde, Rusya’da ihtilalle yönetimi ele geçirenler, Türkiye’de yükselen Kurtuluş Savaşı’na destek verdikleri için, kendi kıyıla­rında haydutlara ve çetelere izin vermiyorlardı.
Böylece, Harun Reis ve arkadaşları gittikten sonra, oralarda bir hafta kalan Halime Kaptan, kendi hesabına tuz taşımaya baş­lamıştı. Tabii bu iş sadece tuz taşımakla kalmamış, kuvay-ı milliyecilere, sandık sandık cephane ve mühimmat da yanına eklenmişti. Artık, İnebolu ile Cide arasındaki köyler ve kasabalar başta gelmek üzere, bütün kıyı şeridinde ve Ankara’da Halime Kaptan’ın adı saygı ile anılıyor, bilen bilmeyen herkes “helâl ol­sun” diyordu.

Halime Kaptan, yine zorlu bir görev için Kefken açıklarında ilerliyorlardı. İki kayık silahı yükleyip, inebolu’ya götüreceklerdi. Ancak, kıyıya yaklaştıklarında bir İngiliz motorunun kendilerine doğru geldiğini gördüler. Halime Kaptan, hemen hizmetçilik yapan bir köylü kadını kılığına bürünerek, saf saf oturmaya baş­ladı. Yanı başındaki sepette ise el bombaları diziliydi.
İngilizler, kayıktan motora geçmelerini emrettiler. Halime Kaptan, uysal uysal ayağa kalktı ve aniden bombayı fırlattı. Arka­sından Zeynel ve Bekir de silahlarım ateşlediler. Neticede, düş­man motoru batırılmış, İngilizler tarafından esir alınmış bulunan Türk askerleri de kurtarılmıştı.

Dönerlerken, yolda kendilerine saldırmak isteyen bir korsan kayığı ile silahlı çatışmaya daha giriştiler. Yeni almış oldukları mitralyoz silahını kullanan Kuva-yı Milliye subayı Teğmen İh­san’in yaman ateşi sayesinde, korsanları hemen etkisiz hale getir­diler. Tesadüfe bakın ki, korsanların reisi Harun Reis idi. Diğer adamları ölünce, o da teslim oldu.
Hemen yola koyuldular. Cephede savaşanlara daha çok mermi ve silah lazımdı. Duracak zaman değildi…

Etiketler:

Yorumlar

  1. emel diyor ki:

    çok harika bir site çok ama çok beğendim teşekkürler

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Hece Ölçüsü