BALIM KIZ DALIM OĞUL

22 Nisan 2008 tarihinde tarafından eklendi.

BALIM KIZ DALIM OĞUL

KONUSU: Bu kitap, bir duygular manzumesi, bir sevgi yu­mağıdır. Her satınnda buram buram halk, buram buram Anadolu sevgisi vardır. Yazar, usta bir nakkaş gibi, Anadolu’ya olan sevgi­sini, kelimelerle nakşetmiştir. Ellerine sağlık Ceyhun Atıf Kansu. Nur içinde yat.
Kitap çeşitli bölümlerden oluşmaktadır. Her bir bölümde, Anadolu’muzun bir köşesi, tarihimizdeki önemi ile birlikte yer almaktadır. Okuyalım, bakalım.

MUŞ OVASI
Selçuklu Türkleri akın akın geldiler Anadolu’ya. O zaman Anadolu’nun ismi Rum Diyarı idi. Bizans imparatorluğu vardı. İmparator Diogenes “Bu gelen Selçuk soyu bir taşkın insan selidir … vakit şimdidir, önlersek önleriz, önleyemezsek Bizans’ın direkleri yıkılır” diyerek vardı Malazgirt’e Selçuk Kumandanı Alparslan’la hesap görmeye…Ve görüldü hesabı Bizans’ın… Açtık kapıyı, girdik içeri. Yıl 1071, gün 26 Ağustos idi.
Aslına bakarsan Alparslan’ın akıncıları daha Önceden gelmiş, her bir hali öğrenmiş, kumandanlarına bildirmişlerdi. Alparslan, bu yurt bize göredir diye, çoktan kararını vermişti.

İşte böyle Balım Kız, Dalım Oğul! Sorarsanız bu Selçuklular-ne iz kalmış günümüze? Öyle ya aradan geçmiş yüzlerce te. Neler getirmişler Anadolu’ya?.. Gezdikçe göreceğiz bunları. Yalnız, iki şey var ki Anadolu’ya kattıkları: Yaşamaya ve olume güneş katmaları. Diri, dövüşçü, güler yüzlü, özgür bir yaşamda­dır onlarınki ve ölümleri de…

Selçuklu Türkleri, kervansaray, cami, medrese, sağlık yurdu ji çok güzel yapıtlar bırakmışlardır Anadolu’da. Bir de kümbet-‘ler. Evet onlar bir mezardır. Altlarında savaşçılar, akıncı komu­tanlar, tolgalı Selçuk beyleri yatar. Bu kümbetlerde, ölümü bile güzelleştiren bir sadelik vardır.

Konuksever, insansever, yurt, ocak sever, çimen, çiçek sever oba töresi bir ve kümbet iki. İkisi de, Selçuklu Türklerinin Anado­lu’ya/ bir yeni yurt bulma sevinciyle kattıkları iki güneş gülüdür.
Biz Anadolu’yu çok severiz Balım Kız, son yurdumuz oldu­ğundan, Dalım Oğul, uğruna kan çiçek verdiğimizden….
Altımıza alnı akıtmalı, ince bilekli ve çektirme gözlü üç Ho­rasan atı uyduralım da, varalım kapısı 1071’de açılan güzel yur­dumuzu gezmeye. Neler göreceğiz, neler bileceğiz bakalım. Bilgi­nin yarısı söz ise, yansı gözdür Balım Kız, Dalım Oğul!

ERZURUM
Anadolu insanı, İnsanlığın has gülüdür ki, çok çileden, çok töreden geçmiştir, çok şey görmüş, çok şey bilmiştir. İnsanlığın binlerce yıllık İzi vardır Anadolu’da… Erzurum toprağı da aynı böyledir. İşte bu Erzurum, 1048 yılında bizim yiğit Kutalmış akın­cımız komutanlığındaki akıncılarımız tarafından alınmış. O gün başlamış Selçuklu çağı ki, Türk Oğuz çağı! …Yaylalar da bizim olmuş şehir de. Camiler, medreseler yaptırmışız. Medreselerde en yüksek bilimi vermişiz… Kerem Ash’yı burada sevmiş, burada olmuşlar dillere destan…
Ya Nene Hatun? Gül Ahmet Mahallesi’nde bebesini sallar­ken, balta kapıp yola düşen taze gelin Nene Hatun… Aziziye Tabyasında ölenlerin öcünü almak için, halkı ayaklandıran Nene Hatun… Düşmanları tepeleyenlerin başında Nene Hatun…
1919 Temmuz’unda Mustafa Kemal Paşa gelmiştir Erzu­rum’a. . .Yapılmıştır Kongre, alınmıştır kararlar…

SİVAS
Sivas bir yayladır, çayır çimen kokan…. Bura halkı sahiptir, Türk halkının en eski töresine…
Erzurum’u alan Kutalmış oğlu Süleyman Bey’le akmaları, varıp Sivas Kalesi’ni de almışlar, ne de iyi etmişler. Yapmışlar Erzurum gibi çifte minareli medreseler, camiler…Horasan’dan gönül kalıp getirmişler, Anadolu toprağıyla karıştırmışlar, çıkmış ortaya Selçuk çinisi…Hey gidi hey…

Sivas’ın dışL serttir de, dondurur ama içi badem yemişidir, yumuşaktır. Türk dilinin ozanları mesken tutmuşlardır, Sivas’ı. Pir Sultan…Aşık Veysel, Serdari, Feryadi, Talibi, Ali İzzet, Ruhsatı, Minhaci, Mesleki…ve de Ahmet Kutsi Tecer ustamız….;

KONYA

Selçuklular, bozkırları, Orta Asya bozkırlarına benzediği i-Çin, Konya’yı başkent seçmişlerdir. Konya’nın ortasında bir Ata­türk heykeli vardır, bir elinde saban başak, bir elinde kılıç tutmak­tadır Atamız. KILIÇLA GİRDİK İSE DE BU ANADOLU’YA, BİZ SABANLA, BAŞAKLA KALDIK mesajını verir bu dosta da, düş­mana da….
Vur kazmayı Konya toprağına, bak ve gör Osmanlı’nın, Sel-çuklu’nun, Karamanoğlu’nun alt katında yatan Bizans, Roma, Bergama, Büyük İskender, Lidya, Frikya’nın ayak izlerini insa­noğlu, bizim Anadolu toprağımızda katışmış, karışmış, uygarlığın koç katımı olmuş, bu yüzden uygarlıklar içinde katkılar uygarlı­ğının en güzel örneği, her neresine vurursan insandan ses veren Anadolu uygarlığı çıkmış ortaya…

Bu Konya bozkırı bizim töremizin bîr parçasıdır. Bu Anadolu [güneşidir bizi insan eden. Ve de Konya’da bir ulu insan, Anadolu ifetıdisi, Mevlana Celaleddini Rumi yatar. Bir gönül kuyusudur , yüzyıllar boyu suyu içilir onun…

TÜRKÇENİN BEYLİĞİ
13. yüzyılda bir Moğol kırımı geldi, Sivas yandı, Kayseri yı­kıldı… Anadolu yangın yeri oldu..
Horasan’dan kalkıp gelen gönül erleri, gönül adamları saye­sinde direndi Anadolu, yok olmadı Anadolu… Bu Horasan Erleri’nin piri Hacı Bektaş Veli’dir. Ne dedi bilir misin?

Bir de Anadolu’da, Hacı Bektaş Erenlerinden Kara Donlu Can Baha’nın bir Öyküsü anlatılır:
Can Baba bir keşişi Müslüman olmaya çağırır.
Keşiş, Moğol hanının önünde “Bir yazıya odun yığsınlar, içine girsin, yanmayacak olursa dinine girerim” der. Moğol Hanı, Kara Donlu Can Baba’ya: “Bu söze ne dersin” diye sorar. Kara Donlu “keşiş de benimle beraber girsin” der. Derviş’in yanında keşiş de utanıp din gücünü göstermek için ateşe girer. Girerken de bir eliyle Kara Donlu Can Baha’nın eline yapışır. Üç gün üç gece ateş içinde kalırlar. Dördüncü gün, Kara Donlu Can Baba, bir başına ateşin içinden çıkar. Avucunda keşişin sadece parmaklan vardır. “Keşiş ne oldu?” dîye sorarlar.
“Bize parmaklarım verdi, ancak onu getirebildik. Gönlünü verse idi, gövdesini de getirirdik.” dedi.
İşte 13. yüzyıl Anadolu’sunda, Türk halkını eğiten, tüm zu­lümlere, ölümlere karşı tutan gönül eğitimi budur. ..13. yüzyılın o kargaşa geçidinden geçen Türk halkı, gönül ile dil ile obasını, çarşısını, yurdunu, töresini ve ala sancak devletini kurtardı.

SARIKÖY

Balım Kız, Dalım Oğul varalım geçelim Polatlı’nın uçsuz bu­caksız buğday tarlalarından, Porsuk’un kıyısından geçelim. Sarıköy’ün kerpiç evlerine selam verelim, Yunus Emre mezarını görelim, toprağına yüz sürelim

Hacı Bektaş Veli’nin kapısına varıp buğday İsteyen Yunus… “Sa­na buğday değil, nefes vereyim” dendiğinde, “hayır buğday isterim” deyip, buğdayı yüklenip köyüne yöneldikten sonra, yoldan geri dönerek, tekrar Hacı Bektaş kapısına varıp, “Nefes isterim” diyen Yunus… O günden bu güne, halkının sesi, soluğu olmuş Yunus…

SÖĞÜT KIŞLASI
Geçtik İnönü Ovası’run solundan, vardık Söğüf e. Oğuz hal­kının ağacı söğüt, ince söğüt, bacı söğüt, salkımsöğüt Söğüt’ün taş yollarını aşıp, Bilecik yolunda bir tepede duralım. Bu tepe Oğuz boylarının denizi özleyip, yurt kurduğu tepedir. Bu tepede 400 çadır iken, milyonlarca çadır olan bir milletin ayak izleri, ne­fesleri, kokulan var. O kokular ki, kır çiçeklerinin kokuları ile karışmış.
Balım Kız, Dalım Oğul, bu erenler, bu yiğitler, başlamışlar oradan her tarafa nizam vermeye. Almışlar birer birer Yarhisar, Karacahisar, hisar kalelerini. Dağıtmışlar adaleti… Yürümüşler Söğüt’ün tepelerinden Bilecik, İnegöl, İznik ve ver elini Bursa…

ANKARA TOPRAĞI
Balım Kız, Dalım Oğul, bu Ankara toprağı bir güzel topraktır ki, bahar başı Ankara çiğdemiyle, mayıs ayları doğa ananın do­kuduğu çiçek kilimiyle, o kilime konup göçen arıların doldurdu­ğu türkü ile, Ankara balı ile her bir vakit tüyleri ışıldayan ve de Orta Asya’dan Oğuzlu çobanlarla gelme Ankara keçisiyle, yaz aylan da, sıcak toprağın çiçek kokusunu sandığına deren Ankara armuduyla güler ki güler….Burada Orta Anadolu Türk halkını göreceksin. Haydi gezelim Ankara’yı…Burası Çıkrıkçılar Çarşısı, -ki burada tiftik keçisinin sof ipliği dokunur-, rengârenk ürünler ortaya çıkarmış… Ne zaman ki yabancı mallar gelmiş, susmuş güzelim çıkrıklar… Koyunpazarı dedikleri yer, Ankara köylüsü­nün alış veriş merkezi… Ne ararsan var burada. Ahilik de burada, kardeşlik de burada…
Ahilik bir yaşama yoludur ki, işle yaşayıp kardeşlikle ölecek­sin. Bu Ahiliğin doğduğu sıralarda Anadolu’da kargaşa, soygun, yağma, kırım. Anadolu Türk’ü bakmış ki kötü töreye iyi töreyle dayanılır, o zaman sarılmış Ahiliğe dört elle…Ahiliğin babası Ahi Evran’dır ki, Orta Asya Horasan’dan gelmiş bir bilge erdir…
Mustafa Kemal babamız da, ikinci Anadolu Türk Cumhuri-yeti’ni bu Ahi ağacı Ankara’nın gölgesinde kurmuştur. Ankara, bir güzelim halk kenti olup çıkmış kî, kusuru varsa kimseye yük­leme, Balım Kız, Dalım Oğul kendine yükle..

GÜNEŞ TEKERİ
Anadolu güneşinin en gözde ağacı zerdalidir. Zerdali, yok­sul köy bahçesinin ağacıdır. Kökü ta Etiler’e dayanır.
Sivas’ın Kızıldağı’nda doğan bir ırmak vardır. Adı Kızılır­mak’tır. Bu ırmağın çizdiği yay içinde bir halk yaşamıştır ki, adı Eti’dir

Çorum ilimizin güneyinde Boğazköy diye bir yer vardır ki, adına höyük derler. Kazdıkça tapınaklar, saraylar, yollar çıkar altından. Bir de bakarsın, elinde bir çember, içi güneşin ışınlarıyla işlenmiş. Bu, Etilerİn güneş tekeridir. Anadolu denince akla güneş ve Eti halkı denince de bu güneş tekerinin gelmesi hep bu toprak­ların güneşle dolup taşmasındandır.
Bu güneş Konya bozkırının buğdayını ve Ankara bağlarının üzümünü veren güneştir. Ben de derim ki; Balım Kız, Dalım Oğlan, Tanrı gün ışığını eksiltmesin yurdumuzdan.

BOZKIRDAKİ KAĞNI
Polatlı’dan çıkan tren Bayatlı Yaylası’nı, Sivrihisar Ovası’nı geçerken bir başka ırmak yayını görürler. Bunun adı Sakarya Irmağı’dır. İşte bu yörede de Anadolu’nun en güzel uygarlıkla-rından birisi, Frigya uygarlığı yer almıştır. Başkenti Gordiyum idi. Efsaneye göre kağnısıyla kente ilk girenin kral olduğu bu köylüler devletinin başkanı, kağnısıyla kente ilk giren Gordus kral oldu-ğunda “devlet bizim çiftçüiğimİzedir ve meşe tekeri kağmmtzadır” der, kağnısını alıp tapmağa götürüp, boyunduruğun kağnı okuyla birleştiği yere de bir köylü düğümü atıp, “Bu bizim köylü gücü-müzdür, hiç eksilmeye ve hiç çözülmeye…” der. Bu düğümü İskender bile çözememiş; Yunan ordusu Sakarya boylarında dersini almış­tır.
Balım Kız, Dalım Oğul, burayı iyi dinle: “Su Sakarya Meydan Savaşı’nda binlerce yılın kağnısı, bozkır kağnısı ve de köylü Gordus’un kağnısı yeniden çıkmış ortaya ki, Anadolu askerine mermi tüfek, nohut ile mercimek, gazi asker yaralı yürek taşımıştır…” Bu kağnıları ise öküzler çekmiştir.

ÜRGÜP ŞENLİĞİ
Anadolu’nun en ilginç yerlerinden biri Ürgüp ve dolayları­dır. Nevşehir, Ürgüp, Avanos, Gülşehir, Kızılırmak… Üzüm ya­tağı, bağlar diyarı…Vakti zamanda, kükreyen Erciyes Dağı’nın ateşi, külü soğuyunca buralarda ortaya çıkmış olan bacaları ki nice masallara, efsanelere dayanak olmuştur… Periler gezmiştir halkın dilinde… Bu yüzden adına Peri Bacaları denmiştir…
Ayrıca,, Türkler daha Anadolu’ya gelmeden Önce, Anadolu Hristiyan ermişleri bu yörede onlarca kiliseler yapmışlardır. Ana­dolu’yu yurt alan Selçuklular, Osmanlılar ne bu ermişlere, ne de bu kiliselere dokunmuşlardır. Var mı dünyada bundan daha en­gin bir hoşgörü örneği…
Kayası peri, damında sevgi güvercini ve kurutulan altın zer­dali serili olan bu toprağın insanı sevilmez mi hey kızım, hey oğlum?

TEBRİZ’DEN TRABZON’A
Balım Kız, Dalım Oğul, çok eski yıllarda Tebriz ipeklilerini ve İsfahan halılarını yüklenip kervanlar, Karadeniz’e, Trabzon’a doğru yola çıktılar mı, Anadolu’dan geçip üç güzel dağ aşarlardı ki, bu dağlar Ağrı Dağı, Kop Dağı ve Zigana Dağlarıdır
Ağrı Dağı, eskiden yanar bir dağmış. Gel zaman, git zaman Kerem gibi yanıp kavrulmuş, sessizleşmiş… Ha, bizim Kerem Aslı’yı ilk defa Doğu Beyazıt’ın bir bahçesinde görmüştür, bunu da unutmayın. İşte bu Doğu Beyazıt’dan kalkılır, Diyadin, Taşlıçay, Karakös’e geçilir… Eleşkirt’ten geçilir, Bingöl Dağların­dan Hazar Denİzı’ne yol alan Araş Suyu aşılır… Pasinler Ovası’na varılır…Yürünür kervanlarla Erzurum, Ilıca, Aşkale geçilir, varılır Kop Dağı’nın eteğine… Kop Dağı da geçilir, Bayburt düzüne varılır…
Bayburt’tan Gümüşhane’ye geçilir, yolumuza elma ağaçlan açılır…Varırsın Zigana’ya, geçersin kıvrıla kıvrıla…Görürsün Maçka Vadisi’ni…Varırsın Trabzon denizine…Çalar kemençeler, oynar uşaklar…”Oy Trabzon, Trabzon” diye…

BOZKIRDA SULTAN HANI

Balım Kız, Dalım Oğul, biz gene eski bir yolculuğa çıkalım ki, Aksaray üzerinden, çok eski bir kervan yolunu geçip, Gesi bağlarını aşıp, Malatya’nın kayısı güzeli topraklarına varalım.

AKŞEHİR’DE NASRETTİN HOCA
Akşehir, Nasrettin Hoca’nın beldesi… Aradan neredeyse 700 yıl geçmesine rağmen her köşesinden Nasrettin Hoca çıkacakmış gibi bizi saran Akşehir… Hey Hoca Nasrettin, Ey Koca Nasret­tin… Anadolu Bilgesi…Yoksulluğa gülen gözlerle, haksızlığa gü­len sözlerle direnen halk adamı… Fıkraları dilden dile söylenen… Nazım Hikmet’in dizelerinde belirttiği Anadolu insanının güler­ken ağlayan yüzü Hoca Nasreddin…

BURSA YEŞİLİ
Bana, Anadolu’nun en güzel, en ulu çınarları nerededir diye sorsanız, Bursa’dadır derim. Bursa, erenler, yiğitler ve çınarlar diyarıdır. 6 Nisan 1326’da Anadolu Türk devletine katılmıştır, başkentlik yapmıştır. Yeşilin anavatanı diye ün yapmıştır. Yeşil Türbe’si, Yeşil Cami’si vardır.

İZNİK GÖLÜ:

Şimdi bir göl göreceğiz ki dört bir çevresi bağ ile zeytin ağa­cıdır. Türkiye’nin en güzel göllerinden biridir.

ÇAMLICA TEPESİ’NDEN İSTANBUL

Balım Kız, Dalım Oğul, İstanbul kentlerin sultanıdır. İstanbul aşığı Yahya Kemal bakın ne güzel demiş.

Sultan Mehmet ne övülesi, ne anılası bir insandır ki bu güze­lim şehri fethetmiştir. Gösterdiği büyük hoşgörü ile gönülleri de fethetmiştir. Çok değil, bu fetihten 250 yıl önce Hristiyan Haçlılar, Hristiyan İstanbul’u ele geçirmiş, taş üstünde taş, baş üstünde baş koymamışlardı. Bir onların yaptıklarına bakın, bir de bizim. Bu vahşi ataların çocukları kalkmışlar şimdi bize “uygarlık” dersi vermeye çalışıyorlar.
O bağnaz ve vahşi Orta Çağ’m ortasında açan bir hoşgörü gülü ve iklimi olmuştur, İstanbul… Herkes kendisini onda bul­muş, herkes kendisini ondan bilmiştir. Bugün de öyle değil midir? Gezin bakın İstanbul caddelerini, sokaklarını… Her köşesinde bir millet, her köşesinde bir ırk görürsünüz…

YEŞİLIRMAK
Bir ırmağın yaşantısı, tıpkı bir insanın yaşantısına benzer. Yağmur dölünden dağ ananın bağrına düşer, dağ anadan doğar, ovalarda gençtir koşar, kocahr yaşar ve denize varır, ölür.
Yeşilırmak, Sivas-Zara KÖsedağ eteğinden doğar, nice dere­leri, çayları kendine katarak Tokat’ın Almus’u geçer, Amasya’ya varır. Dinler burada Ferhat ile Şirin’in öyküsünü ve yoluna de­vam ederek, Samsun Çarşamba’ya varıp, denize ulaşır.

ANADOLU OZANLARI:

Bu Anadolu toprağı, ozanlara yatağıdır. Homeros’dan, Pir Sultan Abdal’a; Karacaoğlan’dan, Yunus Emre’ye; Dadaloğlu’ndan Köroğlu’na; Aşık Veysel’den Ahmet Muhip Dranas’a kadar söz ustaları yetiştirmiştir.

ŞEKERE DÖNÜŞEN TOPRAK
Şeker fabrikalarında, yeşil saçlı pancar, temizlenip yıkan­makta, yeşil saçları kesilmekte, kaynar suyu yiyip, şeker kaynağı Özü yumuşamakta, şeker hamuru oluşmakta, bu hamur kazanlar­da döne dolaşa, yana pise akça şekere dönüşmektedir.
Çok eskilerde insanlar, şeker ihtiyaçları için bal ile pekmez kullanırlarmış… Nerdennereye..
■ ■
DEMİRYOLU
Genç Türkiye Cumhuriyeti, elinden geldiğince, Anadolu’nun dört bir yanını demir ağlarla döşemeye çalışmıştır. Ne de güzel olur tren yolculuğu…Geçersin uçsuz bucaksız ovalardan, geçit vermez dağların ve ırmakların kenarından…Seyredersin uçuşan kuşları, koşan çocukları, meleşen kuzuları…
Bu rayların, bu istasyon garlarının dili olsa da konuş­sa…Kimbilir ne sevdalara, ne acılara, ne sevinçlere tanıklık etmişlerdir…Ya Kurtuluş Savaşı’mız sırasında gördükleri…Kahraman makasçılar, kondüktörler, ateşçiler..Hey gidi hey..Balım Kız, Da­lım Oğul siz siz olun demiryolundan vaz geçmeyin. Bakın bu raylar onlarca yıllık. Az bir masrafla yüzlerce yıl bile kullanılabi­lir…
Trenler, üzerlerinde “Türkiye Cumhuriyet Devlet Demiryol­ları” yazısıyla, Bağımsızlık düdüğünü Öttüre öttüre güzelim yur­dumuzu dolaşır dururlar…

GEYVE BOĞAZI:

Söğüt, Bilecik, Sakarya Osmanlı’nın can bulduğu topraklar. Gel 1920’Iere, kurtuluş savaşı başlamış. Ankara yok edilmek iste­niyor. Düşman, gelmiş dayanmış Sakarya’dan sonra, Geyve Boğazı’na. Kuvayı Milliye kumandanlarından Mahmut Bey tutmuş askerleri ile boğazı… Dosta açık, düşmana kapalıdır artık bu yol­lar…
 Gezimiz bitiyor, hey a Balım Kız, hey a Dalım Oğul… Kuvayı Milliye’dir içtiğimiz, nisan gülüdür açtığımız ve de sorana, durana Geyve dağlarından kekiktir saçtığımız. Koklayana bu yurttur, verilesi değil; insan bir sevdi mi, Anadolu anadır, kardaştır, yârdır hiç aynlası değil…

Etiketler:

Yorumlar

  1. kubra dedi ki:

    çok gzl beğendim süper olmuş işimede çk yaradı

Yorum Yaz

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Didaktik Şiir