SEVDALI BULUT

26 Mart 2008 tarihinde tarafından eklendi.

SEVDALI BULUT (Masal)

AZ GİTTİLER, UZ GİTTİLER:

Başımı, ninemin dizine koyardım… Ninem, çocukların gö­züne uykuyu, yıldızlı bir gece gibi dolduran masalları bilirdi. Masallar birbirine benzerdi…Az gidip, uz gidip, dere tepe düz gidip, arkaya bakılınca bir arpa boyu yol gidildiğini görmek yok mu, işte bunu benim küçük kafam almazdı.

SEVDALI BULUT

Derviş geldi, servinin altına oturdu, başladı neyini üflemeye. Ney’in deliklerinden ağaçlar, yollar, dağlar, bahçeler çıktı. Gide gide bir çölün ortasına vardı. Çölde dağlar, ağaçlar yükseldi. Yol­lar uzadı. Buraya Ney Ülkesi dendi.
Derviş soluklandı, yine başladı üflemeye. Ney’den kara kar­ga gibi bir adam çıktı. Adı Kara Seyfî idi. Derviş’in parasını çaldı. Derviş bir taş vurdu buna, uçtu gitti ta Ney Ülkesi’nin bir dağında duran kır bir atın, gümüş eyerinin üstüne. Kara Seyfİ, bütün Ney Ülkesi’nin sahibi oldu…
Derviş Ney’ini üfledi, bu sefer dünyalar güzeli, on beş ya­şında bir kız çıktı. Adı Ayşe idi. “Emret, derviş baba” dedi. Derviş baba “sağol” deyip sırtını sıvazladı. Ayşe bir tüy oldu, uçtu geldi Ney Ülkesi’nde bir bahçenin İçine..
Kara Seyfi geldi, “bu bahçeyi bana sat” dedi. “Satmam” dedi. Bir tavşan geldi, Kara Seyfi’nin atının ayağını ısırdı. Kara Seyfi yere düştü. Ayşe Kız’ın bahçesinden bir ak güvercin gelip Kara Seyfi’nin iki kaşının orta yerine pisledi. Kara Seyfi kızdı. Kara Seyfi, okunu yayını alıp kuşun peşine düştü…
Derviş neyini üfledi. Bir bulut çıkıp yükseldi, gitti gitti Ney Ülkesi’ne. Aşağıda bıyıklarını temizleyen tavşanı gördü. Bulut, bu işe çok güldü. Tavşanı sevdi. Dost oldular. Bu esnada Kara Seyfi, ak güvercini arıyordu. Gördü de. Yayını gerdi. Tam okunu ata­caktı ki, bulut bu duruma kızdı. İndi Kara Seyfi’nin tepesine, koy­du onu karanlığın içine. Güvercin de kaçıp kurtuldu. Tavşan ile ak güvercin Ayşe Kız’ın yanma geldiler. Bulut onları gördü. Gitti geri geldi. Ayşe Kız’ı görünce geri dönmüştü. Bulut böylece Ayşe kıza sevdalandı. Artık Ayşe Kız nereye, bulut oraya…
Kara Seyfi, gizlice geldi. Ayşe Kız’ın bahçesine girerek, deve dikeni hariç, güzelim çiçekleri kesmeye başladı. Bulut yukarıdan bunu gördü. Ayı gönderdi aşağı. Yıldızları da arkasından. Kara Seyfi kaçmak zorunda kaldı. Ayşe Kız sabah bahçeye girdi. Baktı ki harap olmuş. Deve dikenini de söküp attı. Deve dikeni bir yılan oldu tekrar bahçenin yanına geldi. Bu arada Kara Seyfi’de yeni­den gelmişti. Bulut bunu görünce, bir hayalet olup Kara Seyfi’yi kovaladı. Kara Seyfi, deve dikeni ile birlikte gitti. Gide gide, ku­raklık ülkesine varıp, bir çuval toprak aldılar. Ordan rüzgâr ülke­sine gidip, küpü esen yelle doldurdular. Rüzgâr yüklü oldukları için kırk üç günlük yolu üç günde aldılar. Geldiler Ayşe Kız’ın bahçesinin önüne…
Ayşe Kız, tavşanla ak güvercin yanında, uyuyordu. Kara Seyfi, toprağı bîr serpti, bütün bahçe kurudu. Ayşe Kız uyanınca bir de ne görsün; bahçe diye bir şey kalmamış. Kara Seyfi “haydi, sat bana” dedi. “Satmam” dedi. Bulut geldi. Bu sefer de rüzgârı saldılar. Gökyüzünde, rüzgârla bulutun savaşı başladı. Deve di­keni de buluta saldırınca, güvercin boş durmayıp, o da deve di­keninin parçalamaya başladı. Rüzgâr tek kalınca yoruldu. Savaşı bulut kazanmıştı. Ama bulutunun da artık bulut olarak kalması zordu. Bardaktan boşanırcasına yağmaya başladı. Bahçe, yavaş yavaş eski halini aldı. Kara Seyfi, bahçede sırılsıklam olmuştu. Bu sırada ak güvercin, rüzgârın peşine düşüp geri çağırdı. Rüzgâr Kara Seyfi’ye hınç doluydu. Öyle bir esti ki, Kara Seyfi ayakta duramaz oldu. Ata bineyim dedi, kır at çifteledi. Rüzgâr Kara Seyfi’yi önüne katıp, görürdü bir uçurumdan aşağı attı.
Ayşe Kızın bahçesi tekrar eski halini aldı. Ama Ayşe kız, bu­lut yok oldu diye üzgündü. Ak güvercin ve tavşan, “üzülme se­venler ölmez” dediler. Havuzu gösterdiler. Havuzun üzerinden ince bir buğu göğe doğru yükseliyordu. Bir müddet sonra Sevdalı Bulut, gökteki yerini alıp, aşağıdakilere öpücükler göndermeye başladı.

HIZIR:

Bir varmış, bir yokmuş. Bir padişah “Hızır’ı bulup getirene dilediğini vereceğim” diyerek, sokaklara tellâllar çıkartmış,
Hızır’ı kim bulacak? Hızır ancak ve ancak, Hıdrellez Bayra-mı’nda yeryüzüne iner ve sadece çok iyi insanların gözüne gözü­kür. Padişah istedi diye Hızır bulunur mu?
Çok yoksul, çok çocuklu fakir bir adam padişahın huzuruna çıkmış, yüklüce bir para isteyerek kırk gün içinde Hızır’ı bulaca­ğım demiş. Kırk gün geçmiş, padişah çağırtmış: “Hızır’ı buldun mu?” Adamın cevabı: “Bulamadım padişahım, çoluk çocuğumu açlıktan kurtarmak için yalan söyledim.” olmuş.
Padişahı aldatan bu adama verilecek cezayı vezirleri iler ko­nuşmuş. Birinci Vezir “kırk parçaya bölmeli”; ikinci vezir “derisi­ni yüzmeli”; üçüncü vezir ise “sebebini anlamalı ve bağışlamalı” demiş. Bu arada bir çocuk, durmadan “herkes mesleğine göre” diyormuş. Padişah sorunca, birinci vezirin daha önce kasap, ikin­cisinin yorgancı, üçüncü vezirin ise ırgat olduğunu, ırgat olanın açlık nedir bildiği için bağışlanmasını istediğini söylemiş.
“Sen kimsin?” dîye sorunca padişah, “Hızır’ım, şu yoksul adamla, üçüncü vezirin gözüne gözükmek için geldim” demiş ve elini kolunu sallayarak çıkıp gitmiş.

AYAĞINA DİKEN BATAN KARGA

Bir varmış, bir yokmuş. Gökte uçan, dağda gezen bir karga varmış. Bir gün ayağına bir diken batmış. Çıkarıp bir kocakarıya göstermiş. “Sakla, sonra gelip alırım” demiş. Kocakarı, birkaç gün saklamış. Sonra da şamdanını yakarken yanlışlıkla dikeni de yakmış. O anda karga gelip dikenini istemiş. “Yandı, ne yapayım” demîş.
Karga çıkmış evin karşısında bir dala. Başlamış “ya şamdan, ya diken” diye bağırmaya. Saatlerce bağırınca, kadın kurtulmak için şamdanı vermiş. Karga almış şamdanı, varmış başka bir yaşlı kadının yanma. “Sakla” diyerek şamdanı vermiş. Yaşlı kadın, şamdanı yakarak ahırına inmiş. İnek bir tekmede şamdanı kırmış. Karga gelmiş istemiş. Tuz buz olduğunu öğrenince, “öyleyse ineği ver” demiş. Kadın kulak asmamış. Karga da çıkmış bir dala: “Yaşamdan, ya inek” diye bağırmış da bağırmış. Kadın bakmış kurtu­luş yok, ineği vermiş. Karga ineği alıp, başka bir kocakarıya gö­türmüş ve “bunu sakla, gelip alırım” demiş. Aradan günler geç­miş, karga gelmemiş. Kocakan da ineği kesip, oğlunun düğünün­de ziyafet çekmiş. Karga düğün bitiminde gelip ineğini istemiş. “Yok” cevabını alınca da, bu sefer, “gelini ver” demiş. Tabii ki vermemişler. O da çıkmış bir dala, başlamış bağırmaya: “Ya inek, ya gelin!” Saatler sürmüş. Sonunda gelini kargaya vermek zorun­da kalmışlar. Almış gelini düşmüş yola. Gelmiş dağ başındaki bir çobanın yanma. “Ver kavalını, al gelini” deyince, çoban bakmış gelin güzel. Razı olmuş. Karga da başlamış kavalı çalmaya:

“Dikeni verdim, şamdanı
aldım, Şamdanı verdim, ineği
aldım, İneği verdim, gelini
aldım, Gelini verdim, kavalı
aldım, Düttürü düt de, düttürü
düt…”

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Uyak (Kafiye)