PETER PAN

2 Mayıs 2008 tarihinde tarafından eklendi.

PETER PAN

 

Yedi günlük Peter Pan’ın bir an önce büyümesini, annesi ve babası çok arzu ediyorlardı. Onun için yapacakları yaş günü kut­lamalarını iple çekiyorlardı. Peter Pan, bildiğimiz çocuklardan değildi. Büyük bir insanın bilgisi, tecrübesi ve olgunluğuna sahipti. En büyük dileği, rüya­sında gördüğü “Rüya Bahçeleri”ne gidebilmekti. Bu arzusu ona öyle bir güç verdi ki, kanadı olmamasına rağ­men, açık pencereden gök yüzüne doğru uçarak ve göz açıp kapayıncaya kadar, “Rüya Bahçeîeri”nin yumuşak çimlerinin üze­rine yavaşça düşüverdi. Artık Peter Pan’a ulaşmak isteyenler mektuplarını, “Rüya Bahçeieri-Peter Pan Adası” adresine gönder­meliydiler. Peter Pan’ı gören periler ve kuşlar “aramızda bir insanoğlu var, dikkat” diyerek ondan uzaklaşıyorlardı. Sadece, Salomon isimli karga ondan kaçınmamış ve dost olmuştu. Diğer kuşlar, Salomon’un emriyle, Peter Pan’a yiyecek getiriyorlar, o da onlara yuva yapmaları için, elbisesinden parçalar koparıp veriyordu. Gün geldi çırılçıplak kaldı. Ama üşümüyordu. Artık kuşlarla dosttu. Onlara kaval çalıyor, seslerini taklit ediyor, güzel yuvalar yapıyordu. Kuşlar da ona, elbirliği ile kayık şeklinde, bir yuva yaptılar. Peter Pan, kayığı ile perilerin yaşadığı yere gitti. İlk önce ona karşı hiddetle yaklaşan periler, sonra bebe­ğe benzediği için, onu çok sevmeye başladılar. Öyle ki, Peter’İn çaldığı kavalın ezgileri ile dans bile ediyor­lardı. Bir akşam, Peter kavalını o kadar güzel çaldı ki, “Perüer Kraliçesi” onun istediği iki dileği yerine getirmek zorunda kaldı. Birinci dileği, “annesini görmek” olduğu için, uçtu ve evlerinin açık penceresinden içeri girerek, uyuyan annesini gördü. Kadın­cağız, rüyasında yedi günlük iken kaybolan bebeğini gördüğü için ağlıyordu. Bir süre annesini okşadı. Sonra “tekrar geleceğim” diyerek, uçup gitti. Aylarca hep annesini ve evini düşündü.

 

İkinci dileği, yine “annesini görmek”ti. Bu defa uçup geldiği zaman evlerinin penceresinin kapalı ve demirli olduğunu görün­ce, cama yanaşıp “anneciğim ben geldim” diyerek ağlamaya başladı. Annesinin kucağında, küçücük bir bebek vardı. Ancak, ne yaptıy­sa, annesine sesini duyuramadı ve yeniden “Periler Ülkesi”ne dön­mek zorunda kaldı. Artık annesini göremeyecekti ama çok güzel günler geçirecekti. Toni ve Jeni isimli, dört ve altı yaşlarındaki iki kardeş, çoğu günlerini Veri Bahçeleri’nde geçiriyordular. Ancak, hep gündüzleri oynadıkları için, gece yaşayanları göremiyorlardı. Toni “bir gün kalacağım ve hep Veler Van’ı hem de diğer perileri göreceğim” diyordu. Kardeşi de kendisini teşvik ediyordu. Soğk bir kış günü, bahçede, dadıları ile birlikte geziyorlardı. Toni, “kararım kesin” diyordu. Ancak, bahçenin kapanış saati geldiğinde, cesur gözüken Toni koşarak bahçeden çıktı. Jeni bu işe çok bozuldu ve “ben kalırım” diyerek, bahçede bir yere saklandı. Dadısı ise, Toni ile beraber oldukları düşüncesinde olduğundan hiç etrafa bakmayı akıl edemedi. Jeni, bahçede bulunan ağaçların konuştuklarını ve yürüdük-lerinİ gördü. Ağaçlar da, onu gördüklerinde, “Bu kış günü, bu çocuğun burada ne işi var?” diye hayret ettiler. Jenio onlarla konuşa­rak, yürümelerine yardımcı oldu. Birlikte “Bebek Yolu Yokuşu”nu çıkarak,”‘Veriler Bahçesi”ne vardılar. Bahçede, bir dük şerefine balo vardı. Yüzlerce genç peri dans ediyordu. Aralarında, kendilerini düke beğendirmek için bir yarış vardı. Jeni, yolda dük tarafından beğenilmedikleri için baloyu terk edenlere rastlamıştı.
Kenardaki, su birikintisinin içine düşmüş bulunan bir periyi görünce, yardım edip, onu kurtardı. Peri, bahçeye giderken suya düşmüştü. Gönlünde dük ile evlenmek vardı. Nitekim, dük onu görünce, kalbine ateş düştü ve Maviş İsimli bu peri ile birlikte dans etmeye başladı. Bu durum, Jeni’nin çok hoşuna gittiği için, “Maviş harikasın!” diyerek perilerin içinden geçip onu kucaklama­ya kalkıştı. ^Yaptığı delilikti. Birden bire ışıklar söndü, müzik sustu, dans edenler durdular. Jeni insan olduğunu hatırlamış, ancak geç kalmıştı. Çok korktu ve haykırarak koşturmaya başladı. Yorulup, düşünceye kadar koştu. Yüzüne değen kar tanele­rini, annesinin öpücükleri; üzerini örten kar tabakasını ise yorganı sanıyordu. Bereket versin ki, perilere bir şey yapmamış, üstelik Maviş’i de ölümden kurtarmıştı. Maviş, Kraliçe’nin ayaklarına kapanarak, ona yardımcı olmalarını istedi. Periler de hep birlikte seferber olarak, yerinden kaldıramadıkları için, Jeni’nin yattığı yerde, onu korusun diye bir ev yaptılar. Jeni, sabah uyandığında önce kendisini evinde sandı. Sonra, her şeyi hatırlayarak evinden dışarı çıktı. Konuştukça ev kaybolu­yordu. Tamamen kaybolunca, ağlamaya başlamıştı ki, “Ağlama küçük kız, ağlama!” diyen Peter Pan’ın sesini duydu. İkisi konuşmaya başladılar. Peter’in anlattığı maceralar, Jeni’nin çok hoşuna gitmişti. Öyle ki, bahçede birlikte yaşamak konusunda anlaştılar. Ancak, biraz sonra bahçe kapılan açılınca, ayrılmaları gerektiğini anladılar. Peter, bu hüzünlü sahne nede­niyle gözlerini kapadı. Artık, her akşam Jeni’nin yolunu gözlüyordu. Ancak, dadısı ona göz açtırmadığı için, böyle bir şey mümkün olmadı.
Jeni’nin yaşadığı maceraları ve Peter’i anlatması, Toni’yi kıs­kandırıyordu. Ancak, kibarlığı nedeniyle bunu belli etmiyordu. Jeni ise, Peter’e hediye etmek için bir mayo örüyordu. Akıllı bir kadın olan annesi, Peter’e bir keçi hediye etmesini söylüyordu.
Sonra Jeni, Toni ve anneleri, “Rüya Bahçeleri”nin bulunduğu yere gittiler ve bağırdılar. Jeni, “Bir keçi getirdim Peter’e-Sırtına binsin diye” bağırdıktan sonra, gözleri kapalı, kollarını açarak üç defa döndü.
Böylece hayali keçi gerçekleşmiş, Peter de onun sırtında, bahçede dolaşmaya başlamıştı.

 

Filip Ailesinin Jan, Misel ve Vendi isminde üç çocukları vardı. Bu üç kardeşin odaları resimli kitaplar ve çeşitli oyuncaklarla dolu idi. Vendi, annesine Peter Pan’ın odasına kaval çaldığını anlatıyordu. Annesi, kızının yanıldığını söylüyordu ancak, çocukların odasında bulduğu yapraklar neyin nesi oluyordu? Vendi, o yaprakların Peter’in üstünden düştüğünü iddia ediyordu. O gece, Bayan Filip, çocukların odasında fazla kalınca uyuklamaya başladı. Bu esnada açılan pencereden üze­rinde renkli yapraklar bulunan güzel bir çocuk görünmüştü. Ba­yan Filİp, sıçrayarak hemen uyanınca Peter Pan’ı tanımıştı. Şaşkın­lıktan bağırınca, köpekleri Nana içeri girip Peter’e saldırdı. Ancak, Peter çoktan kaçmıştı. Çocukların anne ve babaları, karşı komşuya gezmeye gittik­leri için, evde yalnız kalan çocuklar bir süre sonra uyumuşlardı ki, Peter odalarına girdi ve daha önce dökülen yapraklarını aramaya başladı. Vendi uyandı ve Peter’le konuştu. Yapraklan döküldüğü için ağlayan Peter’in yapraklarını iğne ve iplik getirerek, üstüne dikti. Peter buna çok sevindi ve ona bütün maceralarını anlatma­ya başladı. Vendi bu maceraları dinlemek değil, yaşamak istiyordu. Peter’in yardımıyla kardeşlerini de uyandırdı ve hep birlikte uçarak evden çıktılar.
Bay ve Bayan Filip, köpekleri Nana’nm havlaması üzerine he­men eve koştular. Çocukların penceresine baktıklarında, uçuşan dört tane gölge gördüler. Kapıyı açınca da, boş odayla karşılaştılar. “Hayal Ülkesi” çocukların tahminlerinden çok daha uzakta idî. Günlerce uçtukları halde bir türlü varamamışlardı. Açlık, yorgunluk ve uykusuzluk nedeniyle çok zor durumda oldukları halde, Peter’e de bir şey soyleyemiyorlardı. Nihayet, “Hayal Ülke­si “ne varabildiler.
“Hayal Ülkesi”nde periler, deniz perileri, vahşi hayvanlar, Kı­zılderililer, korsanlar ve kaybolmuş çocuklar yaşıyordu. Bunların İçerisinde en tehlikelileri reislerinin ismi “Çengel” olan korsanlar­dı. “Çengel” çocukların evini ele geçirmek için, onlara zehirli pasta yedirmeyi planlıyordu.
Peter ve çocuklar “Hayal Ülkesi”nde yaşarlarken, bîr gün Ka­yıp Çocuklar”dan birisi, ok atarak Vendi’yi yaraladı. Ancak, öldügünü zannederek çok korktu ve üzüldüler. Çünkü, Peter hepsinin reisi idi. Ölmediğini anlayınca, sevinip ona bir ev yapmaya başla­dılar. Vendi iyileşip ayağa kalkınca, evini çok beğendi. O günden sonra da çocukların isteklerini kıramayarak, onların annesi oldu.
Akşam oldu mu, hepsi Vendİ’nin anlattığı hikâyeleri dinleye­rek ağaçların altındaki evlerinde uyuyorlardı. Peter de geceleri, kılıcını çekip, Vendİ’nin evinin önünde nöbet tutuyordu.
Peter, küçük Filiplenn, diğer çocuklarla birlikte yer altındaki evde kalmalarını istemişti. Bir oda olan ev, çok genişti. Böyle ka­labalık bir evle uğraşmak Vendi’yi bayağı meşgul ediyordu. Ama o hayatından memnundu. Bazen evini ve anne, babasını Özlediği oluyordu. Ancak, ne zaman isterse döneceğinden emin olduğu için fazla önemsemiyordu.
Peter, sık sık Kızılderililerle ve korsanlarla savaşıyordu. Bu nedenle bazı kereler eve geldiğinde, bir yerinden yaralı olduğu görülüyordu. Zaman zaman, tüm çocukların birlikte yaşadıkları maceralar da oluyordu. Vendi sıkı sıkıya tembihlediği için, korsan­ların şuraya buraya serpmiş bulundukları pasta parçalarına, hiç­bir çocuk elini sürmüyordu.
Bir yaz günü çocuklar “Zenciler Kayası”nm üzerinde oturur­larken, korsanların geldiğini görüp, hemen saklandılar. Korsanlar, esir aldıkları bir Kızılderili prensesi, getirip kayaların üzerine bıraktılar. Peter ve çocuklar, Prenses’i kurtarmak için harekete geçtiler. Sonra, korsanlarla çocuklar arasında büyük bir savaş oldu. Sonunda, timsahı gören korsanların reisi, kaçmaya karar verdi. Vendi bayıldığı için, tüm bu olanları görememişti. Kendine geldiğinde İse, bulunduğu kayanın etrafındaki sular yükselmeye başlamıştı. Peter hemen onun yardımına koştu. Ancak, sular öyle yükselmişti ki bir şey yapmaları zordu. Uçurtmanın kuyruğuna Vendi’yi bağlayarak onun kurtulmasını sağladı. Peter ise korku­suzca ölümü bekliyordu ki, Hayali Kuş’un yardımıyla kayalardan kurtulmayı başardı. Böylece, bütün çocuklar yeniden yuvalarında buluştular.
O günden sonra, Kızılderililer çocuklarla dost olmuşlardı. Korsanlar, çocuklara kötülük yapmasınlar diye, her gece evlerinin önünde nöbet tutuyorlardı.

 

Bir akşam Venâi, çocuklara masal olarak Filip Ailesini anlatın­ca, Peter onun ve kardeşlerinin evlerinin çok özlemiş olduklarını anladı. Kızılderililere, onları evlerine götürmeleri için emir verdi. Diğer çocuklar, Vendi’den ayrılmak istemiyorlardı. Vendİ onların da gelebileceğini söyledi. Peter’in gelmesini ise hepsinden çok istiyordu. Ancak, Peter çocukların isterlerse gidebileceğini, kendi­sinin ise burada kalmak istediğini belirtti. Tüm çocuklar hazırlanmışlardı ki, korsanların saldırısına uğ­radılar. Kalleşlikle Kızılderilililere saldıran korsanlar onların ço­ğunu etkisiz hale getirmişlerdi. Sonra da hile ile, evlerinden çıkan Çocukları birer birer yakalayıp, bağladılar. Peter, aşağıda kalmıştı. Çengel, aşağı indi ve onun uyuduğunu gördü. Ne yaptıysa kapıyı açamadı. Ama, ilacına zehir katıp yukarı çıktı. Artık “iş tamam” diyordu. Peter, ertesi gün saat ona kadar uyudu. Uyandığında, Peri Çflm’mn kapısını çaldığını gördü. Peri Çan olan her şeyi Peter’e anlatınca, Peter hemen hazırlığını yaptı. İlacını içmek üzere iken, Peri çan, “içme!” diye haykınp, Çengel’in konuşmasını aktardıysa da, inanmayıp içmek için elini uzattı. Peri Çan ondan önce davra­narak ilacı içti ve anında öldü. Peter hemen “Perilere inanan dünya çocukları, seslenin” diye bağırdı. Dört bir yandan sesler duyulmaya başlayınca, Peri Çan yeniden dirilip, ayağa kalktı. Sonra, Peter çocukları kurtarmak için yola düştü. Kar, bütün izleri kapatmıştı. Bu nedenle timsahı buldu ve onu takip etmeye başladı. Çünkü, biliyordu ki, timsah da Çengel’in düşmanı idi.
Korsanların karargâhı Şenkaya’da bir nöbetçi bile yoktu. On­lara saldıracak kimse kalmadığı için, gayet rahat ve korkusuzdu­lar. Çengel, çocukları karşısına dizdirmiş, durmadan nasıl hakla­rından geleceği konusunda nutuklar atıyordu. Vendi’yİ de çağırttı ve bir anne olarak çocuklara son sözünü söylemesini istedi. Vendİ, “Sevgili Evlatlarımı, size son sözlerim gerçek annelerinizin sözleri ola­caktır. Eğer onlar burada olsalardı, çocuklarımız mertçe Ölmesini bilirler, derlerdi” diye konuşunca, kaptan deliye döndü ve Vendi’yİ gemi­nin büyük direğine bağlanmasını emretti. İşte bu anda, timsahın ayak sesleri duyuldu. Kaptan Çengel, korkudan hemen adamları­nın arkasına saklandı. Peter, çocukları ve Vendi’yİ kurtardı. Sonra, şiddetli bir savaş oldu. Kaptan Çengel tek başına kalmıştı. Sonunda o da Peter’in kılıç darbesini yedi ve kurtuluşu denize atlamak­ta buldu. Ancak yanıhyordu. Çünkü, aşağıda timsah onu bekliyordu. Hemen, Çengel’i yuttu. Şimdi korsanların kalesinde çocuklar vardı. Hepsi, korsanlar gibi giyinmişlerdi. Tabii ki, kaptanları Peter’di. Bu arada, Bayan Pilıp çocuklarından ayrı olduğu için çok üz­gündü. Fakat, bir gün geleceklerinden emin olduğu için, hep pen­cereyi açık bırakıyordu. Peter’de, bunu bildiği için, Vendi ve kar­deşlerine hazır olmalarını söyledi. Sonra da, “Çan, uçuyoruz” diye bağırdı ve uçtular.  Eve geldiklerinde, anneleri piyano çalıyordu. Vendİ, annesi heyecanlanmasın diye, ilk önce kardeşlerini yataklarına yatırdı. Biraz sonra, Bayan Filip adaya girince, üç çocuğu sıçrayıp boynuna sarıhncaya kadar rüya gördüğünü sanıyordu. Çocuklar için de, “Hayal Ülkesi” ne kadar güzel olursa olsun, evin yerini tutmazdı. Peter pencereden bu manzarayı seyrediyordu. Bay ve Bayan Filip, diğer çocukları da evlat edinmeyi kabul ediyorlardı. Peter’i de istiyorlardı, ancak o yanaşmıyordu. Her yıl birbirlerini göreceklerine dair sözleştiler. Tabii ki, Peter’in gelmesi gerekiyordu. Peter, iki sene sonra bir uğradı. Bir daha, gözükmedi. Aradan on beş yıl geçmiş, çocuklar büyümüşler, Vendi ev­lenmiş, üstelik bir de kızı olmuştu. Kızı, Peter Pan’ın hikâyelerini çok seviyor, hepsini ezbere biliyordu. Bir akşam, Peter geldi ve Vendi’yİ bahar temizliği için götürmek istedi. Fakat isteği müm­kün değildi. Çünkü, Vendi hem uçamıyor, hem de çocuğunu bırakamıyordu. Peter, bunun üzerine çok ağladı. Vendi onu avut­maya çalışıyordu. Bu arada kızı uyandı ve Vendİ, bir haftalığına kızına izin verdi.
Zaman çabuk geçiyordu. Vendi yaşlanmış, kızı büyümüş, üs­telik çocuğu da olmuştu. Peter geldiği zaman, artık torununu “Hayal Ülkesi”ne götürüyordu. Onlar, Peter Pan’ın unutulmaz dostlarıydılar…

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Aruz Ölçüsü