ÖLÜMSÜZ AİLE

2 Mayıs 2008 tarihinde tarafından eklendi.

ÖLÜMSÜZ AİLE

 

Kasabanın girişinde Foster’lere ait, üzerinde sanki dersin “Bana girmeyin” diye levha bulunan, kare şeklinde bîr ev ve bir koru vardır. Bu koruya da şimdiye kadar hiç kimse gitmemiştir. Evin tek çocuğu VVinnie de oraya hiç gitmemiştir. Zaten, buraya birileri girmiş olsa idi, ortadaki dişbudak ağacının kökleri arasın­dan çıkan küçük pınarı, çakıl taşlarıyla gizlenmiş olmasına rağ­men bulacaklardı. İşte o zaman öyle büyük bir felâket olurdu ki; bu ihtiyar ve yorgun dünya, ateşten çekirdeğine kadar zangır zangır titrerdi.

 

Ağustosun ilk günlerinden birinde, bayan Mae Tuc erken uyandı ve yanında uyuyan kocasına bakarak “Çocuklar yarın eve gelecekler” dedi. Agnus aniden uyandı ve “Benİ niye uyandırdın, hepimizin cennete gittiği o rüyayı görüyordum” deyince, kadın “Sü­rekli o rüyayı görmenin ya yararı var ki? Nasılsa hiçbir şey değişmeye­cek” diyerek cevap verdi. Sonra yerinden kalktı ve gelecek oğulla­rını karşılamak için, kasabaya gitmek üzere hazırlık yapmaya başladı. Bu arada, kendisi, kocası ve oğullan Mıles ve Jesse’nin seksen yedi senedir hayallerini aynı gösteren aynaya bakmayı da ihmal etmedi.

 

Winnie, demir parmaklıkların arkasındaki sert otların üzeri­ne oturmuş, bir yandan, ilerdeki kurbağaya bir yandan çakıl taşla­rı atıyor, bir yandan da, kendisinden başka bir kardeşi olmadığı için, evde sürekli kendisi ile ilgilenildiğinden şikayette bulunu­yordu. “Artık sıkıldım, kendim olmalıyım, dünyayı değiştirecek ilgi çekici bir şeyler yapmalıyım. Bunun için de evden kaçmahyım. Hele bir sabah olsun bakalım.” Aynı günün akşamı, ince, zayıf, üzerinde san limon rengi el­bise bulunan bir adam, kapılarının önüne kadar gelerek VVinnie ile konuşmaya başladı. Bu arada, büyük annesi evden gelip bu konuşma ve görüşmeye engel oldu. Aynı anda, korudan bir me­lodi sesi yükselmeye başladı. Yaşlı kadın, çocuğun elinden tutup içeri götürürken, diğer yandan da “Allah’ım, bunca sene sonra geri döndüler!” diye, söylendi. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı.VVinnie, sabah erkenden uyandı. Dışarı çıkıp, koruya gitme­ye kararlıydı. Nitekim çıktı da. Koruda yürürken, “Niye daha önce buraya gelmedim, harika bir yermiş” diye kendi kendine konuştu. Her tarafta minik yaratıklar vardı. Kuşlar, böcekler, sincaplar, karıncalar… Birden, ilerde ışığın daha parlak olduğu ve dalların azaldığı tarafta bir şeylerin kımıldadığını gördü. “Ya bunlar orman perüerİyse” diyerek korkuyla çömeldi. Sonra, merakla biraz İlerle­yince, ağacın gövdesine yaslanmış, kahverengi kıvırcık saçlı, fakir giysili, ayağında ayakkabısı olmayan kendisinden büyük bir deli­kanlı gördü. Bu arada, çocuk yere eğildi ve kaldırdığı taşın altın­dan akan suya ağzını dayayarak içti. Kafasını kaldırınca da VVinnie ile göz göze geldi. Çocuğun ismi Jesse Tuck idi ve hem on yedi hem yüz dört yaşında olduğunu söylüyordu. Bu arada, bir ses duyuldu. Gelenler vardı. Bunlar bayan Mae Tuck ve Jesse’nin ağabeyi Miles’di. Kadın, kızı suyun başında görünce beyazlaşan yüzü ile “Evet çocuklar, sonunda olabilecek en kötü şey de başımıza geldi” dedi.
Sonra, Winnie’yi de alıp oradan, atları ile hızla uzaklaştılar. VVinnie korkmuş, bir an önce evine gitmek istiyordu. Bir yerde durdular. Çocuğa “Korkma yavrum, sana her şeyi anlatacağız” dese­ler de, çocuk korkuyordu. Kadın cebinden müzik kutusunu çıkar­dı ve kurunca VVİnnie’nin koruda duyduğu müzik sesinin aynısı çalmaya başladı. “Orman perilerinin müziği” dedi, VVinnie. Kadın da, “Hayır tatlım, sadece benim müzik kutumu. Başkalarının duyabile­ceğini hiç düşünmemiştim” diye cevap verdi. Müzik kutusu küçük kızı rahatlatmıştı. Kadın kıza dönerek: “Beni dinle, inan bana biz dostuz. Fakat bize yardımcı olmalısın. Gel şöyle otur da sana sebebini anlatayım” dedi.

 

Kız, hiç bu kadar tuhaf bir hikâye duymamıştı. Seksen yedi yıl önce Tucklar oturacak bir yer bulmak için doğudan gelmişlerdi. Gördükleri ormana girmiş, o ağacın dibindeki pınara rastlamış ve suyundan içmişlerdi. Sonra tekrar yollarına devam etmişler, ormanın bittiği sakin bir vadide çiftliklerini kurmuşlardı. Bu ara­da, bazı olaylar yaşamışlardı. Örneğin Jesse tepe üstü ağaçtan düşmüş; avcılar geyik zannederek, atlarını vurmuş; babalarını yılan sokmuş; Mae elini kesmiş, ancak hiç birine en ufak bir şey olmamıştı. Ayrıca, aradan onlarca yıl geçtiği halde, hiçbiri ihtiyarlamıyordu. Miles üzüntüyle: ” Evlenmiştim, iki çocuğum vardı. Fakat, halen yirmi İki yaşında görünüyordum. Sonunda karım ruhumu şeytana sattığıma karar verdi ve çocuklarımı da alarak beni terk etti” dedi. “Dostlarımız da aynısını yaptılar, bizden uzaklaşmaya başladılar. Cadı olduğumuzu, büyü ile uğraştığımızı yaydılar. Mecburen, çiftliği­mizi terk ettik. Çingeneler gibi yaşıyorduk. Buraya da geldik. Korunun İçine girdiğimizde, ağacı ve pınarı görünce daha önce geldiğimizi hatır­ladık, bu pınarın yerini başkalarının öğrenmesinin çok kötü olacağını anladık, anlıyor musun kızım? O pınarın suyu hiç değişmemene sebep oluyor. Eğer bugün o sudan İçseydin, sonsuza kadar küçük kız olarak kalacak, hiç büyümeyecektin” dedi.

 

Winnie, çok masal dinlemiş, ancak böylesini duymamıştı. Kadın, Wİnnie’ye: “Annen baban merak eder. Seni evine götüreceğiz. Ancak sen de bu sırrımızı hiç kimseye söylemeyeceksin, anlaştık mı?” diye sordu. Kız, “anlaştık” diye cevapladı. VVinnie, artık bu insan­lardan korkmuyor, onları dostu sayıyordu. Her şey çok güzeldi. Ancak, o sarı elbiseli adamın bütün konuşmaları duyduğunun farkına varmamışlardı…. VVİnnie’ye de yanlarına alıp, kendi çift­liklerine getirdiler ve VVinnie, böylece ailenin diğer fertlerini de tanımış oldu.
Winnie’ye evlerini gezdirdiler. VVinnie, bir bu evdeki, toza, düzensizliğe, dağınıklığa bakıyor; bir de kendi evlerindeki, hasta­lık derecesindeki temizlik düşkünlüğünü, düzenliliği düşünüyor­du. Ancak, burada özgürlük olduğu kesindi. Öyle ya, burada “Şurayı dağıtma, buraya girme” diye kimse karışmıyordu. Yemek yerken de, peçete vb. yoktu. Herkes konuşmadan sadece yemeği­ni yiyordu. Winnie’yi aramaya çıkacakları kesindi. Bu nedenle bir an ön­ce, evine götürülmesi gerekiyordu. Ama, hiç kimseye bir şey söy­lemeyeceğini garantiye almak gerekiyordu. Bu nedenle baba Agnus, büyük sırrı açıklamak için, VVinnie’yi kayıkla gölün orta­sına getirdi ve anlatmaya başladı: “Her şey dönen bir çarkın parçası­dır. Ölmek ve doğmak da. Bir parçayı alıp geri kalanım görmezden gele­mezsin. Bütünün bir parçası olmak Tann’nın bir lütfudur. Fakat biz Tuck’lar bundan faydalanamıyoruz. Hayatta kalmak zorlu bir iş, fakat bizim gibi olursan aynı zamanda yararsız da. Hiçbir manası yoktur. Şayet yeniden çarkın bir parçası olmanın yolunu bulsayâım, bir dakika bile beklemezdim. Eğer Ölüm yoksa hayatın ne anlamı var ki? O zaman yaşam olarak adlandıramazsın bile. Biz sadece varız, buradayız, yol kenarındaki taşlar gibi….
Eğer insanlar, pınarın varlığım bilselerdi, sinek gibi koşa koşa gelip başına üşüşür, biraz içebilmek için birbirlerini çiğnerlerdi…Ve her şey değişecek, sadece insanlar değişmeyeceklerdi. Anlıyor musun yav­rum?” Winnie, donmuş bir şekilde dinliyordu. Bu esnada, kıyıdan, atın çalındığı haberini verdiler ve dönmelerini istediler.

 

San elbiseli adam, Tuck’ların yaşlı atını VVinnie’Ierin evinin kapısının önündeki direğe bağladı ve içeri girdi. “Size güzel haber­ler getirdim, kızınızın nerede olduğunu biliyorum” dedi. Ancak, çocu­ğun yerini söylemek İçin, ailesinden, sahibi bulundukları koruyu kendisine ücretsiz olarak vermelerini istiyordu. Çocukları için razı oldular. Sonra hep birlikte şerifin ofisine gittiler.
Sonra, şerifle sarı elbiseli adam, birlikte, VVinnie’nin “kaçırıl­dığı” Duck’ların çiftliğine doğru gece yarısı atlarıyla yol almaya başladılar.

 

VVinnie sabah erkenden uyandı. Sonra ailenin diğer fertleri de uyandılar. Sabah kahvaltıya otururken VVinnie, Duck ailesi için, “iyi insanlar” diye düşünüyordu. Kahvaltı yaparken kapıçaldı ve açtılar. Sarı elbiseli adam karşılanndaydı. Şerifin atı ya­vaş gittiği için, o Şerifi ikna ederek, önden gelmişti. İçeri girdi ve “Fazla vaktimiz yok. Bu nedenle çabuk konuşaca­ğım” deyip anlatmaya başladı: “Çocukluğumda hep masallarla ve efsanelerle büyüdüm. Ancak, bunların doğru olduğuna inanmıyordum. Sevgili büyükannemin arkadaşı ile ilgili anlattığı bir hikâye de bunların arasındaydı. Hiç yaşlanmayan insanları anlatıyordu. Bir gün bana hiç yaşlanmayan ailenin fertlerinden birisinin bir müzik kutusu olduğunu da söyledi. O müzik kutusundaki melodiyi ezberledim ve yıllarca unut­madım. O kutudaki sesi iki gün önce duyduğum vakit kendi kendime işte o ses dedim.” Sonra da cebinden, o korunun ve pınarın artık kendisine ait olduğunu gösteren imzalı anlaşmayı gösterdi. Bundan sonra, suyu sayılı sayıdaki kişilere satacağını, isterlerse kendilerinin de onunla çalışabileceklerini söyledi. Aile hep bir ağızdan, “Hayır! Bu sırrı hiç kimse oğrenmemeli” diye haykırdı. Sarı elbiseli “sız bilirsi­niz” diyerek, konuşulanları dinledikçe kendisinden nefret eden VVinnie’yi kolundan tuttuğu gibi dışarı çıktı. Ancak, Mae tüfekle karşılarına çıkıp engel olmak istedi. Neticede, sarı elbiseli kadın tarafından ensesine vurulan tüfekle ağır bir şekilde yaralanarak yere düştü. Şerif, bulunduğu yerden tüm bu olanları görmüştü. Winnie, şerife ailenin kendisini kaçırmadığını, kendi isteği ile geldiğini söyledi ve ekledi: “Onlar benim dostlanmdır.” Ancak, şerif de görevini yapmak zorundaydı. Bu nedenle, yaralıyı eve taşıyıp ilgilenmelerini söyledikten sonra, yanına VVinnie ve Mae’yi alarak yola çıktı.
Evlerine geldiklerinde, hepsi sevinçle VVinnie’yi kucakladı­lar. VVinnie onlara da kaçırılmadığını, kendi isteği ile gittiğini söylemekle kalmayıp, çok güzel günler geçirdiğini de ekledi. Ai­leye göre çocukları kurtulmuştu ya, gerisi pek önemli değildi. Winnie ise bütün gün ve gece yatana kadar hep “Ölümsüz aile”yi düşündü. Bu sırrın açığa çıkmamasının doğru olacağına karar verdi. Bu arada ne yapıp edip, Mae’nin de asılmasını da önlemek gerekiyordu.

 

Ertesi gün sabah, Şerif geldi ve adamın Öldüğü haberini ver­di. Artık, kadının asılacağı kesindi.
Winnie de o sabah kalkmış, kendisini yalnız bırakmayan bü­yük annesi ile birlikte kurbağaları ile konuşmak için koruya doğ­ru yürüyüşe çıkmıştı. Bu arada, “Ölümsüz Aile”den on yedi(seksen iki) yaşındaki Jesse’yi gördü. Jesse ona, bu gece annele­rini tutuklu olduğu yerden kaçıracaklarını, bu nedenle bir daha görüşmelerinin mümkün olmayacağını söylemiş ve onyedi yaşına geldiğinde içmesi için, ona bir şişe de pınarın suyundan getirmiş­ti. Çünkü niyeti, Wİnnie ile evlenmekti. Ona göre, kız kendi yaşı­na (onyedi) geldiği vakit sudan içecek ve hep aynı durumda kala­cak, sonra mutlaka bir araya gelecek ve evleneceklerdi. Winnie kaçırma işinde onlara yardım edebileceğini söyledi. Wİnnie o günü sabırsızlık içinde geçirdi. Yatağa girince de hep aileyi ve Jesse’mn kendisine söylediklerini düşündü. Gece yarısına beş dakika kala, yatağından kalktı, giyindi ve kimseye fark ettirmeden sessizce evden çıktı. Hızla, şerifin bürosunun olduğu yere doğru yürümeye baş­ladı. Yaklaştığında Agnus, Miles ve Jesse’nin orada olduklarını gördü. Hepsi, Winnie’yi hasretle kucakladıktan sonra, hep birlikte ofisin arkasına gidip, Mae’yi kaçırma çalışmalarına giriştiler. Arka pencerenin tahta çivilerini ustalıkla söküp, demir parmaklığı ye­rinden çıkardılar. Sonra, Mae’yi pencereden aşağı çektiler. Hepsi, gözyaşları içinde, VVinnie’ye sarılıp vedalaştılar. Sonra, VVinnie’yi yukarı çıkarıp, Mae’nin yerine gözaltı yerine girmesine yardımcı oldular. Çıkardıkları çerçeveyi tekrar yerine taktıktan sonra uzak­laşıp, gözden kayboldular. Şimdi Mae’nin yerinde, VVinnie vardı.

 

Sabah şerif nezarethanenin kapısını açtığında, öfkeden kıp­kırmızı oldu. VVinnie’ye “Suçlu birine yardım ettiğin için, artık sen de suçlusun” dedi. Ne var ki, yaşı ceza alamayacağı kadar küçük olduğu için, ailesinin gözetiminde salıverdiler. VVinnie, başını annesinin göğsüne yaslayarak, “Onlar benim dostumdu. Bu yüzden yardım ettim” dedi

 

Mae ve Agnus, “Treegap’a hoş geldiniz” levhasının altında şaşkın şaşkın etrafı inceliyorlardı. Her taraf dükkân ve mağaza ile dolmuştu. Koru diye de bir şey kalmamıştı. Çıkan bir yangın neticesinde bütün ağaçların yandığını, sonra dozerlerin, yanan araziyi dümdüz ettiklerini, pınarın da yok olduğunu öğrendiler. Sonra yavaş yavaş mezarlığa doğru yürüdüler. Bir aile mezarlığı­nın önüne gelince durdular. Baktıkları mezar taşında “İyi Eş – İyi Anne – Wnifred Poster jackson, 1870-1948″ yazdığını görünce, VVinie’nin suyu içmemiş olduğunu anladılar. Yaşlı gözleriyle, “Ulu Tanrım” dedi Agnus, “İki sene önce gitmiş.” Sonra da gözlerini silerek, “Akıllı Kız” dedi.
Sonra yeniden yola koyuldular. Treegap geride kalmıştı. Duyulan sadece, müzik kutusunun melodisi idi.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Aruz Ölçüsü