NASRETTİN HOCA HİKAYELERİ

26 Mart 2008 tarihinde tarafından eklendi.

NASRETTİN HOCA HİKAYELERİ ORHAN VELİ KANIK
Bu kitapta, Nasreddin Hoca’nın hikâyeleri, şiir şeklinde (manzum hikâye) yazılmıştır.

KAVUK:

Adamın biri, bir gün elinde eğri büğrü yazılı bir kâğıt geti­rip, okumasını söyler. Hoca evirir, çevirir fakat okuyamaz. Adam, Hoca’ya, “Bir yazıyı okunamadın, başındaki kavuğundan utan” deyince,

“Hoca kavuğu çıkartıp uzatır. Sonra: Mademki, der, İş kavuktadır; Haydi benim düdüğüm, giy de şunu Kendin oku bakalım mektubunu” der.

YOĞURT GÖLÜ:

Hoca, bir gün gölün kenarında oturur iken adamın biri ne
yaptığını sormuş. Hoca da, “Göle yoğurt mayası çalıyorum” demiş. Bunun üzerine adam:
“Eh Hoca, ömür adamsın hanı! Göl maya tutar mı? Olur iş mi bu? Gözüm çıksın sende akıl varsa.’ Hoca kızmış: ‘Ben bilmez miyim onu? Elbet tutmaz…Ama ya bir tutarsa?.”

HEPSİ HAKLI:

Bir gün Hoca’mn yanına, birbirinden davacı olan iki adam gelir. Hoca önce birini dînler ve “Haklısın” der. Sonra diğerini dinler, ona da “Haklısın” deyince, hanımı oradan
atılır:
” ‘Canım, Hoca! Böyle şey olur mu? Ya o haklıya da bul! O zaman Hoca karısına döner: ‘Karı Vallahi sen de haklısın’.’ der.”

DAMDA:

Hoca, kış hazırlığı için dama çıkmış, kınlan kire­mitleri aktarmaktadır. Adamın biri gelip kapıyı çalmış ve Ho-ca’dan aşağıya inmesini istemiş. Hoca, önemli bir iş herhalde diyerek, oflaya puflaya aşağı inmiş. Adam “Hocam, şu fakire bir sadaka” demiş. Hoca kızmış ama belli etmeden:
“‘Hele yukarı gel benimle biraz; Üst tarafını orada söylersin.’ Varınca ikisi de nefes nefese dama, Hoca dönmüş adama; Demiş ki: ‘Allah versin!.’ ”

AYVA-İNCİR:

Hoca, bir gün Timur’a hediye götürmek için, sepete ayva ve incir doldurur. Sonra, ayvadan vazgeçer ve sadece incirleri götü­rür. Timur’un yanına varınca, kafası neye bozulduğu belli olma­yan Timur, incirleri alarak Hoca’mn kafasına fırlatmaya başlar. Hoca ise durmadan Hakk’a şükreder. Timur bu duruma şaşırır:
“‘Hoca! Ne diyorsun?
Halini görmüyor da Hakk’a şükrediyorsun.’ Hoca cevap verir: ‘Şükür Tann’yal Şu sepet daha demin ayva doluydu ya. Ya getireverseydim o sepeti? Kafa göz kalır mıydı bende şimdi?.”

DEĞİŞ-TOKUŞ:

Hoca yolda yürürken, adamın biri ensesine hatırı sayılır bir tokat atar. Hoca şikâyetçi olur ve Kadı’ya giderler. Kadı, cezayı
“Tokat vuran iki akça para Ödeyecek” diye keser. Adam, “Param yok, alıp geleyim” der. Hoca, Kadı’nın huzurunda bekler de bekler.
“Böyle boş boşa geçer saatler Hoca da sinirden deliye döner. En sonunda sığınıp yaradana Bir İndirir Kadı’nın suratına. ‘Haydi ben gidiyorum, hoşça kal’ der ‘Sen paranı o adamdan alıver.’ ”

HIRSIZLARLA HOCA:

Hoca’mn evini bir gün hırsızlar girer ve ne var ne yoksa gö­türürler. Hoca ise bu esnada, uyur numarası yapmaktadır. Hırsız­lar kapıdan çıkınca, Hoca da yorganını sırtına’ vurur ve onları t^kipe.1
“Döner bakar ki hırsızlardan biri
Hoca da giriyor evden içeri.
Hırr-t. önce şaşırır, sonra sorar.
‘Hoca’. Senin burada ne işin var?’
Hoca da, şakacıktan hayret eder:
‘Canım, buraya taşınmadık mı?’der.”

KURDUN KUYRUĞU:

Hoca ve arkadaşı bîr gün ava çıkarlar. Arkadaşı, bir kurt ini­ne bakmak için içeri girer. O anda, kurt gelir ve evine girmek ister. Hoca bakar arkadaşı için durum kötü. Hemen kurdun kuyruğun­dan yapışır. Kurt kuyruğu kurtarmak için tepinmeye başlayınca, ortalık toz dumana boğulur. Arkadaşı, ne olduğunu bilmediği için:
“Ha bre bağırır durur içerden:
‘Nedir bu toz duman? Ne yapıyorsun?’ Kan Hoca’mn beynine çıkmış zaten, Cevap verir: ‘Hele kuyruk bir kopsun, * O zaman görürsün toz dumanı sen.’”

PEŞİN PARA:

Hoca’mn, adamın birine borcu vardır. Aradan aylar geçme­sine rağmen bir türlü ödemeye yanaşmamakta, bin dereden su getirmektedir. Bir gün adam yine kapısına geldiğinde, kapısının Önüne diken tohumu attığını, bu tohumlardan çıkan dikenlere, gelip geçen koyun, kuzu vb. hayvanların takılacağını, takılan hayvanların yününü toplayıp iplik haline getireceğini, sonra da bu İpliklerden atkılar, fanilalar öreceğini, pazarda satacağını, sonra da adama olan borcunu ödeyeceğini söyleyince:

“Adamcağız başlar kıs kıs gülmeye. Hoca güzel bir fırsat sayar bunu; Tatlı tatlı kaşıyarak burnunu: ‘Köftehor!’ der, ‘işini biliyorsun; Gördün peşin parayı gülüyorsun.’ “

İPE UN SERMİŞ:

“Bir gün bîr komşusu gelip Hoca’ya Çamaşır ipi ister.
Hoca bin bir güçlük çıkarır komşusuna, Olmayacak sebepler icad eder; Mesela der ki: ‘îpe un serdiler.’ Komşusu cevap verir: ‘Canım Hoca! îpe un serilir mi? Bu ne biçim İştir ki?’ Hoca kızar: ‘Vermeye niyetim olmayınca Öyle bir serilir ki.’ ”

DOĞURAN KAZAN:

Hoca, komşusundan ödünç bir kazan alır. Geri verirken içine küçük bir tencere yerleştirir. Adam, ne olduğunu sorunca, kaza­nın doğurduğunu söyler. Haliyle komşu bu işe çok sevinir. Ara­dan bir müddet geçtikten sonra, Hoca, adımın kazanını ödünç olarak bir daha ister. Adam seve seve verir. Uzun zaman geçer, ancak Hoca bu sefer kazanı sahibine geri vermez. Adam, Ho-ca’nın evine varıp sorar:
” ‘Yahut Bizim kazan ne oldu?’ ‘Ha! Sizin kazan mı? Sizlere Ömür!’ ‘Aman, Hocam! Kazan bu; nasıl ölür?’ ‘Komşum, vallahi saçmaladın yine. Kazan neden ölmesin, doğursun da? Doğurduğuna İnanıyorsun da, Neden inanmıyorsun öldüğüne?’”

SAHİBİ ÖLMÜŞ EŞEK:

Bir kış günü Hoca, eşeği ile bir yerden bir yere gitmek zo­runda kalmıştır. Yolda bir kurt sürüsü önünü çevirir. Hoca, bakar ki papuç pahalı, ölmüş numarası ile yatıp, uzanır. Kurtlar da başlarlar eşeği yemeye:
“Hoca hiç kımıldamadan seyreder; İçinden de şöyle der: ‘Sizin malınız değü, benim malım; Doyum olmaz elbet böyle yemeğe, Kondunuz sahibi ölmüş eşeğe, Bildiğiniz gibi yiyin bakalım.’”

HOCA TURŞUCU:

Hoca, turşuculuk yapmaya karar verir. Turşu güğümlerini eşeğine yükleyerek,* bin bir heves ile satış yapmaya çıkar. Tam “turşucu” diye bağıracak, eşek anırmaya başlar. Hoca “ya sabır” der, yine bağırmaya kalkışır, ancak, eşek anırarak Hoca’nm ba­ğırmasına izin vermez. Bu bir böyle, beş böyle devam edince, Hoca:
” ‘Eee!’ der, ‘fazla azıya aldın gemi
Turşuyu sen mı satacaksın, ben mi?’”

CÜBBENİN GÜRÜLTÜSÜ:

Hoca, sabah erken evinden çıkarken, kapı komşusuna rast gelir. Adam, Hoca’ya, dün gece evlerinden gelen gürültünün sebebini sorar. Hoca, hanımının cubbesine bir tekme savurduğu­nu, bu sesin de düşen cübbeden düştüğünü söyler. Lakin adam, boş bir cübbeden bu kadar ses çıkmayacağını söyleyince, Hoca çaresiz gerçeği söyler:
” ‘Canım, komşu, sen de fazla uzattın. Cübbe ama içinde ben de vardım.’” der.

YİNE EŞEK HİKAYESİ (EL ELİN EŞEĞİNİ)

Bir gün Subaşı’nın eşeği kaybolur. Herkes eşeği aramaya çı­kar. Subaşı’nın eşeği olduğu için, Hoca içinden gelmese de, zoraki olarak arayanların arasına katılır. Ararken de, durmadan türküler söylemektedir:
” ‘A hoca!’ derler, ‘eşek türküyle mi aranır?’ Hoca dobra dobra söyler her şeyi: ‘Canım’ der, ‘bunda şaşılacak ne var? El elin eşeğini böyle arar.’”

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Didaktik Şiir