ARILAR ORDUSU

2 Mayıs 2008 tarihinde tarafından eklendi.

ARILAR ORDUSU (ÇOCUK ROMANI)

 KONUSU: Hz. İbrahim’in çocukluk döneminde, arıların bir­lik olarak, Nemrut’u nasıl hakladıkları anlatılmaktadır.

 

HHükümdar Nemrut, hükümdarların en büyüğüydü. Yedi dağları aşmış ünü, kırk dağların Ötesindeki insanları titretirdi… Kimi zaman tanrı olduğunu bile söylerdi… İşte bu Nemrut, topal bir arı tarafından öldürüldü. Nasıl mı?
Topal An’dan dinleyelim: “Kraliçe arı bir gün hepimizi topladı
ve insanların boş şeylerle uğraştıklarını, hatta Nemrut’un da aynı oldu­ğunu, bu yüzden başlarına olmadık işler açılacağını” anlattı.
Aynı gün gecesi, Nemrut bir rüya görmüş. Rüyasında yeni doğmuş bir çocuk, büyüyor ve kendisini öldürüyormuş. Sabahı beklemeden emirleri yağdırmış: “Yeni doğmuş bütün erkek çocukları öldürün, hamile kadınları da şehrin dışına sürün.”
Bütün çocuklar kılıçtan geçirildi. Anaların ağıtları dağları, taşları inletti. Bulunduğum mağaraya, bir kadın bir çocuk getirip, yüzlerce defa Öptükten sonra bıraktı, gitti. Çocuk uyanmasın diye hiç ses çıkarmadım. Sabah oldu, gün ışıdı, uyandı. Birbirimize bakıp gülümsedik, sonra ikimizde ağladık. Sonra bir ceylan geldi, ceylan memesinden çocuğu emzirdi. Üç can olmuştuk- Benim ismim Tek Kanat, çocuğun ismi Bilge idi. Ceylan’ın ismi yoktu.
Aradan on beş yıl geçti. Bilge ile beraber şehre inmeye karar verdik. Yürüyüp, geldik. Bir tapmağa girdik. Her taraf put doluy­du. Bilge, insanlar, “boşu boşuna bunlara tapıyorlar” diyerek, eline bir balta geçirip hepsini kırdı. Sadece büyük putu kırmadı. Baltayı götürüp bu putun boynuna astı. Çok korkmuştum. Bu yüzden Bİlge’ye arkamı döndüm.
Bana seslendi. “Bak” dedi. Biz, bizi yaradam arıyoruz. Ay ola­maz, güneş olamaz, bu putlar hiç olamaz.”
Bu esnada, Nemrut tapmağa gelmişti. Etrafında bir yığın as­ker ve halk vardı. Her yerin harabe haline geldiğini görünce hid­detli bir şekilde sordu: “Kim yaptı bunları?”

 

Bilge korkmamış, ayakta dimdik duruyordu. “Balta kimin boynunda ise o yapmıştır” dedi. Nemrut daha da kızdı:
“O bir put, nasıl yapabilir ki bunu?” deyince, Bilge cevabı ya­pıştırdı: “Madem öyle niye onlara tapıyorsunuz?”
Nemrut, dünyanın en büyük ateşinin yakılması için emir verdi.
Bilge’yi de hapsettiler. Ben de omzundaydım.
Ertesi gün Bilge’yi zindandan çıkarıp Nemrut’un huzuruna getirdiler. “Tövbe et, putları onar, seni affedip putçu başı yapayım” dedi. Bilge cesurca, “İnanmadığım şeyleri yapmam ve tapmam, siz de yapmayın ve tapmayın, ateşin vız gelir bana” dedi.
Nemrud emir verdi. Ateşe atmaya çalıştılar. Ateş o kadar güçlüydü ki, kimse ateşin yanına yaklaşamıyordu. Çare olarak ateşin ortasına havadan fırlatmaya karar verdiler. Bana omzunun üzerinden hemen ayrılmamı söyledi. Çaresiz kabul ettim. Hızla uçarken, alevlerin yerini bir serinliğe bıraktığını hissettim. Yüksek bir yere konup ateşe bakayım dedim, bir de ne göreyim. Ateş yok. Her taraf yeşillik, her taraf su, her taraf balık. Sevinçle uçup tekrar Bilge’nin omzuna kondum. “Bu bir mucize” dedi. “Ama, keşke olma­saydı” dedi. “Nemrut şimdi başka bir oyun yapacaktır.” “Ah keşke birlik olabüseydik.” Bilge haklı çıkmıştı. Nemrut yen emirlerini sıraladı. “Bunu zindana atın, yarın meydanda ordum ile savaşacak…” Bilge’nin birlik olabüseydik kelimelerini düşünüyordum. Ben ne yapabilirdim. Ertesi gün, Bilge’yi zindan dan çıkarıp meydana getirdiler. Ordu bütün haşmetiyle dizilmişti. Birden ikiye ayrıldı, aradan Nemrut geldi ve Bilge’ye: “Sana son fırsat…” diyordu. Sözleri duyamadım. Aklıma bir şey gelmişti. Hemen arılar ordusunun yanına gittim. Arı beyine durumu anlattım, planları yaptık ve tekrar meydana geldik. Baktım Nemrut beyaz atıyla en öndeydi. “Beyaz atlıya hücum” dedim. Milyonlarca arı bir anda Nemrut’un, kumandanları ve askerlerinin araşma daldık. Hepsi ne yapacakla­rını şaşırmışlardı. Nemrut kaçmaya başladı. Peşinden takip ettim. Bu arada, Bilge halkla beraber askerlerin hakkında geliyordu.

 

Nemrut’u tam yakalayacaktım ki, demir kapıyı kapattı. Bir o yana, bir bu yana baktım, içeri nasıl girecektim? Anahtar deliğin­den. Hemen girdim. Nemrut’u nasıl öldürebilirdim? Başına doğru uçup, burun deliğinden girdim, hızla kafasının içine doğru yürüyordum. Deliye dönmüştü. Kafasını sağa-sola vurmaya baş­ladı. Yetmedi, kumandanları tokmakla kafasına durmadan vur­malarına rağmen, yine de çare olamadılar. Son çare olarak Nem­rut’un başını kesip, yeni bir baş takmaya karar verdiler. Başını kestiler. Ben de uçtum, Bilge’yi buldum ve yine omzuna kondum.
Nemrut ölmüş, halk zaferi kazanmıştı. Artık vedalaşma za­manı gelmişti. Bilge bana: “Uç sevgili Tek Kanat uç. Git bu masalı her yerde an­lat Git başka diyarlara, de ki, birlikten kuvvet doğar. De ki, zalim­lerin hakkından ancak birlik olunursa gelinir.” dedi.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Uyak (Kafiye)