<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Edebiyat, Kültür ve Sanat &#187; Masallar</title>
	<atom:link href="http://www.edebiyatsayfasi.com/yazi/masal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edebiyatsayfasi.com</link>
	<description>Edebiyat Hakkında Her Şey</description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Nov 2011 21:10:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.3</generator>
		<item>
		<title>HAVAYA UÇAN AT</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/havaya-ucan-at/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/havaya-ucan-at/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Mar 2008 15:40:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[İlköğretim 100 Temel Eser]]></category>
		<category><![CDATA[Masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/havaya-ucan-at/</guid>
		<description><![CDATA[HAVAYA UÇAN AT (Masal) Kitapta, konulan &#8220;Binbir Gece Masallarından alınmış on tane masal bulunmaktadır: 1. Masal: HAVAYA UÇAN AT 2. Masal: CESUR GEMİCİ 3. Masal: PAŞA KIZI İLE KÖYLÜ ÇOCUĞU 4. Masal: HASAN&#8217;IN RÜYASI 5. Masal: İNSAN MI, YILAN MI? 6. Masal: İHTİYARIN ESRARI 7. Masal: MAVİ SAKALLI ADAM 8. Masal: FALCININ LÂMBASI 9. Masal: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float: left;margin: 4px;"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-7377956840734751";
/* 300x250, oluşturulma 21.03.2011 */
google_ad_slot = "5248438813";
google_ad_width = 300;
google_ad_height = 250;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p> <p align="justify"><strong>HAVAYA UÇAN AT (Masal)</strong></p>
<p align="justify">
Kitapta, konulan &#8220;Binbir Gece Masallarından alınmış on tane masal bulunmaktadır:</p>
<p align="justify">1. Masal: HAVAYA UÇAN AT<br />
2. Masal: CESUR GEMİCİ<br />
3. Masal: PAŞA KIZI İLE KÖYLÜ ÇOCUĞU<br />
4. Masal: HASAN&#8217;IN RÜYASI<br />
5. Masal: İNSAN MI, YILAN MI?<br />
6. Masal: İHTİYARIN ESRARI<br />
7. Masal: MAVİ SAKALLI ADAM<br />
8. Masal: FALCININ LÂMBASI<br />
9. Masal: AYILARIN EVİ<br />
10. Masal: İKİ ÖKSÜZ ARKADAŞ</p>
<p align="justify">Aşağıda birkaç masalı ele aldık.</p>
<p align="justify">
<strong> 1. Masal: HAVAYA UÇAN AT</strong></p>
<p align="justify">
Vaktiyle, bir Hint padişahı vardı. Görülmemiş, bilinmemiş jeylere çok meraklıydı. Bir gün saraya bir Japon geldi. Yanında tahtadan bir atı vardı. Bu atın, &#8220;sırrını bilen kişi tarafından üstüne binildiği vakit, birkaç dakika içinde dünyanın öbür ucuna gidebi­leceğini&#8221; söyler.<br />
Padişah, &#8220;Her şeyimi sana bırakayım, bana bu sırrı öğret.&#8221; leyince de, &#8220;Ancak kızını verirsen bu iş olur.&#8221; der. Padişah razı )lur. Oğlu Sacİd itiraz eder. Deneme yapmaya karar verirler. Oğlu<br />
jcid ata biner. Japon bir iki hareket yaptıktan sonra, at havalanır.<br />
ıcak uzaklaştıkça uzaklaşır. Padişah kızar. Japon, oğlunun acele (ttiği için nasıl döneceğini söyleyemediğini belirtir. Padişah, Ja-îon&#8217;u hapse attırır.<br />
Sacid, yükseldikçe yükselmekte, bilmediği diyarların üstün-len geçmektedir. Nihayet atın üzerinde bir düğme bulur ve basar. Iızla aşağılara iner. İne ine Bengal Sultanının sarayına iner. He-len yakalarlar. Başından geçenleri anlatır. Birkaç gün içinde, İultan ile birbirlerine aşık olurlar. Evlenmek için babasının rızası-almak için Şehzade, sultanla birlikte ata biner ve havalanırlar. Lraya araya, kendi ülkelerini bulurlar ve bir gece herkes uyku-iyken, sarayın yakınlarına inerler.<br />
Sacid saraya giderek, babasına her şeyi anlatır. Sacid ile Bengal Sultanının da düğün hazırlıkları yapılmaya başlar. Japon&#8217;u serbest bırakırlar. Atını alıp gitmesini söylerler. Japon atına biner ve havalanır. Bir de bakarlar ki kucağında sultan vardır. Artık iş işten geçmiştir.<br />
Bunun üzerine Sacid, sultansız yaşayamayacağını söyleyerek »abasından izin alıp, derviş kılığına girerek yollara düşer.</p>
<p align="justify">Bu arada Japon, sultanı Kaşmir ülkesinin başkentine indir­miştir.<br />
Sultan acıktığını söyler. Japon, sultanı bir ağaca bağlayıp yi­yecek almaya gider. Bu esnada Kaşmir ülkesinin padişahı sultanı görür, onu kurtarır ve sarayına götürür. Birkaç gün içinde, sultana deli gibi aşık olur ve onunla evlenmek ister. Sultan çaresiz razı olur. Düğün hazırlıkları başlar. Bu sırada sultan bu evlilikten kurtulmak için deli numarası yapmaya başlar.<br />
Sacid, dolaşa dolaşa Kaşmir&#8217;e gelmiştir. Konuşulanlara kulak kabartınca, sevgilisinin bu hastalanan kimse olduğunu anlar. Hemen padişaha hastayı iyileştirebileceği haberini iletir. Padişa­hın karşısına çıkarırlar. Tahta at ortadan kalkmadan, sultanın iyileşemeyeceğini söyler. Ocaklar kurulur, tahta atın ocakta ya­kılması için hazırlıklar yapılır, ateşler yakılır. Herkes merakla, bu yabancının hastayı nasıl iyileştireceğini beklemektedir. Sacid, sultana tahta ata binmesini söyler, kendisi de arkasından biner. Bu arada dumanlar atı iyice sardığı için neler yaptıkları pek görül­memektedir. Neticede, Sacid düğmeye basar ve uçuşa geçerler.<br />
Padişah aldatıldığını anlamıştır, ama ne çare?<br />
Ülkelerine iniş yaparlar. Babaları bir araya gelir ve düğünleri yapılır. Tahta at ise, parçalanarak yok edilir.</p>
<p align="justify"><strong>3. Masal: PAŞA KIZI İLE KÖYLÜ ÇOCUĞU</strong></p>
<p align="justify">
Bir köyde bir köylü, oğlu ve kızı ile yaşarmış. Onlara, her gün gördükleri rüyaları anlatmalarını söylermiş. Kız her rüyayı anlatıyormuş; ama kardeşi Mahmut öyle değilmiş. Rüyasını hiç anlatmazmış. Çünkü, her gece rüyasında padişahı öldürüyor ve bir paşanın kızını da alıyormuş.<br />
Bir gün babası, Mahmut&#8217;u, &#8220;Yalan söylüyorsun, insan hiç rüya görmez mi?&#8221; diyerek öldüresiye dövmeye başlamış. O sırada ora­dan geçmekte olan bir paşa durumu görmüş, çocuğa acımış ve alıp yanında götürmüş.</p>
<p align="justify">Mahmut, paşanın on iki yaşındaki kızı İle çok iyi arkadaş olmuş. Güzel güzel geçinip giderlerken, bir gün paşa, Mahmut&#8217;u yanına çağırmış ve babasının onu neden dövdüğünü öğrendiğini .söylemiş. Mahmut&#8217;u sıkıştırınca, Mahmut mecburen gördüğü rüyayı anlatmış. Paşa çok ama çok kızmış ve bir taştan kale yaptı-r.ırak, Mahmut&#8217;u içine attırmış. Niyeti onu açlıktan öldürmekmİş.<br />
Kız, kaleyi yapan ustaya yalvarmış yakarmış. &#8220;N&#8217;alur bana her gün Mahmut&#8217;u bir kere göster sana bin altın vereyim&#8221; demiş. Usta altınları almış ve kızı her gün Mahmut&#8217;un yanma sokmuş. Kız Mahmut&#8217;a yiyecek, kitap taşımış.<br />
Mahmut her geçen gün kendisini geliştirmiş.<br />
Ülkenin padişahı, zalimliği ile ün yapmış birisiymiş. Paşalara yaptığı zulümlerle tanınmış. Bizim Mahmut&#8217;u hapseden paşayı da yanına çağınp, eline bir baston vermiş ve &#8220;Sana iki gün izin, bu bastonun nasıl açılacağını bjtlamazsan, bütün sarayın, köşkün yıkılacak, ailen ve sen öldürüleceksin.&#8221;<br />
Bizim paşa mahzun mahzun evine gelmiş. Kara kara düşü­nüyormuş. Evde herkes, bastonu almış, incelemiş, açılacak yerini bulamamış.<br />
Kız, o gün Mahmut&#8217;un yanına kederli olarak gelmiş ve olayı tınlatmış. Mahmut, rahat olmasını, bu işi çözeceğim söylemiş.<br />
&#8220;Babana de, bastonu bir suya atsın, dolu tarafı alta çökecek, boş tarafı üste gelecektir.&#8221;<br />
Paşa, bastonu suya atmış. Olay aynen gerçekleşmiş. Paşa, hemen koşa koşa Padişah&#8217;a gitmiş ve sevinçle işi çözdüğünü an­latmış.<br />
Padişah, &#8220;Bu işi sen çözmedin, kimin çözdüğünü de biliyorum. Şimdi sana üç tane at vereceğim. Üçü de birbirine çok benziyor; ama yaşları birbirinden farklı. Bunların yaşlarım bilemezsen, aynı akibet seni beklemektedir.&#8221;<br />
Yine keder, yine telaş, yine üzüntü&#8230; Kız hemen Mahmut&#8217;un yanına gitmiş. Mahmut, kıza üzülmemesini söylemiş. Hayvanla­rın yaşlarının nasıl öğrenileceğini öğretmiş.<br />
Paşa, aynı yöntemleri uygulamış. Padişah, yine &#8220;Bunları sen bulamazsın, senin konağında öyle birisi var ki, hep o biliyor. Neyse, şimdi sana başka bir iş vereceğim: Şimdi konağına git. Çorba iç. İçtiğin çorbanın içinden bir topuz çıkacak, o topuzu hemen yakalayacak ve bana göndereceksin.&#8221;<br />
Paşa yine üzgün eve gelmiş, durumu anlatmış.<br />
Nitekim çorba içerlerken, çorbanın İçinden büyük bir topuz çıkmış. Paşa tutayım derken sağı, solu yıkarak yuvarlanmış ve aşağı mahzene kadar düşmüş.<br />
Kız hemen Mahmut&#8217;un yanına gitmiş. Durumu öğrenen Mahmut, kıza &#8220;babasına bu topuzu Mahmut&#8217;tan başka kimsenin kaldı­ramayacağını rüyasında gördüğünü anlatmasını&#8221; söylemiş. Kız baba­sına anlatınca, babası &#8220;Mahmut ölmedi mil&#8221; diye sorar.<br />
Kız, Mahmut&#8217;u serbest bırakmış. Mahmut köşke gelmiş. İşi çözeceğini, ancak üç ay süre vermelerini söylemiş. Üç ay boyunca her gün çorba içmiş. Üç ay sonra mahzene inmiş. Fakat topuzu kaldıramamış. Bir üç ay daha aynı şekilde devam etmiş. Tekrar mahzene inmişler. Mahmut, &#8220;Padişaha haber sal, tamam.&#8221; demiş.<br />
Üç gün sonra, mahzene inerek, topuzu eline almış, sallamış sallamış, topuz havada uçarak tâ Padişah&#8217;ın çorba içtiği tabağa düşmüş.<br />
Padişah, paşayı çağırtmış ve bütün bu işleri Mahmut&#8217;un yap­tığını söylemiş, &#8220;Gönder onu bana.&#8221;, demiş. Mahmut, kendisine benzeyen on kişi ile birlikte saraya gitmiş. Padişah, &#8220;Mahmut gel&#8221; dediğinde onlar hepsi birden geliyor; &#8220;Mahmut git&#8221; dediğinde onlar hepsi birden gidiyormuş.<br />
Padişah, iyice kızmış. Sonunda Mahmut&#8217;la çarpışmışlar ve Mahmut onu öldürmüş; paşanın kızını alıp, o ülkeye de padişah olmuş. Bütün rüyası gerçekleşmiş.</p>
<p align="justify"><strong>4. Masal: HASAN&#8217;IN RÜYASI<br />
5. Masal: İNSAN MI, YILAN MI?<br />
6. Masal: İHTİYARIN ESRARI:</strong></p>
<p align="justify">
Ahmet Efendi, Emine isimli bir kızla evlenir. Bir kız çocukla­rı olur. Kötü bir adam, küçük çocuğu kaçırır. Artık hayat onlara zindan olmuştur. Her gün gözyaşı, her gün üzüntü&#8230; Bir gün Ahmet Efendi, sokakta beş altı yaşlarında, ismi İhsan olan bir çocuk görür. Çocuğun babası yoktur ve annesi de iki gün önce Üş, kim kimsesiz ortada kalmıştır. Bu çocuğu evine getirir ve evlat edinirler. Artık üzüntüleri biraz hafiflemiştir.<br />
İhsan büyük, gürbüz bir delikanlı olur. Yirmi yaşma gelince linnesi ve babası İçin bir ev yaptırır ve orada oturmalarmı söyler, llann kızlarını bulmak için de kendine söz verir. Bir gün üçü yerken, ihtiyar bir hacı kapılarını çalar, misafir ederler. Emine, ihtiyara kaybolan çocuğunu anlatır. İhtiyar, ertesi gün yola çıkarken İhsan&#8217;la konuşur: &#8220;Ben o çocuğun nerede olduğunu biliyorum, iskenderun&#8217;da, bir billur köşkte yaşıyor. Bir falcının sözüne ktmnrak, sizleri bırakıp o çocuğa bakmaya gittim. Sen benim öz oğlumunn, ben babanım. Beni affet.&#8221; der. İhsan babasına sarılır. Babası, birlikte gidip kaybolan kız Lâmiâ&#8217;yı bulmalarını söyleyince, bir­likte yola düşerler.<br />
Billur saraya gelip, gizlice girer ve Lâmiâ&#8217;yı bulurlar. Kaçar­larken, büyücü sarayı batırır. Ihsan&#8217;ın babasının aklı sayesinde Ölümden kurtulup, memleketlerine gelirler. Yaşlı adam, falcı tara­fından büyülenerek hastalanır ve ölür. Ölmeden önce İhsan ve Lamıa&#8217;nın evlenmelerini vasiyet eder. Çünkü ikisinin de birbirini çok sevdiğini bilir. İhsan ve Lâmiâ evlenirler. Hep birlikte mutlu bir hayat sürerler.</p>
<p align="justify"><strong>7. Masal: MAVİ SAKALLI ADAM</strong>:</p>
<p align="justify">
Çok zengin bir adam vardı. Mavi sakalından dolayı ona &#8220;Mavi Sakal&#8221; diyorlardı. Çok sert ve kırıcı olduğu ve onunla evlenen kadınlar birer birer ortadan kayboldukları için, kimse onunla evlenmek istemiyordu.<br />
Mavi Sakal ise evlenmek istiyordu. Bu amaçla, bir ziyafet ter­tipleyerek, bütün kızları aileleri ile davet etti. Davete katılan Ayşe Ve Fatma isimli iki kız kardeşten Fatma&#8217;yı babasından istedi. Önce çekindilerse de hediyeler ve zenginlik, vermeme fikirlerinden vazgeçirtti ve Fatma ile Mavi Sakal evlendiler. Ayşe de kardeşi ile birlikte kaldı.<br />
Mavi Sakal, eşine: &#8220;Bak, bu anahtarlar şurayı şurayı açar ama sakın ola ki, alt katta kapalı bir oda var, onun kapısını açmayasın, sonra babına büyük felâketler gelir.&#8221; dedi.</p>
<p align="justify">Bir gün Mavi Sakal seyahate çıktı. Fatma da merakını yene-meyip odayı açtı. Bir de ne görsün; her taraf kan ve kadın cesetle-riyle dolu. Bunlar Mavi Sakal&#8217;in eski eşlerinin cesetleriydi. Ayşe korkuyla, hemen kapıyı kapattı. Baktı anahtarlarda kan lekesi var, ne etti ise temizleyemedi. Birkaç gün sonra Mavi Sakal geldi, a-nahtarları istedi. İlk başta, Ayşe küçük anahtarı saklamıştı; ama Mavi Sakal inatla küçük anahtarı istedi ve kan lekesini görünce, odanın açıldığım anladı. Eşine &#8220;Öleceksin, son duanı yap.&#8221; dedi. Bu esnada, Fatma&#8217;nın iki erkek kardeşi ablasının yanına geliyorlardı. Fatma oyaladıkça oyaladı. Tam öldürecekken, kardeşleri içeriye girdiler ve Mavi Sakal&#8217;ı öldürdüler. Sonra bütün mal mülk Fat­ma&#8217;ya miras kaldı. Fatma da bu parayı kardeşleriyle bölüştü ve hep birlikte zengin ve mutlu yaşadılar.</p>
<p align="justify"><strong>10. Masal: İKİ ÖKSÜZ ARKADAŞ<br />
</strong>Sabiha isimli, anası ve babası olmadığı için yaşlı bir kadının yanında kalan, on iki yaşında bir kızcağız vardı. Yaşlı kadın, çok fakirdi. Kıza çalışmasını söyledi. Sabiha çiçek satmaya başladı. İsmi Ali olan gazete satıcısı çocukla tanıştı. Onun da babası ve bir kız kardeşi vardı. Zaman geçtikçe dost olmaya başladılar.<br />
Bir gün, Ali çok üzgündü. Meğer kardeşi Emine tifoya yaka-lanmışmış. İlaçlar pahalı, alacak para yok. Bunu öğrenen bir yaşlı adam borç verdi ve İlaçlan aldılar; ancak yine de bunlar Emine&#8217;yi kurtaramadı.<br />
Felâketler bununla da kalmadı. Bir müddet sonra da yaşlı nine öldü. Bu sefer de Sabiha için ağladılar. Kimsesiz kalan Sabiha, Alilerin evine yerleşti. Ali&#8217;nin yaşlı babası her akşam onla­ra masal anlatıyordu. Bu arada Sabiha çiçekçiliği bırakmış, Ali ile beraber gazete satmaya başlamıştı.<br />
Fakat acılı günler bitmemişti. Ali&#8217;nin babası da o kış çok has­talandı ve bir süre sonra o da öldü.</p>
<p align="justify">Artık iki öksüz ve yetim, küçücük eski evde, kışın ortasında yulnız kalmışlardı. Kazandıkları para ancak mum, ekmek, arada hlr ile birkaç zeytin alacak kadardı Azgın kış şartlan gazete satış­larını azalttıkça, bunların geçimleri zorlaşmaktaydı. Bazen iki üç Kİiıı bir lokma ekmek yemedikleri günler olmaktaydı. Üstelik kış V»k .ığır geçiyordu ve onların yakacak kömürleri de yoktu. Utan­dıkları için kimseden bir şey de isteyememekteydiler.<br />
Sabiha, &#8220;Padişah&#8217;a mektup yazalım&#8221; diye bir fikir attı bir gün ortaya ve yazdılar da. Hallerini arz ettiler. Aradan günler geçti, tam ümitlerini kesmişlerdi ki, bir sabah mahallenin imamı geldi ve onları alıp yetimhaneye götürdü. Artık, devletin sıcak eli onla­ra uzanmıştı. Karınları sıcak bir yemek görecek, sıcak bir yatakta uyuyabileceklerdi.<br />
Onlardan tek bir şey istenmişti, çalışkan olmaları ve okuma-Inrı. Kararlıydılar, kendilerine bu imkânlan sağlayanlara karşı mahcup olmayacaklardı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/havaya-ucan-at/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SEVDALI BULUT</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/sevdali-bulut/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/sevdali-bulut/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Mar 2008 15:56:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[İlköğretim 100 Temel Eser]]></category>
		<category><![CDATA[Masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/sevdali-bulut/</guid>
		<description><![CDATA[SEVDALI BULUT (Masal) AZ GİTTİLER, UZ GİTTİLER: Başımı, ninemin dizine koyardım&#8230; Ninem, çocukların gö­züne uykuyu, yıldızlı bir gece gibi dolduran masalları bilirdi. Masallar birbirine benzerdi&#8230;Az gidip, uz gidip, dere tepe düz gidip, arkaya bakılınca bir arpa boyu yol gidildiğini görmek yok mu, işte bunu benim küçük kafam almazdı. SEVDALI BULUT Derviş geldi, servinin altına oturdu, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><strong>SEVDALI BULUT (Masal)</strong></p>
<p align="justify">
<strong>AZ GİTTİLER, UZ GİTTİLER:</strong></p>
<p align="justify">
Başımı, ninemin dizine koyardım&#8230; Ninem, çocukların gö­züne uykuyu, yıldızlı bir gece gibi dolduran masalları bilirdi. Masallar birbirine benzerdi&#8230;Az gidip, uz gidip, dere tepe düz gidip, arkaya bakılınca bir arpa boyu yol gidildiğini görmek yok mu, işte bunu benim küçük kafam almazdı.</p>
<p align="justify">
<strong>SEVDALI BULUT</strong></p>
<p align="justify">
Derviş geldi, servinin altına oturdu, başladı neyini üflemeye. Ney&#8217;in deliklerinden ağaçlar, yollar, dağlar, bahçeler çıktı. Gide gide bir çölün ortasına vardı. Çölde dağlar, ağaçlar yükseldi. Yol­lar uzadı. Buraya Ney Ülkesi dendi.<br />
Derviş soluklandı, yine başladı üflemeye. Ney&#8217;den kara kar­ga gibi bir adam çıktı. Adı Kara Seyfî idi. Derviş&#8217;in parasını çaldı. Derviş bir taş vurdu buna, uçtu gitti ta Ney Ülkesi&#8217;nin bir dağında duran kır bir atın, gümüş eyerinin üstüne. Kara Seyfİ, bütün Ney Ülkesi&#8217;nin sahibi oldu&#8230;<br />
Derviş Ney&#8217;ini üfledi, bu sefer dünyalar güzeli, on beş ya­şında bir kız çıktı. Adı Ayşe idi. &#8220;Emret, derviş baba&#8221; dedi. Derviş baba &#8220;sağol&#8221; deyip sırtını sıvazladı. Ayşe bir tüy oldu, uçtu geldi Ney Ülkesi&#8217;nde bir bahçenin İçine..<br />
Kara Seyfi geldi, &#8220;bu bahçeyi bana sat&#8221; dedi. &#8220;Satmam&#8221; dedi. Bir tavşan geldi, Kara Seyfi&#8217;nin atının ayağını ısırdı. Kara Seyfi yere düştü. Ayşe Kız&#8217;ın bahçesinden bir ak güvercin gelip Kara Seyfi&#8217;nin iki kaşının orta yerine pisledi. Kara Seyfi kızdı. Kara Seyfi, okunu yayını alıp kuşun peşine düştü&#8230;<br />
Derviş neyini üfledi. Bir bulut çıkıp yükseldi, gitti gitti Ney Ülkesi&#8217;ne. Aşağıda bıyıklarını temizleyen tavşanı gördü. Bulut, bu işe çok güldü. Tavşanı sevdi. Dost oldular. Bu esnada Kara Seyfi, ak güvercini arıyordu. Gördü de. Yayını gerdi. Tam okunu ata­caktı ki, bulut bu duruma kızdı. İndi Kara Seyfi&#8217;nin tepesine, koy­du onu karanlığın içine. Güvercin de kaçıp kurtuldu. Tavşan ile ak güvercin Ayşe Kız&#8217;ın yanma geldiler. Bulut onları gördü. Gitti geri geldi. Ayşe Kız&#8217;ı görünce geri dönmüştü. Bulut böylece Ayşe kıza sevdalandı. Artık Ayşe Kız nereye, bulut oraya&#8230;<br />
Kara Seyfi, gizlice geldi. Ayşe Kız&#8217;ın bahçesine girerek, deve dikeni hariç, güzelim çiçekleri kesmeye başladı. Bulut yukarıdan bunu gördü. Ayı gönderdi aşağı. Yıldızları da arkasından. Kara Seyfi kaçmak zorunda kaldı. Ayşe Kız sabah bahçeye girdi. Baktı ki harap olmuş. Deve dikenini de söküp attı. Deve dikeni bir yılan oldu tekrar bahçenin yanına geldi. Bu arada Kara Seyfi&#8217;de yeni­den gelmişti. Bulut bunu görünce, bir hayalet olup Kara Seyfi&#8217;yi kovaladı. Kara Seyfi, deve dikeni ile birlikte gitti. Gide gide, ku­raklık ülkesine varıp, bir çuval toprak aldılar. Ordan rüzgâr ülke­sine gidip, küpü esen yelle doldurdular. Rüzgâr yüklü oldukları için kırk üç günlük yolu üç günde aldılar. Geldiler Ayşe Kız&#8217;ın bahçesinin önüne&#8230;<br />
Ayşe Kız, tavşanla ak güvercin yanında, uyuyordu. Kara Seyfi, toprağı bîr serpti, bütün bahçe kurudu. Ayşe Kız uyanınca bir de ne görsün; bahçe diye bir şey kalmamış. Kara Seyfi &#8220;haydi, sat bana&#8221; dedi. &#8220;Satmam&#8221; dedi. Bulut geldi. Bu sefer de rüzgârı saldılar. Gökyüzünde, rüzgârla bulutun savaşı başladı. Deve di­keni de buluta saldırınca, güvercin boş durmayıp, o da deve di­keninin parçalamaya başladı. Rüzgâr tek kalınca yoruldu. Savaşı bulut kazanmıştı. Ama bulutunun da artık bulut olarak kalması zordu. Bardaktan boşanırcasına yağmaya başladı. Bahçe, yavaş yavaş eski halini aldı. Kara Seyfi, bahçede sırılsıklam olmuştu. Bu sırada ak güvercin, rüzgârın peşine düşüp geri çağırdı. Rüzgâr Kara Seyfi&#8217;ye hınç doluydu. Öyle bir esti ki, Kara Seyfi ayakta duramaz oldu. Ata bineyim dedi, kır at çifteledi. Rüzgâr Kara Seyfi&#8217;yi önüne katıp, görürdü bir uçurumdan aşağı attı.<br />
Ayşe Kızın bahçesi tekrar eski halini aldı. Ama Ayşe kız, bu­lut yok oldu diye üzgündü. Ak güvercin ve tavşan, &#8220;üzülme se­venler ölmez&#8221; dediler. Havuzu gösterdiler. Havuzun üzerinden ince bir buğu göğe doğru yükseliyordu. Bir müddet sonra Sevdalı Bulut, gökteki yerini alıp, aşağıdakilere öpücükler göndermeye başladı.</p>
<p align="justify"><strong>HIZIR:</strong></p>
<p align="justify">
Bir varmış, bir yokmuş. Bir padişah &#8220;Hızır&#8217;ı bulup getirene dilediğini vereceğim&#8221; diyerek, sokaklara tellâllar çıkartmış,<br />
Hızır&#8217;ı kim bulacak? Hızır ancak ve ancak, Hıdrellez Bayra-mı&#8217;nda yeryüzüne iner ve sadece çok iyi insanların gözüne gözü­kür. Padişah istedi diye Hızır bulunur mu?<br />
Çok yoksul, çok çocuklu fakir bir adam padişahın huzuruna çıkmış, yüklüce bir para isteyerek kırk gün içinde Hızır&#8217;ı bulaca­ğım demiş. Kırk gün geçmiş, padişah çağırtmış: &#8220;Hızır&#8217;ı buldun mu?&#8221; Adamın cevabı: &#8220;Bulamadım padişahım, çoluk çocuğumu açlıktan kurtarmak için yalan söyledim.&#8221; olmuş.<br />
Padişahı aldatan bu adama verilecek cezayı vezirleri iler ko­nuşmuş. Birinci Vezir &#8220;kırk parçaya bölmeli&#8221;; ikinci vezir &#8220;derisi­ni yüzmeli&#8221;; üçüncü vezir ise &#8220;sebebini anlamalı ve bağışlamalı&#8221; demiş. Bu arada bir çocuk, durmadan &#8220;herkes mesleğine göre&#8221; diyormuş. Padişah sorunca, birinci vezirin daha önce kasap, ikin­cisinin yorgancı, üçüncü vezirin ise ırgat olduğunu, ırgat olanın açlık nedir bildiği için bağışlanmasını istediğini söylemiş.<br />
&#8220;Sen kimsin?&#8221; dîye sorunca padişah, &#8220;Hızır&#8217;ım, şu yoksul adamla, üçüncü vezirin gözüne gözükmek için geldim&#8221; demiş ve elini kolunu sallayarak çıkıp gitmiş.</p>
<p align="justify"><strong>AYAĞINA DİKEN BATAN KARGA</strong></p>
<p align="justify">
Bir varmış, bir yokmuş. Gökte uçan, dağda gezen bir karga varmış. Bir gün ayağına bir diken batmış. Çıkarıp bir kocakarıya göstermiş. &#8220;Sakla, sonra gelip alırım&#8221; demiş. Kocakarı, birkaç gün saklamış. Sonra da şamdanını yakarken yanlışlıkla dikeni de yakmış. O anda karga gelip dikenini istemiş. &#8220;Yandı, ne yapayım&#8221; demîş.<br />
Karga çıkmış evin karşısında bir dala. Başlamış &#8220;ya şamdan, ya diken&#8221; diye bağırmaya. Saatlerce bağırınca, kadın kurtulmak için şamdanı vermiş. Karga almış şamdanı, varmış başka bir yaşlı kadının yanma. &#8220;Sakla&#8221; diyerek şamdanı vermiş. Yaşlı kadın, şamdanı yakarak ahırına inmiş. İnek bir tekmede şamdanı kırmış. Karga gelmiş istemiş. Tuz buz olduğunu öğrenince, &#8220;öyleyse ineği ver&#8221; demiş. Kadın kulak asmamış. Karga da çıkmış bir dala: &#8220;Yaşamdan, ya inek&#8221; diye bağırmış da bağırmış. Kadın bakmış kurtu­luş yok, ineği vermiş. Karga ineği alıp, başka bir kocakarıya gö­türmüş ve &#8220;bunu sakla, gelip alırım&#8221; demiş. Aradan günler geç­miş, karga gelmemiş. Kocakan da ineği kesip, oğlunun düğünün­de ziyafet çekmiş. Karga düğün bitiminde gelip ineğini istemiş. &#8220;Yok&#8221; cevabını alınca da, bu sefer, &#8220;gelini ver&#8221; demiş. Tabii ki vermemişler. O da çıkmış bir dala, başlamış bağırmaya: &#8220;Ya inek, ya gelin!&#8221; Saatler sürmüş. Sonunda gelini kargaya vermek zorun­da kalmışlar. Almış gelini düşmüş yola. Gelmiş dağ başındaki bir çobanın yanma. &#8220;Ver kavalını, al gelini&#8221; deyince, çoban bakmış gelin güzel. Razı olmuş. Karga da başlamış kavalı çalmaya:</p>
<p align="justify">&#8220;Dikeni verdim, şamdanı<br />
aldım, Şamdanı verdim, ineği<br />
aldım, İneği verdim, gelini<br />
aldım, Gelini verdim, kavalı<br />
aldım, Düttürü düt de, düttürü<br />
düt&#8230;&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/sevdali-bulut/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AZ GİTTİK UZ GİTTİK</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/az-gittik-uz-gittik/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/az-gittik-uz-gittik/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Mar 2008 16:48:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/az-gittik-uz-gittik/</guid>
		<description><![CDATA[AZ GİTTİK UZ GİTTİK (MASAL) Ayşe, Fatma Kuzular: Bir koyunun Ayşe ve Fatma isminde iki kuzusu varmış. Her gün otladıktan sonra gelir: &#8220;Ayşe, Fatma kuzular! i Memelerim sızı­lar. ..&#8221; diyerek onları emzirirmiş. Bir gün kurt kapıya gelmiş, an­neleri gibi melemiş. Kuzular, sesi kalın olduğu için inanmamışlar. Kurt da gidip yumurta içmiş. Sesi incelmiş, ancak kuzular [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><strong>AZ GİTTİK UZ GİTTİK (MASAL)</strong></p>
<p align="justify"><strong>Ayşe, Fatma Kuzular:</strong></p>
<p align="justify">Bir koyunun Ayşe ve Fatma isminde iki kuzusu varmış. Her gün otladıktan sonra gelir: &#8220;Ayşe, Fatma kuzular! i Memelerim sızı­lar. ..&#8221; diyerek onları emzirirmiş. Bir gün kurt kapıya gelmiş, an­neleri gibi melemiş. Kuzular, sesi kalın olduğu için inanmamışlar. Kurt da gidip yumurta içmiş. Sesi incelmiş, ancak kuzular ayakla­rını görmek istemişler. O da gitmiş, ayaklarını una bulayıp yeni­den gelmiş. Bu sefer kuzular kanıp, kapıyı açmışlar. Kurt da onla­rı yemiş. Anneleri gelince olanları anlamış. Bir kuyu açmış, içini çili çırpı ile doldurmuş. Üstüne bir minder koymuş. Sonra da yola çıkıp, kurdu görmüş ve &#8220;Ayşe&#8217;m ile Fatma&#8217;m öldü, onlar için yemek vereceğim, buyur gel&#8221; diyerek davet etmiş. Kurt iştahla gelmiş. Mindere oturunca, kuyuya düşmüş. Koyun, çıh çırpıyı tutuştu­runca, kurt yanarak ölmüş.</p>
<p align="justify"><strong>Tilki:</strong></p>
<p align="justify">Tilki, çok acıkınca bir delikten bağa girer. İyice karnını doyu­rur, fakat bu sefer de girdiği delikten geri çıkamaz. Ölü taklidi yaparak uzanır. Bağ sahibi, gelince yenen üzümlerini ve ölen tilkiyi görür. Söylene söylene kuyruğundan tutup dışarı fırlatır. Tilki hemen kaçar. Ertesi gün, arkadaşlarına &#8220;Ben bir bağ aldım, hadi gidelim&#8221; der. Bütün tilkiler doluşurlar bağa, başlarlar yemeye. Bizim tilki hem yer, hem gelip delikte geçip geçemeyeceğini öl-çermiş. Tabii bağ sahibi farkına varıp da gelince, olanları görür. Kurnaz tilki hemen delikten kaçıp gider. Diğerleri kaçamaymca, bağ sahibi bunlara ver eder dayağı.</p>
<p align="justify"><strong>Kuyruğu Zilli Tilki:</strong></p>
<p align="justify">Bİr zamanlar kuyruğu zilli bir tilki varmış. Seyahate çıkacağı için, zilini bir çam ağacına asmış. Tam on dört yıl sonra da gelip zilini geri istemiş. Çam vermeyince, kesmesi için baltaya gitmiş. Balta olmazlanınca, baltayı yakması için ateşe gitmiş. Ateş razı gelmeyince, ateşi söndürmesi için suya gitmiş. Su razı gelmeyince, suyu içmesi içm öküze gitmiş. Öküz razı gelmeyince, canavara öküzü yemesi için gitmiş. Canavar razı gelmemiş, bu sefer de canavarı parçalamaları için, çoban köpeklerine başvurmuş. Kö­pekler da önemsememişler. Bu defa da çobana, köpekleri dövmesi için gitmiş. Çoban gülüp geçmiş. Çobanın çarıklarını yemesi için, fareye gitmiş. Fare kabul etmeyince, onu yemesi için kediye git­miş. Kedi, &#8220;Ben güzel ekmekler yiyorum, neyime lazım fare&#8221; deyince; kediyi kocakarıya şikâyet etmiş. Kocakarı, kediyi dövmek için peşine düşünce; kedi fareye atlamış, fare çarığa atlamış, çoban köpeklere, köpekler canavara, canavar öküze, öküz suya, su ateşe, ateş baltaya, balta çama atlamış ve &#8220;tak, tuk&#8221; çamı yere düşürmüş. Tilki de çama asılı olan zilini alıp, yoluna devam etmiş.</p>
<p><strong></p>
<p align="justify">
Tilki ile Yılan:</p>
<p></strong></p>
<p align="justify">Yılanla tilki arkadaştırlar. Bir sudan geçerken, yılan tilkinin üstüne biner. Tam yolun ortasında tilkinin boynundan sıkarak öldürmek ister. Tilki, işi anlamazlığa vurup, &#8220;başını uzat da bir öpeyim&#8221; der. Yılan başını uzatınca da, ısırıp öldürür. Sonra, ölü yılanı yere uzatıp, &#8220;Eğri büğrü arkadaşlığın sonu budur&#8221; diyerek yoluna devam eder.</p>
<p><strong></p>
<p align="justify">
Kral Padişahının Kızı:</p>
<p></strong></p>
<p align="justify">Bir bizim Padişah, bir de Kral Padişahı varmış. Bizim Padi­şah, Kral Padişahının kızını oğluna almak istiyormuş. Ancak, iki sene harp ettiği halde, bir türlü kızı oğluna alamamış.<br />
Oğlan bunu duyunca, altına bir küheylan, heybesinin iki gö­züne de altın doldurarak, kızı almak için yola koyulmuş. Yolda, önüne çıkan bir ejderhayı oklayıp öldürünce içinden bîr kız çık­mış. Kızı alıp babasının yurduna götürmüş. Meğer kız, periler padişahının kızı imiş. Oğlana, &#8220;Dile benden ne dilersen?&#8221; diye so­runca, oğlan da, kız tembihlediği için, &#8220;koynundaki cevizi&#8221; demiş ve almış. Kız, cevizin marifetlerim bir bir anlatmış. Sonra oğlan oradan ayrılmış.<br />
Yolda bir dervişe rastlamış. Koynundaki cevizin marifeti ile güzel bir sofra kurmuş, yemişler. Sonra dervişin, istediğini getiren asası ile oğlan cevizi değiştirmiş. Bir müddet yol aldıktan sonra, asayı gönderip cevizi dervişin elinden geri almış. Sonra, yine yolda bi dervişe denk gelmiş. Bu dervişin ise asa ile cevizden daha fazla işe yarayan kabağı varmış. Kabakla cevizi değiştirmiş­ler. Oğlan, dervişten ayrıldıktan sonra, yine asayı gönderip cevizi geri getirtmiş. Sonra, bu sefer de insanı görünmez yapan külaha sahip bir derviş ile karşılaşmış. Cevizle, külahı değiştirmiş. Yine aynı şekilde asayı gönderip, cevizi getirtmiş. Bizim oğlan alıştı ya, yine karşılaştığı başka bir dervişin seccadesi ile cevizi değiştirip, sonra yine asası ile kendisine getirtmiş.<br />
En son elde ettiği marifetli seccadeye binmiş ve Kral-Padişahının sarayının yanına inmiş. Kendisini görünmez yapan külahı giyerek padişahın kızının yanına kadar gitmiş. Külahı çıkarınca görünmüş ve kızla kaynaşmışlar. Sonra, oğlan ile kız, seccadeye binerek kaçmışlar. Padişah, ordusu ile bunları takip etmiş. Oğlan, kabağın içindeki Arap&#8217;a seslenerek kendisine Kral-Padişahı incitmeden getirmesini söylemiş. Arap, kralı getirmiş. Kral-Padişahı kızını vermeye razı olmuş. Oğlan, kız ve ordusu ile beraber babasının memleketine varmış. Fakat babası oğlunu Öl­dürmek ve hem kıza, hem de elindeki sihirli eşyalara sahip olmak istemişler. Bunun üzerine oğlan, babasını ve onunla işbirliği ya­pan anasını Öldürtmüş. Kendisi de tahta kurulmuş. Böylece me­sut, bahtiyar yaşayıp gitmişler.</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><strong>Kara Tavuk:</strong></p>
<p align="justify">
Vakti zamanın birinde çok fakir bir hamal varmış. Fakirlik­ten iyice bunalınca, yollara düşmüş. Yolda rastladığı bir derviş, ona bir kamçı vermiş ve bu kamçı ile, tepenin başındaki köşkte bulunan huriyi kendisine, &#8220;Kara Tavuk&#8221;u verinceye kadar dövme­sini tembihlemiş. Nitekim adam söyleneni yapmış ve kızdan aldı­ğı tavukla, evine dönmüş. Sabahleyin tavuk yumurtlamış. Adam yumurtayı satmak için pazara giderken, yolda onu gören bir keşiş bin Ura vererek yumurtayı almış. &#8220;Her gün bana getir, paranı al&#8221; demiş. Böylece hamal, kısa zamanda Karun kadar zengin olmuş.</p>
<p align="justify">Bir gün hacca gitmeye niyetlenmiş ve çocuklarını hanımına bırakarak yola düşmüş. Bu arada keşiş hastalandığı için, keşişin oğlu yumurtaları almaya geliyormuş. Bu arada, adamın karısı ile de işi pişirmişler. İş Öyle bir hale gelmiş ki, kadın oğlanın aşkın­dan, önce yumurtaları bedava vermeye, sonra da kara tavuğu kesmeye razı olmuş. Bu arada çocuklarından kurtulmak için de yemeklerine zehir koymuş. Aşçı tembihlediği için, çocuklar ye­mekte kavga çıkarıp kaçmışlar.<br />
Gele gele, kuş uçurulup, padişah seçilen bir ülkeye gelmişler. Kuş devamlı gelip küçük oğlanın başına konuyormuş. Mecburen çocuğu padişah yapmışlar. Padişah olan çocuk, anasını ve babası­nı bulunduğu memlekete getirtmiş. Bu arada, baba da hacdan dönmüş. Kadının ifadesini alarak yaptığı suçlan itiraf ettirmişler. Oğlan, anasının boynunu vurdurtmuş. Babasına da kendilerine yardım eden aşçı kadını almış. Kendisi de evlenmiş. Kırk gün kırk gece düğün yapmışlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/az-gittik-uz-gittik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALLI İLE FIRFIRI</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/alli-ile-firfiri/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/alli-ile-firfiri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Apr 2008 09:46:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[İlköğretim 100 Temel Eser]]></category>
		<category><![CDATA[Masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/alli-ile-firfiri/</guid>
		<description><![CDATA[ALLI İLE FIRFIRI (MASAL) Kitapta on iki tane masal bulunmaktadır. Bunların isimleri ise şunlardır: &#8220;Üç Peri Kızı&#8221;, &#8220;Allı ile Fırfırı&#8221;, &#8220;Oduncunun Karısı&#8221;, &#8220;Mavi Benekli Firik&#8221;, &#8220;Çobanla Bey Kızı&#8221;, &#8220;Naz Kız&#8221;, &#8220;Becerikli Kız&#8221;, &#8220;Alaca Buluca&#8221;, &#8220;Dünya Güzeli&#8221;, &#8220;Balıkçı&#8221;, &#8220;Kabak Donunda Kız&#8221; ve &#8220;Topal Dev&#8221;. Kitabı ismini veren &#8220;Allı ile Ftrfırı&#8221;nın özeti: Zaman zaman içinde, mavi vaktin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">ALLI İLE FIRFIRI (MASAL)<br />
Kitapta on iki tane masal bulunmaktadır. Bunların isimleri ise şunlardır: &#8220;Üç Peri Kızı&#8221;, &#8220;Allı ile Fırfırı&#8221;, &#8220;Oduncunun Karısı&#8221;, &#8220;Mavi Benekli Firik&#8221;, &#8220;Çobanla Bey Kızı&#8221;, &#8220;Naz Kız&#8221;, &#8220;Becerikli Kız&#8221;, &#8220;Alaca Buluca&#8221;, &#8220;Dünya Güzeli&#8221;, &#8220;Balıkçı&#8221;, &#8220;Kabak Donunda Kız&#8221; ve &#8220;Topal Dev&#8221;.</p>
<p align="justify">
<strong>Kitabı ismini veren &#8220;Allı ile Ftrfırı&#8221;nın özeti</strong>:</p>
<p align="justify">
Zaman zaman içinde, mavi vaktin birinde, bir padişahın Fir­firi isminde bir kızı varmış. Bu kız hem güzel, hem de zevzekmiş. Evlenecek yaşı geldiğinde, kimseyi beğenmediği için bir türlü evlenmiyormuş. Padişah bu duruma kızıyor, ancak biricik kızına bir şey söylemek istemiyormuş. Ancak, gun gelir canına tak der ve kızına evlenmeyi mecbur eder. Kız da, pencerenin önüne otu­rur ve oradan ilk geçen adamı evlenmek üzere yanına çağırtır ve maksadını söyler. Adam, &#8220;Olur amma, benim evim barkım buralara çok uzak, ben buralı değilim&#8221; der.<br />
Bunun üzerine kız adamın evini, yurdunu görmek ister ve bir arabaya binerek, adamın memleketine doğru yola çıkarlar, Az gitmişler, uz gitmişler, altı ay yol, bir güz gitmişler. Nihayet araba çıkamayacak bir yere varınca, aradabadan inip, yaya olarak yürü-ye yürüye bir demir kapının önüne gelmişler. Al kuşaklı adam, iri bir anahtar çıkararak kapıyı açmış ve içeri girmişler. Adam, kıza kırk tane anahtar vermiş. Otuz dokuz kapıyı açabileceğini, ancak asla kırkıncı kapıyı açmaması gerektiğini söylemiş.<br />
Al kuşaklı, her gün sabah gidip, akşam geliyormuş. Kız da birer birer odaları açıp, geziyormuş. Günler sonra, merakını ye-nemeyip kırkıncı odanın kapısını da açmış. Bir de ne görsün, al kuşaklı adam, açılmış bir mezarın başında ölününü ciğerini yiyor. Korkusundan ödü patlamış. Hemen kapıyı kapatıp, yerine dön­müş.<br />
Akşam olunca, yaptıkları konuşmada, al kuşaklı kızın odayı açtığını anlar ve seni yiyeceğim der. Kız, &#8220;madem öyle bana on bi dakika izin ver, ihtiyacımı görüp geleyim, kaçmamdan korkuyorsan ip bağla&#8221; diye belirtir. Adam kabul eder. Kız, ayakyoluna iner. Belindeki ipi bir ağaca bağlar ve olanca gücüyle kaçmaya başlar. Yolda rastladığı yaşlı bir kadına, bütün elmas ve bileziklerini verir ve onunla elbiselerini değiştirir. Yaşlı kadın, ayrıca kıza üç tane ceviz verir ve &#8220;başın derde girdiğinde, bu cevizler sana yardımcı olur&#8221; der. Kız, &#8220;sağol&#8221; deyip tekrar yola koyulur. Vara vara, bir padişa­hın sarayına varır ve yalvara yalvara mutfakta aşçı yardımcılığı yapmaya başlar.<br />
Bu padişahın evlenme çağına gelmiş bir tek oğlu varmış. Ev­leneceği kızı seçmesi için, ülkenin bütün kızlarını bir meydana toplamışlar. Padişah gelini olmak ümidiyle bütün kızlar süslü püslü halleriyle padişah oğlunun önünden geçmeye başlamışlar. Koynundaki cevizlerin yardımıyla, mavi bir at, mavi bir elbise, eldiven, ayakkabı ile kendisini donatan Firfiri atı ile Padişah oğlu­nun önünden rüzgâr gibi geçip, kayboluyor. Oğlan, bunun üzeri­ne seçme törenini bîr hafta erteletiyor. Bu bir hafta boyunca, gece rüyasında, gündüz hayallerinde hep kızı görüyor.<br />
Bir hafta sonra, bu sefer Firfiri tamamıyla mor bir takım giye­rek, aynı şekilde oğlanın önünden hızla geçiyor ve kayboluyor. Padişah oğlu, yine kimseyi seçmiyor. Seçmiyor amma, mavili ve morlu kız için yanıp, tutuşup, günden güne eriyip, bitiyor. Babası bu duruma çare bulmak için bir falcı çağırıyor. Falcı, &#8220;Oğlunun sevdiği kız bu konakta&#8221; diyor. Konakta kimin kaldığını öğreniyor ve Firfiriyi çağırttırıyor. Firfiri huzura gelince, her şeyi bir bir anlatı­yor. Padişahın oğlu ile kırk gün kırk gece düğün yapıp, evleniyor.<br />
Bu arada, Allı köşe bucak kızı arıyormuş. Sora sora, gelin ol­duğu şehre gelir ve kızın burada gelin olduğunu anlar. Bir ayna haline gelir ve padişahın oğlu onu satın alarak getirir ve evinin duvarına asar. Ancak ayna kıza &#8220;seni yiyeceğim&#8221; deyince, aynayı saraydan atarlar. Bu sefer Allı bir düve kılığına girer. Oğlan düve­yi satın alır ve getirtip, konağın avlusuna bağlatır. Fırfırı düveyi tanır ve attırır. Allı bu sefer bir halı olur, yine konağa girer, kız yine kocasına halıyı göndermesini ister. Ancak, kocası bu sefer, karısının dediklerine kulak asmaz. Gece, herkes derin uykuya dalınca, Allı konaktakilerin uyanma güçlerini hepsini toplar ve bir kavanoza doldurur. Sonra dal gelip Firfiriyi kaldırır ve odanın ortasındaki kazanın içine girmesini ister. Firfiri: &#8220;Nasıl girileceğini göster gireyim&#8221; der. Allı kazana nasıl gireceğini gösterirken, Fırfırı bir tekme ile Allı&#8217;yı kazana yuvarlar. O haşlandıkça, ortalık kıp kırmızı ışık olur. Firfiri kocası ve diğer konaktakileri uyandırmaya çalışır, ancak hiçbir uyanmaz. Gözüne kavanoz ilişir ve durumu anlar. Kavanozun kapağını açınca, kocası da dahil konaktaki her­kes birer birer uyanır ve düğün bayram ederler.<br />
Bütün kızlar, gelinler; Firfiri gibi yürekli olun ki, dünya kötü­lerden kurtulsun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/alli-ile-firfiri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KELOĞLAN MASALLARI</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/keloglan-masallari/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/keloglan-masallari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Apr 2008 18:57:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[İlköğretim 100 Temel Eser]]></category>
		<category><![CDATA[Masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/keloglan-masallari/</guid>
		<description><![CDATA[Keloğlan, tanınmış bir halk öyküleri kahramanı. Anadolu in­sanının büyük düşler kurabilen, ama en büyük ödülleri de elinin tersiyle itebilen, erdemli, sağduyulu, biraz saf, biraz romantik, fazlasıyla pratik zekâlı temsilcisi.  Fakir Keloğlan, anası ile yaşarmış. Bir gün komşusu ip ile balta vermiş. Odunculuğa başlamış. Altı ay odun kesmiş. Bir tüc­cara beş altına satmış. Eve dönerken, bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Keloğlan, tanınmış bir halk öyküleri kahramanı. Anadolu in­sanının büyük düşler kurabilen, ama en büyük ödülleri de elinin tersiyle itebilen, erdemli, sağduyulu, biraz saf, biraz romantik, fazlasıyla pratik zekâlı temsilcisi.<br />
 Fakir Keloğlan, anası ile yaşarmış. Bir gün komşusu ip ile balta vermiş. Odunculuğa başlamış. Altı ay odun kesmiş. Bir tüc­cara beş altına satmış. Eve dönerken, bir adamın boğmaya çalıştığı kediyi, bir altına satın almış. Kedi ile yürümüş. Yine yolda, bir kocakarının boğmaya çalıştığı köpeği iki altına satın almış. Böyle bir yılanı da iki altın verip kurtarmış.<br />
&#8220;Altı aylık emeğimle, üç canı kurtardım&#8221; diyerek kendini teselli etmiş. Hep beraber şehre varmışlar. Meğer yılan cinler padişahı­nın oğluymuş. &#8220;Yürü babama gidelim. Babamdan dilinin altındaki mührü iste, başka bir şey alma&#8221; demiş. Silkinip at olmuş. At hava­lanmış, Cinler Padişahı&#8217;nın sarayının bahçesine inmiş. Silkinmiş, aslan gibi babayiğit bir delikanlı olmuş. Başından geçenleri baba­sına anlatmış. Padişah, &#8220;dile benden ne dilersen&#8221; deyince, Keloğlan tembihli olduğu için &#8220;dilinin altındaki mühürü&#8221; istemiş. Altınları, incileri kabul etmemiş. Padişah mührü vermeye mecbur kalmış. Almış mührü; düşmüş yola. Günlerce yürümüş. Cinler Padişa­hı&#8217;nın oğlunun söylediği gibi mührü yalamış. Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte kocaman bir Arap çıkıp, &#8220;emret&#8221; demiş.<br />
Bir sofra kurmasını istemiş. Sözünü bitirmeden, kuş sütü ek­sik sofra hazır olmuş. Karnını doyurmuş. &#8220;Beni evime götür&#8221; de­yince de sözü bitmeden, kendisini evinin kapısında bulmuş. Anaoğul, sarmaş dolaş olmuşlar.<br />
Keloğlan, anasını padişahın kızını istemeye göndermiş. Di­lenci diye kapıdan kovmuşlar. Keloğlan, yine göndermiş anasını. Padişahın huzuruna çıkartmışlar. Padişah&#8217;tan kızını istemiş. Padi­şah &#8220;Olur, şu sarayımın karşısına, kırk gün içinde bir saray yaptırsın, yaptıramazsa kellesi gider&#8221; demiş. Kadın, Keloğlan&#8217;a söylemiş. Ke­loğlan otuz dokuz gün yan gelip yatmış. Anası oğlu için ağlayıp, izliyormuş. Kırkıncı gün Arap&#8217;ı çağırıp, eşyaları altın ve gümüş­ten bir saray yapmasını söylemiş.<br />
Padişah, sabah gözünü bir açmış ki ne görsün. Kendisininki­nin on misli büyüklüğünde kocaman bir saray karşıda duruyor. Mecburen sözünde durmak zorunda kalıp, kızını vermiş. Düğün, dernek olmuş.<br />
Kız çok meraklıymış. Keloğlan&#8217;a sora sora sırrını öğrenmiş. Kız mühürü incelerken, o sırada, kötü vezir onları dinliyormuş. Hemen mühürü kızın elinden kapmış. Arap gelince, kızın sarayını uzaklara götürmesini söylemiş. Kız ve saray kaybolmuşlar. Padi­şah Keloğlan&#8217;ı bir adada zindana atmış. Bunu duyan yılan, kedi ve köpek Keloğlan&#8217;a yardıma koşmuşlar. Adaya gidip Keloğlan&#8217;ı kurtarmışlar. Birlikte vezirin evine gelmişler, vezir uyuyormuş. Kedi, kuyruğu ile gıdıklayınca ağzını açmış. Mühür yere düşmüş. Keloğlan hemen mühürü kapıp Arap&#8217;ı çağırmış. Veziri Kafda-ğı&#8217;nın arkasına, kendi saraylarını da kimsenin ulaşamayacağı bir yere götürmesini istemiş. Sonra da, mutlu ve mesut bir hayat sürmüşler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/keloglan-masallari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİLLUR KÖŞK MASALLARI</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/billur-kosk-masallari/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/billur-kosk-masallari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Apr 2008 19:03:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[İlköğretim 100 Temel Eser]]></category>
		<category><![CDATA[Masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/billur-kosk-masallari/</guid>
		<description><![CDATA[BİLLUR KÖŞK MASALLARI  TAHİR ALANGU (1916-1973) Billur Köşk: Bir varmış bir yokmuş, bir ülkenin birinde, bir padişahın do­ğan çocukları, hiç yaşamaz, hemen ölürlermiş. Bir gün yine bir kızı olmuş. &#8220;Nasıl yaşatacağız?&#8221; diye derde düşmüşler. Nihayet yeraltında güngörmez, küçücük bir penceresi olan bir mağara yapıp, yanına sütninesi ve diğer yardımcılarım koyarak, kapat­mışlar. Günler, aylar, yıllar hızla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><strong>BİLLUR KÖŞK MASALLARI  TAHİR ALANGU (1916-1973)</strong></p>
<p align="justify"><strong><u><a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/billur-kosk-masallari/">Billur Köşk</a>:</u></strong></p>
<p align="justify">Bir varmış bir yokmuş, bir ülkenin birinde, bir padişahın do­ğan çocukları, hiç yaşamaz, hemen ölürlermiş. Bir gün yine bir kızı olmuş. &#8220;Nasıl yaşatacağız?&#8221; diye derde düşmüşler. Nihayet yeraltında güngörmez, küçücük bir penceresi olan bir mağara yapıp, yanına sütninesi ve diğer yardımcılarım koyarak, kapat­mışlar.<br />
Günler, aylar, yıllar hızla gelip geçmiş. Kız on beş yaşına ge­lince, güzel mi güzel bir kız olmuş. Sadece yanakları solgunmuş.<br />
Yaşı ilerleyen kızın canı çok sıkılıyormuş. Bir gün yatakları üst üste koyarak, mağaranın üstündeki camı kırmış. Dadısı bak­mış ki olmayacak, gitmiş Padişah&#8217;tan yalvar, yakar kızın gezmesi için izin almış. Kız, artık dadısı ile beraber sarayın bahçesinde gezip dolaşabüiyormuş.<br />
Kız, bir gün babasından &#8220;Kendisi için, billurdan bîr köşk yap­tırmasını&#8221; istemiş. Babası da, denizin tam ortasına, dünya üzerin­de benzeri olmayan bir &#8220;Billur KÖşk&#8221;ü yaptırmış. Kız da cariyeleri ile birlikte köşke yerleşmiş.<br />
Billur Köşk&#8217;ün namı dünyanın dört bir yanına yayılmış. Ye­men Padişahı&#8217;nın oğlu da bu köşkü çok merak ediyormuş. Baba­sından izin alıp, bir gemi ile yola çıkıp, Billur Köşk&#8217;ün önüne varır. Burada, kız oğlanı, oğlanı kızı görünce birbirlerine deli gibi aşık olurlar. Oğlan, &#8220;İşte gemi, -pupa folken- doğru Yemen&#8221; der ve gemisine atlayarak doğru memleketine gelir.<br />
Bu arada, kız da babasından yakut, elmas ve incilerle dona­tılmış bir gemi yaptırmasını ister. Babası da yaptırır. Kız gemiye binerek Yemen&#8217;e gelir. Gemi limana girince herkes başına topla­nır. Kısa bir sürede bu geminin ünü tüm Yemen diyarına yayılır. Gemi, şehzadenin de dikkatini çeker. H^atında daha önce böyle bir şey görmemiştir&#8230; Geminin genç kabanı ile tanışan şehzade, kaptandan şüphelenir. Kaptan bir kız kadar güzeldir. Ertesi gün şehzade, geminin yerinde olmadığını fark ederek telaşlanır. Çev­resinden gemi eşrafının sarayın karşısında bir konağa taşındığını öğrenir. Bir gün konağı gözetlerken pencerede güzeller güzeli bir kız görür ve kıza aşık olur. Oğlan hemen anasını kızı istemesi için gönderir. Kadıncağız, biricik oğlu için kalkar, kızın oturduğu konağa gelir. Kızda oğlanın anasına hep tepeden bakar. Kadınca­ğız, sinirli sinirli gelip oğluna anlatır. Oğlan, anasına yalvarır. Kadın, kıza gider. Kız her seferinde, yapılması zor olan işler ister, oğlan yaptırır. Ancak kız, bir türlü &#8220;evet&#8221; demez. O evet demedik­çe, oğlanın içindeki yangın da büyür. Kız, oğlandan son olarak tabutta bir ölü gibi yatarak onu beklemesini ister. Kız, oğlanın başına gelir ve: &#8220;İşte gemi, işte yelken,-yolum İstanbul- Pupa yelken&#8221; der ve gider. Oğlan, zamanında kıza söylediği sözü hatırlar ve hatasını anlar. Kız gittikten sonra hemen gemisine atlar ve gelir kızı bulur. Kırk gün kırk gece, düğün yapılır. Onlar ermiş mura­dına, biz çıkalım kerevetine&#8230;</p>
<p align="justify"><strong><u><a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/billur-kosk-masallari/">Helvacı Güzeli</a>:</u></strong></p>
<p align="justify">Bir varmış, bir yokmuş. Bir adamın bir oğlu, bir de güzellikte benzeri olmayan bir kızı varmış.<br />
Bir gün baba-oğul hacca gitmeye karar verirler. Kızın yanına aylarca yetecek erzağmı koyar, başı sıkışırsa mahallenin &#8220;müezzi­nine baş vurmasını&#8221; tembihler ve yola düşerler.<br />
Müezzin bir gün minareye çıkmışken, kendisine emanet edi­len kızı biraz dağınık vaziyette görür ve içinde şeytani hisler u-yanmaya başlar. Kızı elde etmek için bir plan yapar. Ayarladığı bohçacı kadın, kızın kapısına gidip ona türlü diller dökerek kandırır ve müezzinin kenar bir mahallede kiraladığı hamama getirir. Kız soyunup havlulara sarınıp, içeri girince, müezzin efendiyi kurna başında görür. Ancak, akıllı davranır ve &#8220;birbirinin başım yıkamayı&#8221; teklif eder. Kendisi önce müezzinin kafasını güzelce bir sabunlar. O sabunlu halde iken, bütün suları tıkayıp sonra da ıslak havlularla, onu güzelce bir döver, sonra da hamamdan çıkıp evine gelir.<br />
Müezzin, bunun üzerine kızın babasına bir mektup göndere­rek, &#8220;kızının kötü yollara düştüğü&#8221; yalanını yazar. Adam mektubu alınca, hemen oğluna, &#8220;Git bacını öldür ve kanlı elbisesini bana getir&#8221; der. Oğlan, bacısını çok sevmektedir ve bunlara inanmamaktadır. Kalkar, memleketine gelir. Sorar soruşturur, kız kardeşinin temiz olduğunu anlar. Eve gelir ve &#8220;Gel birlikte babamı karşılamaya gide­lim&#8221; der. Evden çıkarlar. Yolda, abisi kardeşine olanları anlatır. Oğlan çare olarak, kardeşinin elbiselerine hayvan kanı sürer, kar­deşi de alır başmı bilinmez yerlere gider. Oğlan tekrar babasının yanına varır.<br />
Zavallı kız yürür, yürür. Akşam karanlığı basınca, bir ağacın üstüne çıkar, uyur. Ağacın dibinde bir pınar vardır. Sabah, ülke padişahının oğlu, suyun başına gelir, su içer. Ama, atı bir türlü içmez. Meğer kızın hayali suya vuruyormuş. Şehzade başını kal­dırır ve kızı görür. Konuşa konuşa kızı ağaçtan indirip, alır sara­yına getirir ve düğün dernek yaparak evlenir.<br />
Aradan yıllar geçer, kız artık üç çocuk annesi olgun bir ka­dındır. Ancak, yıllar sonra da olsa memleket özlemi yüzünden ağlamaya başlar. Kocasından izin alarak, çocukları ile birlikte babasının ve ağabeyinin akibetini öğrenmek için yurduna döner. Şehzade, çocuklanna ve hanımına göz kulak olmak üzere vezirini de görevlendirmiştir.<br />
Meğer vezirin de kadında gözü varmış. Yolda, kadının ken­disinin olmasını ister, kadın razı olmayınca, çocuklarını öldürür. Kadın, bir yolunu bulup kaçar. Vezir, geri döner ve şehzadeye kadının &#8220;çocukları ile birlikte kaybolduğunu&#8221; söyler. Zavallı şehzade üzüntüsünden deliye döner Zavallı kadın, yürüyerek kendi baba yurduna varır. Mücev­herini, küpesini satarak kendisine erkek elbiseleri alır ve erkek kılığına girer. Sonra da gördüğü yaşlı bir helvacının yanma gide­rek, &#8220;kimi kimsesi olmadığım, kendisini yanına çırak olarak almasını&#8221; İBter. Adamcağız kabul eder. Kadın başlar &#8220;dükkânda çalışmaya.<br />
Yaptığı helvaların namı dört bir yana yay^r.<br />
Zavallı şehzade ise bu arada, eşini ve çocuklarını bulmak i-i çin, veziri ile birlikte kıyafet değiştirerek yollara düşüp, gele gele, kızın bulunduğu kasabaya varır. Tavsiye üzerine heiva yemek İçin, kızın dükkânına gittiklerinde, kız veziri tanır ancak, hiçbir şey belli etmez. Onlara, &#8220;yabancıya benziyorsunuz, bu gice misafirim otun&#8221; der ve onlar da kabul ederler. Bu esnada, kızın baba evinin bulunduğu mahallenin insanları da bir eğlenceleri olduğu İçin, helvacıyı davet etmeye gelmişlerdir. Neticede, kız ve misafirleri ile birlikte, helva yapmak için gerekli bütün malzemeleri yanları­ma alarak, kızın eski mahallesine giderler.<br />
Kız helva yaparken, sevdiği sevmediği herkesin bir arada ol­duğunu görür. Bir yandan helva yer, bir yandan sohbet ederler. Gecenin sonuna doğru, Helvacı Güzeli&#8217;nden de bazı şeyler anlat­masını isterler. &#8220;Baş üstüne&#8221; der, &#8220;Yalnız, ben anlatırken kimsenin dışarı çıkmasını istemem, çıkacak olanlar varsa şimdiden çıksın&#8221; diye devam eder. Kimse dışarı çıkmaz.<br />
Kız, anlatmaya başlar. Müezzin bölümünü anlattığında, mü­ezzin dışarı çıkmak ister, bırakmaz. Vezirin yaptıklarını anlattığı bölüme gelir; vezir çıkmak ister, bırakmaz. Bu arada orada bulu­nan hemen herkes anlatılanları gözyaşları içinde dinlemektedirler. iz sonunda, &#8220;O kız benim. Müezzin budur, vezir de bu&#8221; deyince suçlular yakalanır, hapsedilir. Baba, kız, kardeş, Şehzade sarmaş dolaş olurlar. Yeniden kırk gün kırk gece düğün yapılır.</p>
<p align="justify"><strong><u><a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/billur-kosk-masallari/">Zümrüdüanka Kuşu</a>:</u></strong></p>
<p align="justify">Bir varmış, bir yokmuş. Bir padişahın bahçesinde, bir elma ağacı varmış. Meyvelerini, her yıl bir. dev gelip yer gidermiş. Bu durum padişahı çok üzermiş. Ancak kimse devle başa çıkamadığı için önleyemezmiş. Sıra ile büyük ve ortanca oğullan devi önle­meye çalışmışlar, ancak başaramamışlar. En son küçük oğlan, babasından izin isteyip o yıl elma ağacını beklemeye başlamış. Dev yaklaşınca, yayına taktığı zehirli oku &#8220;Ya Allah&#8221; deyip, devin başına atmış. Dev, debelene debelene kaçmış, gitmiş. Oğlan da topladığı elmaları sabahleyin babasına götürüp vermiş. Babası bu işe çok ama çok sevinmiş. Ancak oğlan bununla yetinmeyip, devi tamamen ortadan kaldırmak için babasından ısrarlı bir şekilde izin istemiş. Babası üç kardeşin gitmesi şartıyla izin vermiş. Üç kardeş, böylece düşmüşler devin İzine.<br />
Vara vara bir kuyunun başına gelmişler. Sırayla içine büyük ve ortanca oğlan, &#8220;yandım anam&#8221; deyip, dışarı çıkmışlar, Küçük oğlan inince, yürümüş de yürümüş. Kuyunun dibinde yan yana üç odada nakış işleyen üç tane dünya güzeli kız görmüş. Bunların en küçüğü, oğlana devin uyuduğu odayı göstermiş. Oğlan devle kavga edip öldürünce, hep birlikte devin hazinelerini de alıp, yukarı çıkmaya başlamışlar. Oğlan, diğer kızları, ağabeylerine &#8220;sizin kısmetiniz&#8221; diyerek yukarı göndermiş. Sıra küçük kıza gel­miş. Kız &#8220;önce sen çık&#8221; demişse de dinletememiş. Kız çıktıktan sonra, ağalan bu güzelliği görünce oğlanı kıskanıp, ipi kesmişler. Oğlan, kuyunun dibinde kalakalmış. Halbuki kız, böyle olacağını bilmiş, oğlanı uyarmıştır. Oğlanlar, babaların sarayına varınca yalan yanlış anlatarak, babalarını kedere boğmuşlar.<br />
Küçük oğlana gelince; yürümüş de yürümüş. Önüne kara koyun ile ak koyun çıkmış. Kızın &#8220;ak koyuna bin&#8221; sözünü yerine getirmek isterken, yanlışlıkla Kara koyun&#8217;a binmiş ve yerin yedi kat altına inmiş. Burada da yürümüş de yürümüş. Bİr yaşlı kadı­nın evine varmış, içtiği su çok pişmiş. Sebebini sorunca, bir ejder­ha yüzünden olduğunu öğrenmiş. Meğer her yıl ejderhaya bir de padişah kızı kurban ediyorlarmış. Oğlan, bunun üzerine çeşme başına varmış ve ejderhayı öldürüp padişahın kızını kurtarmış. Bunun üzerine Padişah oğlana: &#8220;Dile benden ne dilersen&#8221; demiş. Oğlan &#8220;bana on gün izin verin, düşüneyim&#8221; demiş. Dağlara gezmeye çıkmış. Burada, kuş yavrularını yemeye çalışan bir yılanı öldür­müş. Yorgunluktan da orada uyuyup kalmış. Ana kuş, yavruları­na zarar veren yaratığı buldum deyip sevinerek öldürmeye kalkı­şınca, yavruları durumu anlatmışlar.<br />
Bu, Zümrüdüanka kuşuymuş. Oğlan uyanınca konuşmuşlar. Kuş, ona yardım etmeye karar vermiş. Kırk günlük et ve su tedarik etmesini söylemiş. Oğlan gelmiş, bütün hazırlığını yapmış ve bir gün gizlice yola çıkmışlar. Yolda, kuş &#8220;gak&#8221; dedikçe et, &#8220;guk&#8221; dedikçe su vermiş. Yolun sonuna geldiklerinde, kuş &#8220;gak&#8221; demiş. Et kalmadığı için, oğlan bacağından kesip vermiş. Kuş, bu eti yemeyip dilinin altına saklamış, indiği vakit, kuş bin bir övgü ile eti vermiş, o da bacağına yapıştırmış. Kuş yoluna gitmiş, o da yoluna gitmiş.<br />
Bundan sonra, küçük şehzade bir keloğlan kılığına girmiş. Yürüyerek baba yurduna varmış. Sıra ile bahçıvanlık, terzi çırak­lığı, kuyumcu çıraklığı yapmış. Her seferinde önüne çıkan zorluk­ları, küçük kızın kendisine verdiği üç kılı bir birine sürterek karşı­sına çıkan deve yaptırmış. Nihayet hedefine varmış. Bir gün sa­rayda, padişahın oğlanları ile üç kızm düğün töreni yapılacakmış. Ustası ısrar etse de Keloğlan dükkânda kalır. Sonra dev, Arap&#8217;ı çağırıp isteklerini sıralar. Arkasında düğün meydanına varır. İki gün arka arkaya cirit meydanına çıkan ağabeylerini yener ve ka­çar. Üçüncü gün ise kaçmaz. Padişahın huzuruna getirildiğinde her şeyi anlatır. Babası sevinç gözyaşları içinde oğlunu kucaklar. Diğer ağabeylerini cezalandırmasını isterse de oğlan affeder. Üç kardeş, üç kız evlenip, bundan sonra mutluluk İçinde yaşarlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/billur-kosk-masallari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YÜREK DEDE ile PADİŞAH</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/yurek-dede-ile-padisah/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/yurek-dede-ile-padisah/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 May 2008 22:32:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[İlköğretim 100 Temel Eser]]></category>
		<category><![CDATA[Masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/yurek-dede-ile-padisah/</guid>
		<description><![CDATA[HZ. SÜLEYMAN&#8217;LA KİRPİ: Merhamet olmayınca hayat da olmazdı. Bu kadar zulmü, katliamları görünce insan, merhametin önemini daha iyi idrak ediyor. &#160; Hz. Ömer bir gün, birisini bir vilayete kadı tayin etti. Kadı, vedalaşmaya geldi. Bu esnada Hz.Ömer çocuğunu seviyordu. Vali dedi ki: &#8220;Ya Ömer, bu haliniz bende şaşkınlık yarattı. Ben şimdiye kadar hiçbir çocuğumu sevip, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">HZ. SÜLEYMAN&#8217;LA KİRPİ:<br />
Merhamet olmayınca hayat da olmazdı. Bu kadar zulmü, katliamları görünce insan, merhametin önemini daha iyi idrak ediyor.</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Hz. Ömer bir gün, birisini bir vilayete kadı tayin etti. Kadı, vedalaşmaya geldi. Bu esnada Hz.Ömer çocuğunu seviyordu. Vali dedi ki: &#8220;Ya Ömer, bu haliniz bende şaşkınlık yarattı. Ben şimdiye kadar hiçbir çocuğumu sevip, okşamadım.&#8221;<br />
Hz. Ömer onu hemen görevden aldı ve dedi ki: &#8220;Evlâtlarına sevgi göstermeyen, halka da göstermez. Çocuklarına merhameti olmaya­nın, halka da merhameti olmaz.&#8221;<br />
Derler ki, Hz.Süleyman bütün hayvanların dillinden anlar­mış. Bir gün, çeşmede elini yüzünü yıkarken, bir kirpi görmüş ve elini yüzünü kurulamak için havlu gibi yumuşak bir bez getirme­sini istemiş. Kirpi, yavrusunu uzatmış ve elini onunla kurulama­sını istemiş. Hz. Süleyman kızmış ve &#8220;Hiç olur mu bununla el yüz kurulamak, git bana doğru dürüst yumuşak bir şey getir.&#8221; demiş.<br />
Kirpi cevap vermiş: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Nebisi, bundan daha sevgili ve daha yumuşak bir şey yok kİ benim için&#8230;&#8221;<br />
Bunu duyan Hz. Süleyman şunun bir daha farkına vardı ki bazı insanlar, kalplerinde merhamet hissi olmadığı için, ne yazık kî, hayvandan dahi aşağıdırlar&#8230;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">KÖYÜMÜZE YAĞDI KARLAR:<br />
Bir varmış, bir yokmuş. Kuş uçmaz kervan geçmez bir dağın başında, topu topu yirmi hanelik bir köy varmış. Köyün insanları odunculukla geçinİrlermiş. Yalnız bu İnsanlar biraz tuhafmış. Ne çocukları, ne de kadınları varmış. Kendilerinin de boyları kısa, gövdeleri kalınmış.<br />
Kasabalılar ve şehirliler, bunlardan korkmalarına rağmen, düzgün ve hilesiz olduğu için yine de odunlarını bunlardan alır-larmış.<br />
Bizim köyümüz bunların köyünden çok uzaktaydı. Çorak bîr arazimiz vardı. Allah için, şöyle gölge yapacak, bir çalı bile bulunmazdı. Bu yüzden, köy halkı, zaman zaman göç etmeyi bile düşünüyorlardı. Bu köy halkının en büyük zevki, kahvede oyun oynamaktı. Bütün kahve oyunlarının hepsinin ustasıydılar.<br />
Kış geldi. Herkes tir tir titriyor; ama yine kahvedeler. Evlerde odun yok, kahvede odun yok.<br />
Köyün imamı bir kış günü, camide sadece dört kişiye namaz kıldıracağını görünce içi sızladı. Aklına bir fikir gelerek hepsini camiye çağırdı ve &#8220;İçerde odun var.&#8221; diyerek, camiye gelenleri sopa ile hizaya soktu. Hepsine Yaradan&#8217;dan yürekten yardım istemele­rini söyledi. Ancak bu şekilde dileklerinin gerçekleşebileceğini vurguladı. Hepsi bir ağızdan Allah&#8217;a dua ettiler. Namazdan sonra dışarı çıktılar, bir de ne görsünler. Yirmi acayip adam, yirmi katır odun&#8230; Hepsini bedava bırakıp gittiler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/yurek-dede-ile-padisah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EZOP MASALLARI</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/ezop-masallari/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/ezop-masallari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 May 2008 23:37:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[İlköğretim 100 Temel Eser]]></category>
		<category><![CDATA[Masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/ezop-masallari/</guid>
		<description><![CDATA[EZOP MASALLARI &#160; EZOP HAKKINDA KISA BİLGİ: Fabl, öğüt ya da ders vermek için anlatılan, kahramanları hayvanlardan seçilmiş kısa bir öyküdür. En ünlü fablları Ezop adında bir Yunanlının anlattığı bilin­mektedir. Ezop&#8217;un İÖ 7. yüzyılın sonunda ve 6. yüzyılın başında ya­şamış olduğu sanılmaktadır. Atinalıların nefret ettiği Pisistratus adlı kralın hüküm sürdüğü dönemde Atina&#8217;ya giden Ezop&#8217;un, gelecek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">EZOP MASALLARI</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">EZOP HAKKINDA KISA BİLGİ:<br />
Fabl, öğüt ya da ders vermek için anlatılan, kahramanları hayvanlardan seçilmiş kısa bir öyküdür.<br />
En ünlü fablları Ezop adında bir Yunanlının anlattığı bilin­mektedir.<br />
Ezop&#8217;un İÖ 7. yüzyılın sonunda ve 6. yüzyılın başında ya­şamış olduğu sanılmaktadır. Atinalıların nefret ettiği Pisistratus adlı kralın hüküm sürdüğü dönemde Atina&#8217;ya giden Ezop&#8217;un, gelecek yeni bir kralın eskisini aratacağını göstermek için Atinalı-lar&#8217;a &#8220;Kral Arayan Kurbağalar&#8221; masalını anlattığı söylenir.<br />
Ezop&#8217;a ilişkin çeşitli söylentilerden biri onun özgürlüğünü kazanmış bir köle olduğu ve sonradan krallara akıl hocalığı ettiği yolundadır.<br />
Ezop&#8217;un masalları başlangıçta yazılı değildi. Yaşlılar bildik­leri masalları gençlere anlatır, bunlar kulaktan kulağa dolaşırdı. Filozof Sokrat&#8217;ın hapisteyken bazı masalları koşuk biçimine getir­diği söylenir. İÖ 4. yüzyılda Demetrios adında bir Yunanlı fablları toplu hale getirmiş, IS 1. yüzyılda İse fabllar Latince&#8217;ye çevrilmiş­tir. Fabllarda çeşitli bilgiler de vardır. Hayvanların özelliklerini öğretirken, insanların kendi kendilerini tanımalarına yardımcı olurlar. Fabllar Fransız yazar La Fontaine gibi pek çok yazan etki­lemiştir.<br />
Aisopos (Ezop), hayvanlarda gözlemlediği davranış ve ilişki­lerden yola çıkarak ilginç bulduğu olayları, durumları işleyerek; insanlar arasındaki çelişki ve çatışmalara dikkat çekerek, insanlı­ğın içinde bulunduğu duruma ayna tutmuştur. Ezop Masalları Yunan klasiklerinden biridir. Dünya klasikleri arasında önemli bir yere sahiptir. Dünyada en çok tanınan klasiklerden birisi olduğu söylense de bu durum bir abartı sayılamaz. Bazı söyleşilerde Ezop&#8217;tan masalların anlatıldığına tanık olmuşuzdur. Çoğu kişi Ezop masallarını okumuş veya dinlemiştir. Hangimizin dağarcı­ğında &#8220;İnatçı İki Keçi&#8221; masalı yoktur ki? Çocukluk yıllarımızda, ilköğretim sıralarında bu masalı okuyup sevmişİzdİr. Ezop bir aydınlanmacı yazar; kitabı, &#8216;Aydınlanma Kitaplığımızın başat eserlerindendir.
</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Kitapta eleştirici, sorgulayıcı bir tavır ve mantık egemen. Ki­taptaki masalların çözümlemesi yapıldığında bunu anlamak ko­laylıkla mümkün. Anlatılan masalların insanları düşünmeye ve yorumlamaya davet ettiği açık. Arif olan anlar duygu ve düşünce­siyle hareket edilmiş, insanlığın durumu evrensel düzeyde tartı­şılmıştır.</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">MASALLARDAN ÖRNEKLER:</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Kurt ile At:<br />
Kurdun biri bir tarladan geçiyormuş, boydan boya arpa görmüş. Kurt ne yapsın arpayı? Yiyemez ki! Bırakıp gitmiş. Yolda Önüne bir at çıkmış. Onu görünce: &#8220;Ben de seni arıyordum/&#8217; demiş; &#8220;şurada arpa buldum, ama yiyemedim, sana sakladım, bayılırım senin dişlerinin gıcırtısına. Gel, sen ye, ben de seyredeyim.&#8221; At kanmamış bu sözlere: &#8220;Yahu,&#8221; demiş, &#8220;ben kurtları bilmez miyim? Sen arpa yiyebil-seydin karnını doyurmak zevkini bırakır da kulaklarının zevkini düşü­nür müydün?&#8221; demiş.<br />
yaratılışlarından kötü olanlar, kendilerine iyilik ediyormuş gibi bir süs verseler de gene kimseyi kandıramazlar,
</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Tilki ile Üzümler:<br />
Tilki çok acıkmış ve bir bağa girmiş. Üzümlerin iştah açıcı görüntülerine bakarak, karnını doyurmak İstemiş. Ancak, bîr türlü yetişip de, o güzelim üzümlerden koparıp yiyememiş. Bu sefer de, &#8220;önemli değil canım, nasıl olsa hepsi ekşiydi&#8221;demiş.<br />
Elde edemediğimiz bir şeyi kötülemek, çok kolaydır.
</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Adam ile Aslan:<br />
Bir adam ile bir aslan birlikte yolculuk ediyorlarmış. Hangisinin daha cesur ve güçlü olduğu konusunda tartışmaya başlamışlar. Yolda, bir aslanı boğan bir adam heykeline rastlamışlar. &#8220;Görüyor musun?&#8221; demiş adam, aslana, &#8220;Bu heykel, insanın daha üstün olduğunun en iyi kanıtı değil mi?&#8221;<br />
&#8220;O senin yorumun&#8221; diye cevap vermiş aslan, &#8220;O heykeli bir aslan yapsaydı, aslanın pençesinde en az yirmi insan olurdu.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/ezop-masallari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ANDERSEN MASALLARI</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/andersen-masallari/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/andersen-masallari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 May 2008 23:39:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[100 Temel Eser]]></category>
		<category><![CDATA[İlköğretim 100 Temel Eser]]></category>
		<category><![CDATA[Masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/andersen-masallari/</guid>
		<description><![CDATA[ANDERSEN MASALLARI &#160; KONUSU: Andersen Masallarında, zaman zaman sabır ve iyimserlik öğeleri hakim yer aldığı gibi, bunun tam dersi olarak acılar ve çözümsüzlük de işlenmektedir. Kibritçi Kız: Bir yılbaşı gecesiydi. Dondurucu, kavurucu bir soğuk vardı, yoldan geçenler paltolarının yakasını kaldırmışlar, atkılarına bü­rünmüşler, hızlı hızlı yürüyorlardı. Kimi evine geç kalmış, acele ediyor, kimi bir eğlence yerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">ANDERSEN MASALLARI</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">KONUSU: Andersen Masallarında, zaman zaman sabır ve iyimserlik öğeleri hakim yer aldığı gibi, bunun tam dersi olarak acılar ve çözümsüzlük de işlenmektedir.<br />
Kibritçi Kız:<br />
Bir yılbaşı gecesiydi. Dondurucu, kavurucu bir soğuk vardı, yoldan geçenler paltolarının yakasını kaldırmışlar, atkılarına bü­rünmüşler, hızlı hızlı yürüyorlardı. Kimi evine geç kalmış, acele ediyor, kimi bir eğlence yerine gidiyordu. Çocuklarlar koşuyorlar, birbirlerine kartopu atıyorlardı. Gecenin zevkini en çok onlar çıkarıyorlardı. Kahkahalarla gülüyorlar, sevinçle haykırıyorlardı. Yalnız bir çocuk vardı ki gelip geçenler onun farkında değillerdi. Ufak bir kız çocuğu. Başı açık, elbisesi yama içinde, yoksul bir kızcağız. Bir kapının önüne büzülmüş, çıplak ayaklarını altına almıştı. Soğuktan morarmış tir tir titriyordu. Üzerinde oturduğu taş basamakta buz gibiydi. Yavrucağız da sanki donmuş, bir buz parçası kesilmişti.<br />
Geniş bir mukavva kutunun içine sıralanmış kibrit kutuları­na bakarken gözleri yaşarıyordu. Evet, bu bir kibritçi kızdı, o gün bir tek kutu kibrit bile satamamıştı. Satsa, birkaç kuruş para ka­zansa, kalkıp evine gider, annesiyle birlikte hiç olmazsa bir kâse sıcak çorba içerdi. Gidemiyordu, çünkü o gün hiç kibrit satamadı­ğını annesine söylemekten çekiniyordu. Soğuktan, üzüntüsünden titreyen kısık, incecik sesiyle &#8220;kibrit var, kibrit&#8221; diye bağırıyordu. Sokaktan geçenlerin hiçbiri başını çevirip bakmıyordu&#8230; Ah hiç olmazsa ayaklarında terlikleri olsaydı! Biraz önce, sokak sokak dolaşırken, hızla geçen bir arabanın Önünden kaçmış, kaçarken terlikleri ayağından fırlamıştı. Karşı kaldırıma geçtikten sonra, dönüp bakmış hınzır bir çocuğun terlikleri kapıp kaçtığını gör­müştü. Arkasından seslenmişti, ama çocuk alaylı alaylı seslenerek koşa koşa uzaklaşmıştı. Kibritçi kız bunun üzerine bir kapının girintisine sığınmış, oracığa kıvrılıp oturmuştu. Parmakları don­muş, sızlamaya başlamıştı. Kızcağız bu acıya dayanamadı, kutu-</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">dan bir melek gibi iniyordu&#8230; Geldi, geldi; kollarını açtı, torununu kucakladı, aldı göklere doğru götürdü&#8230;<br />
Ertesi sabah, yoldan geçenler, bir evin basamağında donmuş kalmış kızcağızın ölüsünü buldular. Yanı başında bir sürü boş kibrit kutusu vardı.<br />
&#8220;Zavallı kız ısınmak için bütün kibritlerini yakmış&#8221; dediler&#8230; Bu kibritlerin alevinde onun ne düşler gördüğünü bilemezlerdi ki.<br />
Kurşun Asken<br />
Bir gün, bir çocuğun doğum günü vesilesiyle alınan bir ta­kım kurşun asker oyuncağından bir tanesinin bir bacağı yoktur. Şımarık doğum günü çocuğu, dengede duramayan bu askeri diğer oyuncakların arasına bir yere fırlatır. Kurşun asker fırlatıl­dığı yerde tek bacağının üzerinde duran bir oyuncak balerin gö­rür. Balerin de onu görür ve bunlar birbirlerine âşık olurlar. Gel zaman, git zaman derken, çocuk kurşun askeri alır, ondan kur­tulmak gayesiyle nehir kenarına götürür. Kâğıt bir sandal yapar ve İçine kurşun askeri bırakır.<br />
Kurşun asker sevgilisinden ayrılmanın verdiği derin üzün­tüyle, nehir diplerinde oradan oraya sürüklenirken, bir balık onu yutar. Balığın midesinde, balerin sevgilisinin düşlerini kurar. Bir balıkçı, balığı yakalar ve tesadüfen aynı evin hanımı onu çarşıdan satın alır.<br />
Balığı temizlerken kurşun askeri bulan evin hanımı, onu te­mizleyerek yeniden çocuğun oyuncaklarının olduğu yere bırakır. Karşısına tekrar çıkan kurşun asker kötü kalpli çocuğu çok öfke­lendirir ve ondan tamamen kurtulmak için, yanan şöminenin içine atar. O esnada pencerenin önünde duran balerin gözyaşları dökmektedir. Büyük bir fırtına çıkar ve o da, pencereden şömine­nin içine sürüklenir. İkisi de aşk ateşine birlikte yanarlar. Sabah şöminenin küllerini temizleyen evin haramı küllerin arasında muazzam İşıklar saçarak parlayan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/andersen-masallari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PİNOKYO</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/pinokyo/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/pinokyo/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 May 2008 00:06:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[100 Temel Eser]]></category>
		<category><![CDATA[İlköğretim 100 Temel Eser]]></category>
		<category><![CDATA[Masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/pinokyo/</guid>
		<description><![CDATA[PİNOKYO &#160; KONUSU: Tahtadan bir kukla olarak yaratılan Pinokyo&#8217;nun lk İsteği Gepetto babasının dileği gibi gerçek bir oğlan çocuğu inaktır. Ama bunu elde edebilmesi için egoist kişiliğinden vazgeçmesi gerekecektir. Bunun için Gepetto&#8217;nun sevgi dolu yuvadan ayrılıp dünyayı keşfetmek üzere eğitici bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk sonunda Pinokyo mavi peri tarafından gerçek Çocuğa dönüştürülür. Marangoz &#8220;Kiraz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="color: black">PİNOKYO<o:p></o:p></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="color: black"><br />
KONUSU: Tahtadan bir kukla olarak yaratılan Pinokyo&#8217;nun lk İsteği Gepetto babasının dileği gibi gerçek bir oğlan çocuğu inaktır. Ama bunu elde edebilmesi için egoist kişiliğinden vazgeçmesi gerekecektir. Bunun için Gepetto&#8217;nun sevgi dolu yuvadan ayrılıp dünyayı keşfetmek üzere eğitici bir yolculuğa çıkar.<br />
Bu yolculuk sonunda Pinokyo mavi peri tarafından gerçek Çocuğa dönüştürülür.<br />
Marangoz &#8220;Kiraz Usta,&#8221; masa bacağı yapmak için bir odun iriyordu. Dükkânın bir köşesinde duran oduncuğu görünce, &#8220;aradığımı buldum&#8221; diyerek odun parçasını eline aldı ve keseriyle yontmaya başladı. Ancak, daha ilk vuruşta odun dile geldi ve &#8220;Vurma bana, canım acıyor.&#8221; dedi. Usta, şaşkınlıkla sesin nereden gtldiğini araştırmaya başladı. Bir müddet sonra, yanıldığını zan­nederek, yeniden odunu yontmaya başladı. Ancak bu sefer, daha öncekinden daha da fazla bir ses &#8220;Ay..of&#8230;daha çok acıttın canımı1.&#8221; diyordu- Kiraz Usta, bu defa çok korkmuş ve şaşırmıştı.<br />
Duyduğu sesin, odundan geldiğine İnanıp, inanmamak arasında tereddütlüydü. Bir kere daha yanılmış olduğunu düşünerek, rendesi ile odunu yontmaya başlamıştı ki, <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/pinokyo/"><span style="color: black">Pinokyo</span></a>&#8216;nun &#8220;Ay yapma, gıdiklanıyorum!&#8221; diyen incecik sesini duydu ve düşüp bayıldı.<o:p></o:p></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="color: black">Usta, henüz gözlerini açmış, yerde yatmaya devam ediyor­du. Çocukların &#8220;Püskül, püskül!&#8221; diye seslendikleri yaşlı komşusu Buy Geppetto içeri girdi ve onun yerde yatan halini görünce alay etti. Kiraz Usta&#8217;da hiçbir şey belli etmeden, yerdeki karıncalarla birlikte matematik öğrendiğini söyledi. İki ihtiyar gülüştüler.<br />
Sonra da, komşusu kukla yapmak için bir tahta parçasına ihtiyacı olduğunu söyledi. Bu arada &#8220;Aferin sana püskül!&#8221; diye bir MI duydular. Bu defa da, &#8220;Niye bana püskül dedin?!&#8221;, &#8221; Demedim!&#8221; diye tartışmaya başladılar. Neticede, tartışma bitti ve Püskül Usta, tahtayı almak için elini uzattı. Ancak bu defa da tahta Antonio U$ta&#8217;nm elinden zıplayıp, Geppetto Usta&#8217;nın ayağına çarpınca, <o:p></o:p></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="color: black">Niye ayağıma attın?!&#8221;, &#8220;Yok atmadım.&#8221; diyerek yaka paça kavgaya tutuştular. Yorulduklarında ise yeniden barıştılar ve Geppetto Usta odun parçasını aldı ve dükkânına gitti.<br />
Geppetto Usta&#8217;nm dükkânı çok küçük, karanlık, fazla eşya bu­lunmayan bir yerdi. Dükkânına girince hemen aletlerini çıkardı ve odun parçasını istediği gibi şekillendirmek için işe koyuldu. Bir yandan da yapacağı kuklaya koyacağı ismi düşünüyordu. Sonun­da, Pinokyo ismini koymayı kararlaştırdı.<br />
Elindeki keski ile başını, alnını yaptıktan sonra kafanın orta yerine mısır püskülü ile saç yaptı. Yaptığı iki göz fırıldak gibi dönüyordu. Söylene söylene burnunu yapmaya koyuldu. Ancak, yaptığı burun hızla büyüyordu. Bıçakla kesip attı, ama burun yine büyümeye devam ediyordu. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, ağzını yapınca dilini çıkarıp, şarkılar söyledi.<br />
Yaşh kuklacı, bu durum üzerine ağlamaya başladı. Ama yine de ayaklarını yapmaya devam etti. Pinokyo, ayakları yapılınca kapıdan çıktığı gibi gitti.<br />
Zavallı adam, hemen peşine düştü. Pinokyo, tahta ayaklarıy­la, kaldırımlar üzerinde tık tık sesler çıkararak koşuyordu. So­nunda, peşinden koşup yakaladılar. Ancak, kuklacının &#8220;Seni şöyle döveceğim, böyle cezalandıracağım!&#8221; demesi üzerine bir polis olaya müdahale etti ve Pinokyo&#8217;yu kuklacının elinden alarak, serbest bıraktı. Kuklacıya da &#8220;çocuğa kötü davranmak&#8221; suçundan dolayı karakola götürdü. , s<br />
Ağustos Böceği ve Pinokyo:<br />
Kuklacı hapsi boylarken, Pinokyo da koşa koşa kırlara var­mıştı. Ancak hava kararınca korktu ve tekrar kaçtığı dükkâna geldi. İçeri girip, kapıyı sürgüledi. Rahatlamıştı ki, &#8220;Grar&#8230;&#8221;diye bir ses duydu. Bu kendisi ile konuşmak isteyen bir Ağustos Böceği idi. Pinokyo&#8217;ya şunları söyledi: &#8220;Büyüklerini sev ve say. Okuluna git. Yoksa insanlar seni sevmezler.&#8221;<br />
Pinokyo, ona hiddetlendi ve çekici fırlatarak ölümüne sebe­biyet verdi. <o:p></o:p></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="color: black">Pinokyo Açlıkla Karşı Karşıya:<br />
Ertesi gün, Pinokyo acıkınca aklına babası geldi. Pişman ol­muştu, ancak İş işten geçmişti. Yiyecek bulmak için dışarı çıktı. Çöplükte bulduğu bir yumurtayı eve getirdi ve pişirmek İçin kırdı. Ancak yumurtadan bir civciv çıktı ve kendisinin dışarı çık­masına yardımcı olduğu için, Pinokyo&#8217;ya teşekkür ederek pence­reden uçup, gitti. Pinokyo da yeniden yiyecek peşine düştü.<br />
O kadar yol yürümesine rağmen, gece olmuş ama bir lokma yiyecek bulamamıştı. Üstelik yiyecek istediği bir evin penceresin­den kafasından aşağı sıcak su dökmüşler; sürüne sürüne evine geldiği vakit ise yorgunluktan uyuya kaldığı sırada ısınmak ve kurunmak için yaktığı atein başında uyuyakalarak ayaklarını yakmış, ayaksız kalmıştı.<br />
Geppetto Dede Evde:<br />
Babası ise cezasını çekmiş ve eve dönmüştü. Kapıyı çaldı. Pinokyo, sese uyandı. Kapıyı açmak için kalkmaya çalıştığı za­man, ayaklarının olmadığını gördü. Bu arada babası da hiddetli bir şekilde kapıya vuruyordu. Pinokyo ilerde duran kediyi gördü ve ayaklarının onun yediğini sandı. Babası kapıyı iteledi ve içeri girdi. Tam Pinokyo&#8217;ya kızacakü ki yanmış ayakları görünce, içine dolan acıma duygusundan dolayı bir şey demedi. Sonra, Pinokyo bütün yaşadıklarını babasına anlattı ve birlikte ağladılar.<br />
Babasının çantasındaki armutları yediği için karnı doyan Pinokyo, bu defa da ayaksızlıktan şikâyet etmeye başladı. Kaçma­yacağına söz verince, babası ona yeniden ayak yaptı.<br />
Sabah uyandığında yeni ayakları ile hoplayıp zıplayan Pinokyo, babasına &#8220;Okula gitmek istiyorum.&#8221; dedi. Babası bu karara çok sevindi ve hemen dışarı çıktı. Parası olmadığı için sırtındaki ceketini satarak Pinokyo&#8217;ya okul malzemelerini aldı. Pinokyo bu durumun farkına varınca atılıp babasının boynuna sarıldı. Bir yandan da gözlerinden yaşlar akıyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="color: black">Pİnokyo Alfabesini Satıyor:<br />
Ertesi gün büyük hayaller kurarak okula doğru yola çıktı. Okuyacak, para kazanacak, babasına bakacaktı. Ancak yolu üze­rindeki kukla gösterisi çadırını görünce alfabesini iki paraya satıp kukla çadırına girdi.<br />
Sahnede Arlecchino ve Pulceîîa isimli iki kukla birer insan gibi atışıyorlardı. Her şey o kadar gerçekçiydi ki seyirciler kahkaha­dan kınlıyorlardı. Birden kuklanın biri Pinokyo&#8217;yu gördü ve ar­kadaşına da gösterdi. Sonra Pinokyo&#8217;yu yanlarına çağırdılar. Pinokyo yanlarına gidince oyunu bırakıp onunla konuşmaya başladılar. Haliyle seyirciler bu durumu protesto ettiler. Buna çok sinirlenen Kuklacıbaşı adamlarına Pinokyo&#8217;yu ateşe atma emrini verdi. Ancak, Pinokyo&#8217;nun yalvarmalarına dayanamayıp, onu affetti.<o:p></o:p></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="color: black">Topal Tilki ve Kör Kedi:<br />
Kuklacıbaşı gerçekten de iyi niyetli bir insandı. Pinokyo ile konuştu. Fakir bir babası olduğunu öğrenince cebine beş altın koydu ve evine babasının yanına gönderdi.<br />
Pinokyo yolda giderken Topal Tilki İle Kör Kedi&#8217;ye rastladı. Saf Pinokyo, onlara altınlarından bahsedince altını elinden almak için onu kandırdılar ve altınları toprağa gömerse, daha fazla altın sahibi olacağına inandırmaya çalıştılar. Bu arad, Pinokyo&#8217;yu ikaz etmeye çalışan bir serçeyi, kör numarası yapmış olan kedi üstüne atlayarak parçaladı. Yine Ağustos Böceği de Pinokyo&#8217;yu uyarma­ya çalıştı ama başaramadı. Pinokyo, onlarla beraber yürüdü ve geceyi geçirmek için bir hana vardılar. Sabaha karşı hancı arka­daşlarının gittiğini söyleyerek Pinokyo&#8217;yu kaldırdı ve ücret olarak da bir altın aldı.<br />
Pinokyo, Topal Tilki ile Kör Kedi&#8217;ye kavuşmak için hızlı hızlı yürürken birden iki karaltı üstüne atladı ve boğuşmaya başladı­lar. Pinokyo birinin elini ısırıp kurtuldu ve koşa koşa önündeki ormana girdi. Takipçiler, ormanda Pinokyo&#8217;yu yakalayıp, elini kolunu bağladılar. Ancak ne yaptılarsa, dilinin altına saklamış olduğu altınları alamadılar. Pinokyo&#8217;yu bırakıp<br />
Pinokyo ölü bir vaziyette yatarken, aradan geçen Orman Pe­risi onu gördü ve hemen emrindeki hayvanları çağırarak, iplerini kestirdi ve evine taşıttı. Sonra da doktorlarına onu bir güzel mua­yene ettirdi. Sonunda Pinokyo iyileşti.<br />
Orman Perisi, Pinokyo ile konuştu. Pinokyo başından geçen­lerin hepsini ona anlattı. Ancak altınlar konusunda yalan söyledi. Yalan söyleyince burnu öylesine büyüdü ki Orman Perisi yalan söylediğini anlayıp güldü. Sonra da bir daha yalan söylemeyece­ğine dair söz alınca ağaçkakanları çağırtıp burnunu küçülttü. Ayrıca Pinokyo&#8217;nun babasına haber gönderdiğini, kısa zamanda burada olacağını söyledi. Pinokyo çok sevinmişti. Babasını karşı­lamak için izin istedi ve izni alınca da yola koyuldu. Biraz yürüyünce Topal Tilki ile KÖr Kedi&#8217;ye denk geldi. Onlar, Pinokyo&#8217;yu görünce kırk yıllık dostmuş gibi boynuna sarıldılar. Pinokyo onlara başından geçenleri anlattı ve babasının yolunu beklediğini söyledi. Bu arada saf saf altınların da yanında oldu­ğunu belirtti. Onlar da Pinokyo&#8217;yu bir kere daha kandırıp, &#8220;Enayi­ler Diyarı&#8221;ndaki altın tarlasına altınlarını gömmesi için yanlarında götürdüler. Zavallı Pinokyo bir kere daha oyuna gelmişti.<br />
Böylece, yarım gün aç susuz yol giderek, kurak çöl gibi bir araziye vardılar. Topal Tilki de Kör Kedi, Pinokyo&#8217;ya altınları göm­mesini ve ilerdeki çeşmeden su getirip sulamasını istediler. Pinokyo altınları gömüp su getirmeye gidince onlar hemen altın­ları alıp kaçtılar.<br />
Pinokyo, dönüp de kandırıldığını anlayınca, ağlaya ağlaya en yakın köye varıp, savcıya şikayet etti. &#8220;Enayiler Diyari&#8217;nm kanunları gereğince onu bir de hapse attılar. Üç ay sonra salıver­diler. Tekrar dönüş yoluna düştü. Yolda, geceyi geçirmek için bir kümese girdi. Kümesin sahibi, günlerdir eksilen tavuklarını çalan hırsızın o olduğunu zannederek, elini kolunu bağlayıp kümese hapsetti. Birkaç fare gelip İplerini kemİrdİ ve Pinokyo kurtuldu. Hemen ormana doğru yol aldı. Orman Perısi&#8217;nin evine geldiğinde kocaman beyaz bir kaya gördü. Oturup ağlamaya başladı. Bir kartal ona acıdı ve halini sordu. Sonra da babasının onu aramak için deniz kıyısına gittiğini belirtti. Pinokyo&#8217;ya acıyan kartal, onu sırtına aldığı gibi deniz kenarına getirip bıraktı. Pinokyo durma­dan babasını aramaya başladı. Yaşlı bir kadın kılığmdaki Orman Perisi, Pinokyo&#8217;yu <o:p></o:p></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="color: black">Pinokyo, yaşlı kadının kim olduğunu anlayınca, ona başına gelenleri anlattı. Orman Perisi de ona, hiç söz dinlemediği için başına hep belalar geldiğini, hiç olmazsa bundan sonra söz din­lemesi gerektiğini söyledi. Pİnokyo da söz verdi.<o:p></o:p></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="color: black">Finokyo İnsan Olma Yolunda:<br />
Orman Perisi Pinokyo&#8217;nun annesi oldu ve onu okula yazdır­dı. Pinokyo, artık akıllı bir öğrenci olmuştu. Bir gün okula gidip gelirken, bir kavgaya denk geldi. Suçlu diye hapise attüarsa da, suçsuz olduğunu anlayıp bir gün sonra serbest bıraktılar.<br />
Pinokyo&#8217;nun iyi hallerinden hoşnut olan anne Orman Perisi, Pinokyo&#8217;ya artık insan olacağı müjdesini verdi. Bunun için güzel bir ziyafet töreni de yapacaktı.<br />
Pinokyo, bu mutlu olaya arkadaşlarını davet etmek için do­laştı. En son arkadaşına sıra gelince, o Pinokyo&#8217;nun aklını çeldi ve birlikte &#8220;Oyuncaklar Ülkesi&#8221;ne gidecek arabaya bindiler.<br />
¦ ¦<br />
Sıpa Pinokyo:<br />
&#8220;Oyuncaklar Ülkesi&#8221;nde aylarca haylaz haylaz gezen Pinokyo, bir gün kulaklarının uzadığım gördü. Utancından, kimseye gö­rünmeden ortadan kayboldu ve ormana geldi. Ormanda karşılaş­tığı bir sincap, Pinokyo&#8217;nun &#8220;Eşek hastalığı&#8221;na yakalandığını anlat­tı. &#8220;Oyuna dalıp, haylazlık eden ve verdiği sözü tutmayan çocukların başına gelir.&#8221; dedi. Pinokyo, öyle pişman olmuştu ki.<br />
Pinokyo artık karnını otla doyuruyordu. Yolda onu gören bir sirk sahibi, Sıpa Pinokyo&#8217;nun boynuna hemen bir ip geçirdi ve kamyonundaki diğer eşek ve sıpaların arasına koydu. Böylece, Pinokyo için sirk macerası başlamış oldu.<br />
Pinokyo, pek yetenekli bir sıpaydı. En çok alkışı o alıyordu.<br />
Bir gün ayağı kırıldı. Bu yüzden artık gösteriye çıkamıyordu. Bu nedenle sirk sahibi, Pinokyo&#8217;yu götürüp pazarda sattı. Satın alan bir davulcuydu. Sıpanın derisini yüzecek ve davuluna geçi­recekti. Bu nedenle Pinokyo&#8217;yu denizin kenarına getiren davulcu, Pinpkyo&#8217;nun boynuna bir taş bağlayıp onu denize attı. <o:p></o:p></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="color: black">Denizde Pinokyo&#8217;nun Başına Gelenler:<br />
Davulcu, yarım saat bekledikten sonra denize attığı sıpanın ipini çekmeye başladı. Karşısında kuklayı görünce hayrete düştü. Pinokyo ona, &#8220;Sen benim sahıbımsın, ne istersen yaparım &#8221; diye ko­nuştu. Davulcu kızdı ve Pinokyo&#8217;yu tekrar denize attı. Denizde de bir balina tarafından yutuldu. Balinanın yumuşak karnında iler­lerken bir ışık gördü. Işığın olduğu yere vardığında babasının oturmuş karnını doyurduğunu gördü. Baba oğul sarmaş dolaş oldular.<br />
Sıra buradan kurtulmaya gelmişti. Pinokyo, babasını sırtına aldı ve balinanın uyumasından faydalanarak denize atladı. Artık olanca gücüyle yüzüyordu. Sonunda kıyıya vardılar. Önce karın­larım doyurmaları gerekiyordu. Yürürlerken önlerine Topal Tilki ile Kor Kedi çıktı. Halleri çok perişan görünüyordu. Pinokyo bu sefer onların hiçbir sözüne inanmadı ve &#8220;Komşusunun ceketini çalan, gömleksiz ölür.&#8221; dedi.<br />
Yürüye yürüye bir eve vardılar. Burası Cırcır Böceği&#8217;nin evi idi. Pinokyo ondan özür diledi. Cırcır Böceği özrü kabul etti ve onların karınlarını doyurdu. Onların, evinde kalmalarına izin verdi. Pinokyo, o günden sonra hep çalıştı ve babasını besledi. Bu çalışkanlığı ile artık herkesin takdirini kazanıyordu. Bir gün, yol­da Orman Perisi&#8217;nin evinde çalışan Salyangoz&#8217;u gördü ve ondan, Orman Perısı&#8217;nin hasta olduğunu öğrendi. Cebinde, elbise almak için biriktirdiği parayı hemen ona verdi ve Orman Perisı&#8217;ne gö­türmesini istedi.<br />
Bu olayın üzerinden epeyce zaman geçmişti. Bir gece rüya­sında Orman Perısı&#8217;ni gördü. Peri ona &#8220;Aferin!&#8221; diyordu.<br />
O gecenin sabahında uyandığı vakit, insan olduğunu gördü. Çok sevinmiş ve şaşırmıştı. Üstelik, giyeceği her şey baş ucunda hazırdı. Üstelik elbisenin cepleri de altınla doluydu. Hemen baba­sının yanma koştu. Babası oldukça değişmiş olan Pinokyo&#8217;yu tanıyamadı. Altınları gösterdi ve olanları anlattı. Babası da ona:<br />
&#8220;Yaramaz çocukların yerini uslu çocuklar aldıkça her şey güzelle­şir, bütün olumsuzluklar da ortadan kalkar.&#8221; dedi.<o:p></o:p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/pinokyo/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

