<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Edebiyat, Kültür ve Sanat &#187; Fıkralar</title>
	<atom:link href="http://www.edebiyatsayfasi.com/yazi/fikralar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edebiyatsayfasi.com</link>
	<description>Edebiyat Hakkında Her Şey</description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Nov 2011 21:10:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.3</generator>
		<item>
		<title>NASRETTİN HOCA HİKAYELERİ</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/nasrettin-hoca-hikayeleri/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/nasrettin-hoca-hikayeleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Mar 2008 18:16:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkralar]]></category>
		<category><![CDATA[İlköğretim 100 Temel Eser]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/nasrettin-hoca-hikayeleri/</guid>
		<description><![CDATA[NASRETTİN HOCA HİKAYELERİ ORHAN VELİ KANIK Bu kitapta, Nasreddin Hoca&#8217;nın hikâyeleri, şiir şeklinde (manzum hikâye) yazılmıştır. KAVUK: Adamın biri, bir gün elinde eğri büğrü yazılı bir kâğıt geti­rip, okumasını söyler. Hoca evirir, çevirir fakat okuyamaz. Adam, Hoca&#8217;ya, &#8220;Bir yazıyı okunamadın, başındaki kavuğundan utan&#8221; deyince, &#8220;Hoca kavuğu çıkartıp uzatır. Sonra: Mademki, der, İş kavuktadır; Haydi benim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float: left;margin: 4px;"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-7377956840734751";
/* 300x250, oluşturulma 21.03.2011 */
google_ad_slot = "5248438813";
google_ad_width = 300;
google_ad_height = 250;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p> <p align="justify"><strong>NASRETTİN HOCA HİKAYELERİ ORHAN VELİ KANIK<br />
</strong>Bu kitapta, Nasreddin Hoca&#8217;nın hikâyeleri, şiir şeklinde (manzum hikâye) yazılmıştır.</p>
<p align="justify"><strong>KAVUK:</strong></p>
<p align="justify">Adamın biri, bir gün elinde eğri büğrü yazılı bir kâğıt geti­rip, okumasını söyler. Hoca evirir, çevirir fakat okuyamaz. Adam, Hoca&#8217;ya, &#8220;Bir yazıyı okunamadın, başındaki kavuğundan utan&#8221; deyince,</p>
<p align="justify">&#8220;Hoca kavuğu çıkartıp uzatır. Sonra: Mademki, der, İş kavuktadır; Haydi benim düdüğüm, giy de şunu Kendin oku bakalım mektubunu&#8221; der.</p>
<p align="justify"><strong>YOĞURT GÖLÜ:</strong></p>
<p align="justify"> Hoca, bir gün gölün kenarında oturur iken adamın biri ne<br />
yaptığını sormuş. Hoca da, &#8220;Göle yoğurt mayası çalıyorum&#8221; demiş. Bunun üzerine adam:<br />
&#8220;Eh Hoca, ömür adamsın hanı! Göl maya tutar mı? Olur iş mi bu? Gözüm çıksın sende akıl varsa.&#8217; Hoca kızmış: &#8216;Ben bilmez miyim onu? Elbet tutmaz&#8230;Ama ya bir tutarsa?.&#8221;</p>
<p align="justify"><strong>HEPSİ HAKLI:</strong></p>
<p align="justify">Bir gün Hoca&#8217;mn yanına, birbirinden davacı olan iki adam gelir. Hoca önce birini dînler ve &#8220;Haklısın&#8221; der. Sonra diğerini dinler, ona da &#8220;Haklısın&#8221; deyince, hanımı oradan<br />
atılır:<br />
&#8221; &#8216;Canım, Hoca! Böyle şey olur mu? Ya o haklıya da bul! O zaman Hoca karısına döner: &#8216;Karı Vallahi sen de haklısın&#8217;.&#8217; der.&#8221;</p>
<p align="justify"><strong>DAMDA:</strong></p>
<p align="justify"> Hoca, kış hazırlığı için dama çıkmış, kınlan kire­mitleri aktarmaktadır. Adamın biri gelip kapıyı çalmış ve Ho-ca&#8217;dan aşağıya inmesini istemiş. Hoca, önemli bir iş herhalde diyerek, oflaya puflaya aşağı inmiş. Adam &#8220;Hocam, şu fakire bir sadaka&#8221; demiş. Hoca kızmış ama belli etmeden:<br />
&#8220;&#8216;Hele yukarı gel benimle biraz; Üst tarafını orada söylersin.&#8217; Varınca ikisi de nefes nefese dama, Hoca dönmüş adama; Demiş ki: &#8216;Allah versin!.&#8217; &#8221;</p>
<p align="justify"> <strong>AYVA-İNCİR:</strong></p>
<p align="justify"> Hoca, bir gün Timur&#8217;a hediye götürmek için, sepete ayva ve incir doldurur. Sonra, ayvadan vazgeçer ve sadece incirleri götü­rür. Timur&#8217;un yanına varınca, kafası neye bozulduğu belli olma­yan Timur, incirleri alarak Hoca&#8217;mn kafasına fırlatmaya başlar. Hoca ise durmadan Hakk&#8217;a şükreder. Timur bu duruma şaşırır:<br />
&#8220;&#8216;Hoca! Ne diyorsun?<br />
Halini görmüyor da Hakk&#8217;a şükrediyorsun.&#8217; Hoca cevap verir: &#8216;Şükür Tann&#8217;yal Şu sepet daha demin ayva doluydu ya. Ya getireverseydim o sepeti? Kafa göz kalır mıydı bende şimdi?.&#8221;</p>
<p><strong>DEĞİŞ-TOKUŞ:</strong></p>
<p align="justify"> Hoca yolda yürürken, adamın biri ensesine hatırı sayılır bir tokat atar. Hoca şikâyetçi olur ve Kadı&#8217;ya giderler. Kadı, cezayı<br />
&#8220;Tokat vuran iki akça para Ödeyecek&#8221; diye keser. Adam, &#8220;Param yok, alıp geleyim&#8221; der. Hoca, Kadı&#8217;nın huzurunda bekler de bekler.<br />
&#8220;Böyle boş boşa geçer saatler Hoca da sinirden deliye döner. En sonunda sığınıp yaradana Bir İndirir Kadı&#8217;nın suratına. &#8216;Haydi ben gidiyorum, hoşça kal&#8217; der &#8216;Sen paranı o adamdan alıver.&#8217; &#8221;</p>
<p align="justify"><strong>HIRSIZLARLA HOCA:</strong></p>
<p align="justify"> Hoca&#8217;mn evini bir gün hırsızlar girer ve ne var ne yoksa gö­türürler. Hoca ise bu esnada, uyur numarası yapmaktadır. Hırsız­lar kapıdan çıkınca, Hoca da yorganını sırtına&#8217; vurur ve onları t^kipe.1<br />
&#8220;Döner bakar ki hırsızlardan biri<br />
Hoca da giriyor evden içeri.<br />
Hırr-t. önce şaşırır, sonra sorar.<br />
&#8216;Hoca&#8217;. Senin burada ne işin var?&#8217;<br />
Hoca da, şakacıktan hayret eder:<br />
&#8216;Canım, buraya taşınmadık mı?&#8217;der.&#8221;</p>
<p align="justify"> <strong>KURDUN KUYRUĞU:</strong></p>
<p align="justify"> Hoca ve arkadaşı bîr gün ava çıkarlar. Arkadaşı, bir kurt ini­ne bakmak için içeri girer. O anda, kurt gelir ve evine girmek ister. Hoca bakar arkadaşı için durum kötü. Hemen kurdun kuyruğun­dan yapışır. Kurt kuyruğu kurtarmak için tepinmeye başlayınca, ortalık toz dumana boğulur. Arkadaşı, ne olduğunu bilmediği için:<br />
&#8220;Ha bre bağırır durur içerden:<br />
&#8216;Nedir bu toz duman? Ne yapıyorsun?&#8217; Kan Hoca&#8217;mn beynine çıkmış zaten, Cevap verir: &#8216;Hele kuyruk bir kopsun, * O zaman görürsün toz dumanı sen.&#8217;&#8221;</p>
<p align="justify"> <strong>PEŞİN PARA:</strong></p>
<p align="justify"> Hoca&#8217;mn, adamın birine borcu vardır. Aradan aylar geçme­sine rağmen bir türlü ödemeye yanaşmamakta, bin dereden su getirmektedir. Bir gün adam yine kapısına geldiğinde, kapısının Önüne diken tohumu attığını, bu tohumlardan çıkan dikenlere, gelip geçen koyun, kuzu vb. hayvanların takılacağını, takılan hayvanların yününü toplayıp iplik haline getireceğini, sonra da bu İpliklerden atkılar, fanilalar öreceğini, pazarda satacağını, sonra da adama olan borcunu ödeyeceğini söyleyince:</p>
<p align="justify">&#8220;Adamcağız başlar kıs kıs gülmeye. Hoca güzel bir fırsat sayar bunu; Tatlı tatlı kaşıyarak burnunu: &#8216;Köftehor!&#8217; der, &#8216;işini biliyorsun; Gördün peşin parayı gülüyorsun.&#8217; &#8220;</p>
<p align="justify"><strong>İPE UN SERMİŞ:</strong></p>
<p align="justify">  &#8220;Bir gün bîr komşusu gelip Hoca&#8217;ya Çamaşır ipi ister.<br />
Hoca bin bir güçlük çıkarır komşusuna, Olmayacak sebepler icad eder; Mesela der ki: &#8216;îpe un serdiler.&#8217; Komşusu cevap verir: &#8216;Canım Hoca! îpe un serilir mi? Bu ne biçim İştir ki?&#8217; Hoca kızar: &#8216;Vermeye niyetim olmayınca Öyle bir serilir ki.&#8217; &#8221;</p>
<p align="justify"><strong>DOĞURAN KAZAN:</strong></p>
<p align="justify"> Hoca, komşusundan ödünç bir kazan alır. Geri verirken içine küçük bir tencere yerleştirir. Adam, ne olduğunu sorunca, kaza­nın doğurduğunu söyler. Haliyle komşu bu işe çok sevinir. Ara­dan bir müddet geçtikten sonra, Hoca, adımın kazanını ödünç olarak bir daha ister. Adam seve seve verir. Uzun zaman geçer, ancak Hoca bu sefer kazanı sahibine geri vermez. Adam, Ho-ca&#8217;nın evine varıp sorar:<br />
&#8221; &#8216;Yahut Bizim kazan ne oldu?&#8217; &#8216;Ha! Sizin kazan mı? Sizlere Ömür!&#8217; &#8216;Aman, Hocam! Kazan bu; nasıl ölür?&#8217; &#8216;Komşum, vallahi saçmaladın yine. Kazan neden ölmesin, doğursun da? Doğurduğuna İnanıyorsun da, Neden inanmıyorsun öldüğüne?&#8217;&#8221;</p>
<p align="justify"><strong>SAHİBİ ÖLMÜŞ EŞEK:</strong></p>
<p align="justify"> Bir kış günü Hoca, eşeği ile bir yerden bir yere gitmek zo­runda kalmıştır. Yolda bir kurt sürüsü önünü çevirir. Hoca, bakar ki papuç pahalı, ölmüş numarası ile yatıp, uzanır. Kurtlar da başlarlar eşeği yemeye:<br />
&#8220;Hoca hiç kımıldamadan seyreder; İçinden de şöyle der: &#8216;Sizin malınız değü, benim malım; Doyum olmaz elbet böyle yemeğe, Kondunuz sahibi ölmüş eşeğe, Bildiğiniz gibi yiyin bakalım.&#8217;&#8221;</p>
<p align="justify"><strong>HOCA TURŞUCU:</strong></p>
<p align="justify"> Hoca, turşuculuk yapmaya karar verir. Turşu güğümlerini eşeğine yükleyerek,* bin bir heves ile satış yapmaya çıkar. Tam &#8220;turşucu&#8221; diye bağıracak, eşek anırmaya başlar. Hoca &#8220;ya sabır&#8221; der, yine bağırmaya kalkışır, ancak, eşek anırarak Hoca&#8217;nm ba­ğırmasına izin vermez. Bu bir böyle, beş böyle devam edince, Hoca:<br />
&#8221; &#8216;Eee!&#8217; der, &#8216;fazla azıya aldın gemi<br />
Turşuyu sen mı satacaksın, ben mi?&#8217;&#8221;</p>
<p align="justify"><strong>CÜBBENİN GÜRÜLTÜSÜ:</strong></p>
<p align="justify"> Hoca, sabah erken evinden çıkarken, kapı komşusuna rast gelir. Adam, Hoca&#8217;ya, dün gece evlerinden gelen gürültünün sebebini sorar. Hoca, hanımının cubbesine bir tekme savurduğu­nu, bu sesin de düşen cübbeden düştüğünü söyler. Lakin adam, boş bir cübbeden bu kadar ses çıkmayacağını söyleyince, Hoca çaresiz gerçeği söyler:<br />
&#8221; &#8216;Canım, komşu, sen de fazla uzattın. Cübbe ama içinde ben de vardım.&#8217;&#8221; der.</p>
<p align="justify"><strong>YİNE EŞEK HİKAYESİ (EL ELİN EŞEĞİNİ)</strong></p>
<p align="justify"> Bir gün Subaşı&#8217;nın eşeği kaybolur. Herkes eşeği aramaya çı­kar. Subaşı&#8217;nın eşeği olduğu için, Hoca içinden gelmese de, zoraki olarak arayanların arasına katılır. Ararken de, durmadan türküler söylemektedir:<br />
&#8221; &#8216;A hoca!&#8217; derler, &#8216;eşek türküyle mi aranır?&#8217; Hoca dobra dobra söyler her şeyi: &#8216;Canım&#8217; der, &#8216;bunda şaşılacak ne var? El elin eşeğini böyle arar.&#8217;&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/nasrettin-hoca-hikayeleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>NASREDDİN HOCA FIKRALARI</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/nasreddin-hoca-fikralari/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/nasreddin-hoca-fikralari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 May 2008 21:20:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkralar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/nasreddin-hoca-fikralari/</guid>
		<description><![CDATA[Sağlam bir İslam inancına, köklü bir di­ni bilgiye, ciddi bir ahlaki yapıya sahip bir kişiliktir. Tasavvuf kültürüne de vâkıf olan Hoca, birçok tarihî yazma eserde evliyalar arasında zikredilir. Nasreddin Hoca, Evliya Çelebi Seyahatnamesi&#8216;nde &#8220;hakîm ulu bir can&#8221; olarak tanıtılır. Nasrettin Hoca Fıkraları ile İlgili en eski kaynak olan Ebu&#8217;l-Hayr Rûmî&#8217;nin Saltuknamesi&#8217;nde (M. 1495) Sarı Saltuk, Nasreddin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><font color="#000000">Sağlam bir İslam inancına, köklü bir di­ni bilgiye, ciddi bir ahlaki yapıya sahip bir kişiliktir. Tasavvuf kültürüne de vâkıf olan Hoca, birçok tarihî yazma eserde evliyalar arasında zikredilir. Nasreddin Hoca, </font><a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/evliya-celebi-seyahatnamesi/"><font color="#000000">Evliya Çelebi Seyahatnamesi</font></a><font color="#000000">&#8216;nde &#8220;hakîm ulu bir can&#8221; olarak tanıtılır.<br />
</font><a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/nasreddin-hoca-fikralari/"><font color="#000000">Nasrettin Hoca</font></a><a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/nasreddin-hoca-fikralari/"><font color="#000000"> Fıkraları</font></a><font color="#000000"> ile İlgili en eski kaynak olan Ebu&#8217;l-Hayr Rûmî&#8217;nin Saltuknamesi&#8217;nde (M. 1495) Sarı Saltuk, Nasreddin Hoca&#8217;ya bir hediye göndererek dua talebinde bulunur. Hoca evde olmadığı için Hoca&#8217;nın hanımı, onun yerine dua eder. Bu duanın bazı cümleleri şu şekildedir:<br />
&#8220;..dünyada fasık facir ile alaka eyleme ve dahi kötü kişi­ye karşı kendini ve hem malını güvenip emanet etme ve di­linden tövbe ve istiğfarı koma, kendin için isteyeceğini baş­kası için de iste, Allah&#8217;tan korkup Resul&#8217;den utanasın ve ahi-ret için burada güzel amel işleyesin yaramaz işlerden kaçınasın, günahlarını çoğaltmayasın ki gönlün kararmasın. Böylece gönül aynanda gizli sırları keşfedebilesin, Hakk&#8217;ı mü­şahede edebilesin&#8230;&#8221;<br />
Nasreddin Hoca 1284 tarihinde Akşehir&#8217;de vefat etmiş­tir. Türbesi üzerindeki yazıda &#8221; Yazı baki, ömür fânî, kul âsî, Rab affedicidir.&#8221; sözleri yer almaktadır. </font>
</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font color="#000000">Bu </font><a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/yazi/fikralar/"><font color="#000000">fıkralar</font></a><font color="#000000">da halkımızın meseleleri­ni pratik bir şekilde hallederek hadiseler karşısındaki tavrı yergi becerisi ve kullandığı dili ile Anadolu insanının duygu­larına tercüman olmuştur.<br />
Nasreddin Hoca&#8217;nın temsil ettiği, sıradan bir kurnazlık değil; imbiklenmiş zekânın arkasında doğruyu, iyiyi ve güze li; sabır ve dürüstlüğü telkin eden bir akıl yürütme sistemidir<br />
Nasreddin Hoca fıkralarının temel özelliklerinden btris de sözlü geleneğe uygun olarak kısa, açık, yalın ve özlü olmasıdır.<br />
Bu fıkralar Türkçemizdeki halk söyleyişleri için zen gin bir kaynak durumundadır. Diyaloglarda da söz uzatılma dan gaye, kısa bir şekilde anlatılmıştır. Nasreddin Hoca&#8217;nın ağzında vurucu sözler kalıplaşmıştır. Bu kalıplardan ipe ur sermek, bindiği dalı kesmek, kazın ayağı, kuşa benzemek, yt kürküm ye vb. birçoğu özlü söz ya da deyim olarak kul lanılmaya başlanmıştır. Birçok fıkrada insanların ibret alacağ konular sembollerle anlatılır: &#8220;Ye kürküm ye, kürküm esk sözüm geçmez.&#8221; ifadeleriyle toplumun gerçeğe değil dış gÖ rüntüye önem verdiği eleştirilir. &#8220;Kazan doğurdu, kazan öl dü.&#8221; </font><a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/yazi/fikralar/"><font color="#000000">fıkra</font></a><font color="#000000">sı çıkarını koruma uğrunda tabiatın kanunlarına kar şı gelmeyi eleştirir.<br />
Nasreddin Hocanın fıkralarında halkı eğiten ders veren yaklaşımlar bulunmaktadır. Türk milletinin birçok meseley Nasreddin Hoca&#8217;nın dilinden, ağzından ifade etmekten hoş lanması, onun aklı ve zekâsı ile ilgili meseleleri yargılaması hükme bağlaması, tenkid etmesi, üzerinde ciddiyetle durul ması gereken ayrı bir mevzudur. Çünkü bu ortak güç, halkıı ortak gücünün, Nasrettin Hoca kalıbı içinde aksedişidh Nasreddin Hoca&#8217;nın şahsiyetinde şekillenen Türk hail düşüncesi, dünya görüşü, insan anlayışı ve cemiyet ha yatında cereyan eden olaylara karşı alınan tavır ve tutumlarır<br />
genel yapısı fıkralara yansımıştır. Nasreddin Hoca&#8217;ya bağlı olarak anlatılan fıkralar âdeta Türk düşüncesinin olukları, çe­şitli ifade kalıpları gibidir. Bu sebeple de Nasreddin Hoca, bir fıkra tipi olduğu kadar, Türk düşüncesini, dünya görüşünü, insan anlayışını en iyi şekilde anlatan, ifade eden bilgemizdir. </font>
</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font color="#000000">NASRETTİN HOCA FIKRALARI&#8217;NDAN SEÇMELER</font></p>
<p align="justify"><strong><font color="#000000">Utancımdan Saklandım:</font></strong></p>
<p align="justify"><font color="#000000">Nasreddin Hoca&#8217;nın evine bir gün hırsız girmiş. Hoca dolabın içine saklanmış. Hırsız, evin içini, dışını iyice aramış ancak çalacak, işe yarar bir şey bulamamış. Bu sırada bir şey bulma umuduyla dolabı açan hırsız içeride saklanan Hoca&#8217;yı görmüş ve birden şaşırarak :<br />
- Sen burada mısın?<br />
Hoca, evet demiş, &#8220;Çalacak bir şey bulamayacağını bili­yorum da utancımdan saklandım.&#8221; </font>
</p>
<p align="justify"><font color="#000000"><strong>Papağan</strong>:</font></p>
<p align="justify"><font color="#000000">Nasreddin Hoca pazarda dolaşırken renkli bir kuşun on iki altına satıldığını görürmüş. Bu durum karşısında şaşıran Hoca yanındakilere sormuş:<br />
- Bu kuş niçin bu kadar para ediyor?<br />
- Bu papağandır, konuşur.<br />
Hoca hemen evine gitmiş, hindisini koltuğunun altına alıp pazara getirmiş.<br />
- Hoca&#8217;m bu hindi kaç para ? diye sormuşlar.<br />
- On altın, demiş. Herkes şaşırmış:<br />
- Bir hindi on altın eder mi?<br />
- Görmüyor musunuz, papağanı on iki altına satıyorlar.<br />
- Ama Hoca&#8217;m onun marifeti var, insan gibi konuşuyor. Senin hindi ne yapar ki?<br />
- O konuşursa bu da insan gibi düşünür! </font>
</p>
<p align="justify"><strong><font color="#000000">İpe Un Sermek</font></strong></p>
<p align="justify"><font color="#000000">Bir gün komşusu, Hoca&#8217;dan urgan istemiş. Hoca içeriye girip çıkmış:<br />
- İp boş değil, demiş. Hanım üstüne un sermiş. Komşu;<br />
- Bu nasıl iş Efendi, demiş. Hiç ipe un serilir mi?<br />
- Serilir elbette, vermeye gönlüm olmayınca ipe un da serilir. </font>
</p>
<p align="justify"><strong><font color="#000000">Ayı Kurtardık</font></strong></p>
<p align="justify"><font color="#000000">Hoca bir akşam su çekmek için kuyuya gider. Kuyunun kapağını açınca bir de ne görsün, kuyunun içinde koskoca ay&#8230; &#8220;Eyvah, ay kuyuya düşmüş hanım, koş çengeli getir, ay kuyuya düşmüş!&#8221; diye seslenir. Hanımı koşar, çengeli getirir Hoca, çengeli kuyuya atar, sallar sallar tutturamaz. Nihayet çengel bir taşa takılır. Hoca kuvvetle çekerken çengel kopar, kendisi de sırt üstü yere düşer. Göğe bakar ki ay gökyüzünde. &#8220;Oooh, çok şükür, düş­tük ama ay&#8217;ı da kuyudan çıkardık!&#8221; </font></p>
<p align="justify"><strong><font color="#000000">Timur&#8217;un Filleri</font></strong></p>
<p align="justify"><font color="#000000">Timur, Akşehir&#8217;e bir erkek fil getirmiş. Başıboş gezen fil, ekili alanları silip süpürmüş, bağlara bahçelere zarar vermiş. Üstelik, yiyeceğini de Akşehirliler sağlıyormuş. Kısacası, fil şehrin başına bela olmuş.<br />
Sonunda Akşehirliler Hoca&#8217;ya gidip;<br />
-Hoca Efendi Timur&#8217;a ancak sen söz geçirebilirsin. Şu­nun bir çaresine baksan.<br />
- Haklısınız, yarın benimle birlikte on-on beş kişi gelsin, hep birlikte gidip Timur&#8217;a derdimizi anlatalım.<br />
Ertesi gün Hoca önde, diğerleri arkada, yola koyulmuş­lar. Fakat yol boyunca gruptakiler birer ikişer ayrılmış. Ti­mur&#8217;un otağına yaklaştıklarında Hoca dönüp ardına bir bak­mış, kimse yok&#8230; Hepsi korkudan kaçmışlar. Timur&#8217;un yanı­na gelen Hoca:<br />
- Efendim, biz Akşehirliler getirdiğiniz fili çok sevdik. Ama hâline acıyoruz. Zavallı hayvan tek kaldı. Akşehirliler bir de dişisini getirtmeniz için beni yolladılar.<br />
Timur bu sözlerden hoşlanmış;<br />
- Akşehirlilere selam söyle, isteklerini yerine getireceğim.<br />
Hoca oradan çıkıp kendisini dört gözle bekleyen Akşe­hirlilerin yanına varınca;<br />
- Muştular olsun! Belanın dişisi de geliyor! </font>
</p>
<p align="justify"><strong><font color="#000000">Ah Gençlik</font></strong></p>
<p align="justify"><font color="#000000">Hoca bir gün ata binmek istemiş. Hayvanın boyu epey yüksekmiş. Hoca bir türlü atin üstüne sıçrayamamış. Yanın­dakiler duyacak şekilde sesini yükseltip, söylenmiş:<br />
-Ah gençlik ah! Gençliğimizde böyle miydik? Sonra sesini alçaltarak kendi kendine mırıldanmış: </font>
</p>
<p align="justify"><font color="#000000">- Ben senin gençliğini de iyi bilirim Nasreddüinn! </font></p>
<p align="justify"><strong><font color="#000000">Ya Tutarsa</font></strong></p>
<p align="justify"><font color="#000000">Hoca bir gün biraz yoğurt mayası alıp Akşehir Gölü&#8217;ne gitmiş, mayayı göle bırakmış. Birisi bunu görüp sormuş:<br />
- Ne yapıyorsun öyle Hoca?<br />
- Hiç, göle maya çalıyorum. Adam şaşırıp kalmış:<br />
- Hoca&#8217;m hiç göl maya tutar mı?<br />
- Ben de biliyorum tutmayacağını. Ama ya tutarsa? </font>
</p>
<p align="justify"><strong><font color="#000000">Tarifi Bende</font></strong></p>
<p align="justify"><font color="#000000">Günlerden bir gün Hoca&#8217;nın canı ciğer istemiş. Kasaptan ciğeri alan Hoca evine giderken dostlarından birine rastlamış. Adam:<br />
- Hoca&#8217;m o ciğeri nasıl pişireceksin?<br />
- Bilmem.<br />
Dostu, bir çeşit ciğer yahnisi tarif etmiş. Hoca:<br />
- Bu uzun sürdü, aklımda kalmaz, sana zahmet bu tarifi bir kâğıt parçasına yazıver.<br />
Hoca, tarifi cebinde, ciğeri elinde dalgın dalgın giderken bir çaylak süzülüp inmiş, ciğeri kapıp havalanmış. Hoca bir müddet koşmuş, bakmış ki koşmakla gökteki kuşu tutmaya imkân yok. Elindeki tarifi havaya doğru sal­layıp çaylağa bağırmış:<br />
- Boşuna heveslenme, ağız tadıyla yiyemeyeceksin, tari­fi bende. </font>
</p>
<p align="justify"><strong><font color="#000000">Kazan Doğurdu</font></strong></p>
<p align="justify"><font color="#000000">Hoca bir gün komşusundan ödünç bir kazan ister. İşini bitirdikten sonra kazanın içine bir tencere koyup komşusuna götürür. Komşu, tencereyi görünce:<br />
- Hoca bu nedir böyle?<br />
- Sorma komşu kazan gebeymiş. Anlayacağın senin ka­zan doğurdu.<br />
Bu duruma sevinen adam kazanı tencereyle beraber alır.<br />
Bir zaman sonra Hoca, aynı komşusundan kazanını ge­ne ister. Aradan epey zaman geçer; fakat bu sefer Hoca ka­zanı geri vermez. Sonunda komşusu Hoca&#8217;nın evine gidip kazanı ister. Hoca, üzgün bir şekilde:<br />
- Aah komşum, başınız sağ olsun, kazan sizlere ömür&#8230;<br />
- Aman Hoca&#8217;m ne diyorsun? Hiç kazan ölür mü?<br />
- A komşucuğum, kazanın doğurduğuna inandın da öl­düğüne mi inanmıyorsun? </font>
</p>
<p align="justify"><strong><font color="#000000">İsa Ne Yer ?</font></strong></p>
<p align="justify"><font color="#000000">Hoca, ramazan ayını geçirdiği köyde vaaz verirken bir ara Hz. İsa&#8217;nın göğe çekildiğinden söz etmiş. Camiden çıkın­ca yaşlı bir kadın yanma yaklaşıp:<br />
- Hoca&#8217;m, İsa Peygamber göğe çekildi, dedin. Acaba o orada ne yiyip ne içer ?<br />
Hoca da zaten köyde ilgisizlikten dertlidir:<br />
- Bre kadın, günlerdir bu köydeyim, bir gün olsun şu za­vallı Hoca ne yer ne içer demediniz de gökyüzünde Allah&#8217;a kavuşmuş peygamberin ne yiyip içtiğini mi soruyorsun! </font>
</p>
<p align="justify"><strong><font color="#000000">Cenazede</font></strong></p>
<p align="justify"><font color="#000000">Hoca&#8217;ya sormuşlar:<br />
- Cenazede tabutun önünden mi yürümeli, arkasından mı? Hoca:<br />
- İçinde olmayın da, demiş, önünden de gitseniz olur, ar­dından da&#8230; </font>
</p>
<p align="justify"><strong><font color="#000000">Eşeğe mi İnanıyorsun Bana mı</font></strong></p>
<p align="justify"><font color="#000000">Bir sabah komşularından biri Hoca&#8217;ya:<br />
- Efendi, demiş, değirmene gidip geleceğim. Bugün eşe­ğini bana ödünç verir misin?<br />
Hoca kestirip atmış:<br />
- Evde değil.<br />
Tam o sırada ahırdaki eşek anırmaya başlamış. Komşu:<br />
- İşte bak eşek ahırdaymış. Yazıklar olsun komşu bir eşe­ği esirgedin benden.<br />
Hoca sesini yükseltmiş:<br />
- Yahu sen ne biçim adamsın? Ak sakalımla benim sözü­me inanmıyorsun da eşeğin sözüne mi inanıyorsun! </font>
</p>
<p align="justify"><strong><font color="#000000">Parayı Veren Düdüğü Çalar</font></strong></p>
<p align="justify"><font color="#000000">Hoca pazara giderken mahallesindeki çocuklar etrafına toplanmışlar. Her birisi çarşıdan kendileri için bir şeyler al­masını istemiş. İçlerinden bir çocuk da parasını vererek ken­disi için bir düdük almasını istemiş. Hoca: &#8216;<br />
- Peki, peki getiririm, demiş.<br />
Akşamüstü pazardan dönerken çocuklar Hoca&#8217;nın yolu­nu kesmişler. Hepsi siparişlerini sormuş. Hoca sadece para veren çocuğa düdüğünü uzatmış ve demiş ki:<br />
- Parayı veren, düdüğü çalar! </font>
</p>
<p align="justify"><strong><font color="#000000">Kedi Nerede</font></strong></p>
<p align="justify"><font color="#000000">Hoca bir gün evine et götürmüş. Hanımına eti vererek akşama bir güzel pişirmesini tembih etmiş. Hanımı da eti pi­şirip komşularıyla bir güzel, afiyetle yemiş. Akşam et yeme ümidiyle eve gelen Hoca&#8217;ya da:<br />
- Efendi sorma etin başına gelenleri. Bizim kedi senin ge­tirdiğin eti kapıp kaçtı. Arkasından koştum ama yetişemedim, Anlayacağın hain kedi senin eti yedi.<br />
Hoca hemen oracıkta duran cılız kediyi tutmuş ve tart­mış. Kedi iki okka gelmiş. Hanımına:<br />
- Hatun, bu kedi ise benim et nerede, bu et ise bizim ke­di nerede? </font>
</p>
<p align="justify"><strong><font color="#000000">Keramet Kavukta İse</font></strong></p>
<p align="justify"><font color="#000000">Adamın biri Iran taraflarından gelen bir mektubu Ho-ca&#8217;ya vermiş:<br />
- Hoca&#8217;m, sana zahmet şu mektubu bir okuyuver.<br />
Hoca bakmış, yazı hem okunaksız, hem de Farsça yazıl­mış. Hoca mektubu getiren kişiye:<br />
- Bunu siz başkasına okutun.<br />
Adam ısrar edince açıklamak zorunda kalmış:<br />
- Ben Farsça bilmem. Türkçe de olsa yazı okunaklı olma­dığı için yine okuyamazdım.<br />
Adam bu durum karşısında sinirlenmiş:<br />
- Başında kocaman kavuk, üstünde şu cübbenle şu mek­tubu okuyamıyorsun, bir de hocayım diye geçinirsin!<br />
Hoca kavuğunu cübbesini çıkarıp adamın önüne koy­muş:<br />
- Keramet kavukla cübbedeyse, buyur sen giy, mektubu da sen oku!</font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/nasreddin-hoca-fikralari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fıkra</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/fikra/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/fikra/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2008 20:46:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düzyazı Türleri]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkralar]]></category>
		<category><![CDATA[Nesir Türleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/?p=451</guid>
		<description><![CDATA[Fıkra Bir konu üzerinde kişiset görüşlerin iddiasız, kanıtsız anlatıldığı düzyazı türüdür. Fıkralar geniş açıklamalara yer vermeyen, kısa ve ilginç anlatımlı yazılardır. Daha çok, gazetelerin belli köşelerinde yaz&#8217;ârlarca, güncel olayları, kişisel görüşler doğrultusunda açıklamaya araç olan yazılardır. Bir de &#8220;tarihi fıkra&#8221; denilen ve ilginç tarihsel olayları, kişilerin tanıklığıyla anlatan yazılar vardır. Nasrettin Hoca fıkralarıysa, toplumun düşüncelerini, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fıkra</strong></p>
<p>Bir konu üzerinde kişiset görüşlerin iddiasız, kanıtsız anlatıldığı düzyazı türüdür. Fıkralar geniş açıklamalara yer vermeyen, kısa ve ilginç anlatımlı yazılardır. Daha çok, gazetelerin belli köşelerinde yaz&#8217;ârlarca, güncel olayları, kişisel görüşler doğrultusunda açıklamaya araç olan yazılardır.</p>
<p>Bir de &#8220;tarihi fıkra&#8221; denilen ve ilginç tarihsel olayları, kişilerin tanıklığıyla anlatan yazılar vardır.</p>
<p><a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/nasreddin-hoca-fikralari/">Nasrettin Hoca fıkraları</a>ysa, toplumun düşüncelerini, nükteli bîr biçimde yansıtan yazı türleridir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/fikra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

