<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Edebiyat, Kültür ve Sanat &#187; Özetler</title>
	<atom:link href="http://www.edebiyatsayfasi.com/bolum/ozetler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edebiyatsayfasi.com</link>
	<description>Edebiyat Hakkında Her Şey</description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Nov 2011 21:10:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.3</generator>
		<item>
		<title>İstiklal Marşının Açıklaması</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/istiklal-marsinin-aciklamasi/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/istiklal-marsinin-aciklamasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2009 21:22:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Akif Ersoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/istiklal-marsinin-aciklamasi/</guid>
		<description><![CDATA[İstiklal Marşının Açıklaması BİRİNCİ KITANIN AÇIKLAMASI: &#160; Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak. &#160; Şair, burada milletine seslenerek, ona, korkmamasını, sadece Türk milletinin daima parlayan yıldızı olan bayrağın, yurdumu­zun üstünde son ocak tütünceye kadar dalgalanacağını söylemek­tedir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float: left;margin: 4px;"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-7377956840734751";
/* 300x250, oluşturulma 21.03.2011 */
google_ad_slot = "5248438813";
google_ad_width = 300;
google_ad_height = 250;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p> <p><strong><a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/istiklal-marsinin-aciklamasi/">İstiklal Marşının Açıklaması</a></strong></p>
<p align="justify">BİRİNCİ KITANIN AÇIKLAMASI:</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;<br />
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.<br />
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;<br />
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Şair, burada milletine seslenerek, ona, korkmamasını, sadece Türk milletinin daima parlayan yıldızı olan bayrağın, yurdumu­zun üstünde son ocak tütünceye kadar dalgalanacağını söylemek­tedir.</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">İKİNCİ KIT&#8217;ANIN AÇIKLAMASI:</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!<br />
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?<br />
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl!<br />
Hakkıdır, Hakk&#8217;a tapan, milletimin istiklâl!
</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Bu kıt&#8217;ada, şâir, gayet hiddetli bir şekilde, aynı zamanda da yalvararak, bayrağa sesleniyor: &#8216;Ey nazlı hilâl, Hakk&#8217;a tapan, istik­lali İçin hiçbir milletin dökmediği kadar kanını dökmüş bulunan, bu &#8220;kahraman ırkıma&#8221; suratını asma, şiddetli davranma, bir kere-cik de olsa gül&#8230;&#8217; demektedir.</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">SÖZLÜK</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Sancak : Bayrak<br />
Celâl          : Kızgınlık, öfke<br />
Hilâl : Ay<br />
İstiklâl : Bağımsızlık
</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">ÜÇÜNCÜ KIT&#8217;ANIN AÇIKLAMASI:</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.<br />
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!<br />
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.<br />
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Şâir, kendi şahsında milletine seslendiği bu kıf ada, kendisi­nin (yani milletinin) çok büyük boyutlarda kükremiş bîr sel oldu­ğunu, tarihin hiçbir döneminde, kendisine zincir vurulamadığını, bunu düşünmenin bile çılgınlık olduğunu; çünkü dağlan yırtacak, enginlerden taşacak, önüne çekilecek her türlü bendi çiğneyerek aşacak derecede bir yapıya ve özelliğe sahip olduğunu vurguluyor.</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">DÖRDÜNCÜ KIT&#8217;ANIN AÇIKLAMASI:</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,<br />
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.<br />
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,<br />
&#8220;Medeniyet!&#8221; dediğin tek dişi kalmış canavar?
</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Şair, yine kendisine ve milletine sesleniyor ve diyor ki: O garbın topu, tüfeği, teknolojisi, çelik zırhları, bütün uçsuz bucak­sız gökleri varsın sarmış bulunsun. Ve batı, böyle bir güce sahip olduğu için, köpek gibi havlayıp dursun. Korkma ve sakın al­danma, o, tüm bu ihtişamına rağmen, tek dişi kalmış, ömrünün son günlerini yaşayan yaşlı bir canavardan başka bir şey değildir. Ve o, benim iman dolu savunma gücüne sahip olan milletimle başa çıkamaz.</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">SÖZLÜK</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Âfâk          : Ufuklar.<br />
Ufuk         : Gözün görebildiği en uzak nokta.<br />
Serhad       : Hudut, sınır boyu, son nokta, son kale.
</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">BEŞİNCİ KIT&#8217;ANIN AÇIKLAMASI:</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.<br />
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.<br />
Doğacaktır sana va&#8217;dettiği günler Hakk&#8217;ın&#8230;<br />
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Şâir, milletine sesleniyor: Arkadaş, yurduma karşı yapılan bu alçakça, namussuzca, şerefsizce saldırıya karşı gövdeni siper et. Sakın ha mücadeleden vazgeçme. Hakk&#8217;ın sana vadettiği gün­ler mutlaka gelecektir. Belki yarın, belki yarından da yakın.</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">ALTINCI KITANIN AÇIKLAMASI:</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Bastığın yerleri &#8220;toprak&#8221; diyerek geçme, tanı:<br />
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.<br />
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:<br />
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Milletine seslenmeye devam ediyor: &#8220;Bak&#8221; diyor, bu toprak­lar var ya, bu topraklar, hani her gün üzerine bastığın, sıradan bir toprak değildir. Bu topraklar altında, binlerce şehit kefensiz ola­rak yatmaktadır. Sen ki, bu şehitlerin evladı olarak, sana dünyala­rı dahi verseler, bu cennet vatanından asla vazgeçmeyeceğini de sakın unutma.</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">SÖZLÜK</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Haya         : Ar, namus, şeref, utanma, edep, terbiye</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">YEDİNCİ KIT&#8217;ANIN AÇIKLAMASI:</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?<br />
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!<br />
Canı, cânânı, bütün varımı alsın da Hûda,<br />
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Yine milletine sesleniyor: Vatanım, her karış toprağından şe­hit kanı fışkıran cennet gibi bir ülkedir. Allah, benim canımı, sev­diklerimi, neyim var neyim yoksa hepsini alsın razıyım. Yeter ki beni bu cennet vatanımdan ayrı düşürmesin.</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">SEKİZİNCİ KITANIN AÇIKLAMASI:</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Ruhumun senden, ilâhi, şudur ancak emeli:<br />
Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli.<br />
Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-<br />
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/yazi/mehmet-akif-ersoy/">Mehmet Akif Ersoy</a>, burada Allah&#8217;a sesleniyor. Vatanımın camilerinde oku­nan ezanlar, bu milletin senin yolunda olduğunun en açık delili­dir. Ezanlar bunun şahididir. Onun İçin, senin yolunda olan bir kulun olarak, Allah&#8217;ım, tüm ruhumla ve bedenimle senden şunu diliyorum: Bu mabetlere yabancı eli değmesin.</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">SÖZLÜK</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Şühedâ      : Şehitler, şehitlerin kanı.<br />
Hûda        : Allah, Tanrı.<br />
Cüda         : Ayrı.
</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">DOKUZUNCU KIT&#8217;ANIN AÇIKLAMASI:</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.<br />
Her cerihamdan, ilâhi, boşanıp kanlı yaşım,<br />
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na&#8217;şım;<br />
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">İşte o zaman, yani mabedimin göğsüne yabana eli değmediği zaman, şayet, ölmüşsem ve mezarımın başında bir taşım varsa, o taş sana şükranla, huzurla dolu olarak bin kere secde eder. Bu secde etme esnasında, Allah&#8217;ım, her yaramdan kanlı yaşlar boşa­nır. Ve yine o zaman cesedim, bir ruh gibi fışkırarak göğe çıkar ve belki de başım arşa değer.</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">ONUNCU KIT&#8217;ÂNIN AÇIKLAMASI:</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!<br />
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.<br />
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:<br />
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;<br />
Hakkıdır, Hakk&#8217;a tapan, milletimin istiklâl!
</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">Bu son bölümde, <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/bolum/sanatcilar/sairler/">şair</a> artık söyleyeceğini söylemiş ve rahat­lamıştır. Bu rahatlığı, Allah&#8217;ına ve milletine olan inancından kay­naklanmaktadır. Bu rahatlıkla, gayet emin bir şekilde, bayrağa seslenmekte ve dökülen bütün kanlarının helal olduğunu Türk Bayrağını ve Türk ırkını, sonsuza kadar, köleleştirmenin mümkün olamayacağını, çünkü ezelden beri hür yaşamış bayrağın ebedi­yette de hür olmayı zaten hak etmiş olduğunu ve yine Hakk&#8217;tan başka bir ilâhı olmayan Türk milletinin de bağımsızlığının en doğal hakkı olduğunu anlatmaktadır. Bu <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/bolum/siirler/">şiir</a> Türk <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com">edebiyat</a>ının şaheser <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/bolum/siirler/">şiirler</a>inin başında gelmektedir. Genel anlamıyla <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/yazi/istiklal-marsi/">istiklal marşı</a>mızda yok olmak üzere olan bir milletin yeniden ayaklanmasını anlatmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/istiklal-marsinin-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deyimler</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/deyimler/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/deyimler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Feb 2009 22:40:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deyimler Sözlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/deyimler/</guid>
		<description><![CDATA[Deyim nedir? Genellikle gerçek anlamı dışında kullanılarak ifadeyi zenginleştiren, iki veya daha fazla kelimeden oluşan kalıp­laşmış söz dizisine deyim denir. Bütün dillerde olduğu gibi, Türkçe&#8216;de de çeşitli kalıplaşmış anla­tımlar vardır: tamlamalar, birleşik sözcükler, ikilemeler, atasözleri, de­yimler&#8230; Deyim, en az iki sözcükten kurulan, konuşmada ve yazıda an­latım gücünü artıran, anlam yönünden yer yer mantık dışına taşan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><strong>Deyim nedir?</strong></p>
<p align="justify">Genellikle <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/gercek-temel-anlam/">gerçek anlam</a>ı dışında kullanılarak ifadeyi zenginleştiren, iki veya daha fazla kelimeden oluşan kalıp­laşmış söz dizisine <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/deyimler/">deyim</a> denir.</p>
<p align="justify">
<p align="justify">Bütün dillerde olduğu gibi, <a href="http://www.videodershane.com/turkce.htm">Türkçe</a>&#8216;de de çeşitli kalıplaşmış anla­tımlar vardır: <a href="http://www.forumlopedi.net/tamlamalar-b205.0/">tamlamalar</a>, <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/birlesik-sozcuklerin-yazimi/">birleşik sözcükler</a>, <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/ikilemelerin-yazimi/">ikilemeler</a>, <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/atasozleri/">atasözleri</a>, <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/deyimler/">de­yimler</a>&#8230;</p>
<p>Deyim, en az iki sözcükten kurulan, konuşmada ve yazıda an­latım gücünü artıran, <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/bolum/turkce/anlam-bilgisi/">anlam</a> yönünden yer yer mantık dışına taşan bö­lümleri olabilen, yapısındaki kimi sözcükleri anlam değişmesine uğra­yan, kalıplaşmış söz öbeklerine verilen addır. Eskiden, deyim sözcüğü­nün yerine tabir sözcüğü kullanılıyordu. Tabir tek bir sözcük de olabili­yordu.  Oysa, deyimlerin temel özelliği en az iki sözcükten kurulu olmasıdır.</p>
<p>Deyimlerde anlam kalıplaşması (aktarımı) olayı görülür. Deyi­mi oluşturan iki ya da daha çok sözcükten bazen biri, bazen birkaçı, bazen de tümü anlam kaymasına uğrar, bambaşka ya da <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/gercek-temel-anlam/">temel anlam</a>a biraz yakın bir anlam kazanarak yeni bir <a href="http://www.forumlopedi.net/fiiller_eylemler-b181.0/">eylem</a>i, durumu, de­ğerlendirmeyi, kişiyi, <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/nesne/">nesne</a>yi vb&#8217;yi belirtir.</p>
<p align="justify">
<p align="justify"><strong>DEYİMLER NASIL OLUŞMUŞTUR?</strong></p>
<p align="justify">
<p align="justify">Deyimler de, atasözleri gibi atalarımızdan kalan en değerli arma­ğanlardan biridir. Deyimler başlangıçta bir kişinin yaratışıdır, anlam­sal ya ela dilsel özellikleri yüzünden beğenildiği, kullanıldığı ortam ve bağlamlarda sözü çarpıcı olarak belirttiği için halkça benimsenmiş, tu­tulmuş; konuşma ve yazıda yinelene yinelene günümüze değin gele­bilmiştir. Yeni durumlar, yeni koşullar, Türkçe&#8217;nin kullanım özelliklerini kuyumcu ustalığı İle İşlemesini bilen sanatçıların dile özel tasarruftan, hemen her dönemde dile yeni deyimlerin katılmasını sağlamıştır. Bunun yanı sıra kimi deyimler ancak sınırları belirli bir bölgede kullanım olanağına kavuşmuş; kimi deyimler kullanımdan düşerek dilin genel çevriminden çıkmıştır.</p>
<p align="justify">
<p align="justify">Deyimler de atasözleri gibi kamunun malıdır, yani yaratıcıları bu­gün belli değildir. Gerçekte de bilinmesi,pek büyük bir anlam taşıma­maktadır.<br />
Deyim niteliği taşıyan bir söz öbeğinin anlamsal yükü, hangi or­tam ve durumlarda kullanılacağının belirginlik kazanması ve dilsel be­ğeniye yatkınlığı, yaygınlığını, kullanılabilirliğini sağlayabiliyorsa, deyimleşmemesi için hiçbir neden yoktur.
</p>
<p align="justify">
<p align="justify"><strong>TÜRKÇE DEYİMLERİN KAYNAKLARI</strong></p>
<p align="justify">
<p align="justify">Bugün Türkçe&#8217;de kullanılan bütün deyimlerin kaynaklarım sapta­mak olanaksız görünmektedir. Bununla birlikte kimi araştırmacılar eski kaynaklan tarayarak bugün deyim durumuna geçebilen sözcük öbekle­rinin hangi olaylardan kaynaklandıklarını saptamışlar ve bu konuda ki­taplar hazırlamışlardır.<br />
Deyimleri inceleyen kitaplara göre deyimler çeşitli kaynaklardan gelmektedir. Bunların başında da <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/nasreddin-hoca-fikralari/">Nasrettin Hoca</a> ve Bektaşi fıkraları yer almaktadır. Bunlardan başka kimi masallar, efsaneler, tarihsel olaylar, halk arasında yaşanan olaylar, kültürel etkileşim içinde bulunan ülke­lerle ilgili kimi durumlar vb. deyimlerin yaratılıp yaygınlaşması konu­sunda sağlam ipuçları vermektedir. Bu arada kimi devimlerin de kültür etkileşim sonucu, yaşar biçimi Öykünmesi ya da çeviri etkinliği sıra­sında Türkçe&#8217;ye girdiğini de unutmamak gerekiyor (Allah bağışlasın, el sıkmak, beyin göçü gibi).
</p>
<p align="justify">
<p align="justify"><span style="color: black;"><br />
Deyimler de, tıpkı atasözleri gibi kısa ve <a href="http://www.gramerimiz.com/ozlu_sozler.htm">özlü sözler</a> ve <a href="http://www.gramerimiz.com/etkileyici_sozler.htm">etkileyici sözler</a>dir. En az iki kelimeden oluşan deyimlerde, kalıplaşma olduğu için, kelimelerin yeri değiştirilemez, ya da bir kelimenin yerine başka bir kelime konulamaz.<br />
<a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/deyimler/"><span style="color: black;">Deyimlerin atasözlerinden farkı</span></a> şudur: Atasözleri genellikle yol gösteri­ci bir içeriğe sahiptir. <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/deyimler/"><span style="color: black;">Deyimler</span></a> ise, her zaman böyle olmaz. Bir duyguyu, düşünceyi, bir kavramı vurgulayıcı bir şekilde dile getirmek için kullanılırlar.<br />
<a href="http://www.forumlopedi.net/sozcukte_anlam/deyimler-t11496.0.html"><span style="color: black;">deyimler</span></a>in bir kısmı mahalli olup, sadece söylendiği yöreye hastır. Bazı yörelerde anlaşılmaz. Örneğin, aşağıdaki deyimler Çanıoluk&#8217;a aittir:<br />
&#8220;Göğ geçinin püsküllü oğlağı mısın?&#8221;; &#8220;Andır galasın hee&#8221;; &#8220;Farfaraİıg etnıcg&#8221;; &#8220;Hoşafın yağı kesılmeg&#8221;; &#8220;Mahşer tilkisi gibi otda galmah&#8221;; &#8220;Gâvurun enikleri&#8221;; &#8220;Keşişin kızı&#8221;; &#8220;İtin enuğü&#8230;&#8221;<br />
Şu <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/deyimler/"><span style="color: black;">deyim</span></a>ler de,Yapraklı beldesine ait:<br />
- Anası ayran, babası çökelek<br />
- Kendi başını bağlayamayan gelin başı bağlamaya kalkar.<br />
- Düğünde kel Fatma&#8217;yı kim tanır?<br />
- Malının gittiğine bakma, yüzünün ağardığına bak.<br />
- Sevdik gitmeyince sevdik gelmez.<br />
- Yoktan çıkmaz, pekten çıkar.<br />
- Deliye kalk oyna demişler, tadı kaçtı demiş.<br />
- Gelin hasta kız korurum, gelin, gelin bizde oturun.<br />
- Ast olmayanın işi olmaz.<br />
- Akrabadan öküz al hısım ol, kız al hasım ol.<br />
- Ölüyü çok yıkayınca abdesti bozulur.<br />
- Kızın var mı el evinde yatmasın, oğlun var mı el aşını tat­masın.<br />
- Hamam suyuyla dost ağırlanmaz.<br />
- El ağzıyla kar yeme.<br />
- Düğün iki kişiye, ne var deli komşuya.<br />
- Dağ deyi dangırdama, bilmem neyime diyen olur.<br />
- Tepme kapımı, teperler kapını.<br />
- Sıçan sidiğinin değirmene faydası vardır.<br />
- Dirgene dayanmayan porsuk, harmana girmez.<br />
- Babasının eve geldiğine bakma, vakit daha erken.<br />
<a href="http://www.gramerimiz.com/deyimler_a.htm"><span style="color: black;">deyimler</span></a>, yerinde kullanıldığı vakit, bazen binlerce <a title="kitap özetleri" href="http://www.gramerimiz.com/roman_ozetleri.htm">kitap</a>tan daha etkili olabilirler, örneğin, kendisini dev aynasında gören birisi, sürekli olur olmaz şekilde, bire bin katarak, kendini göklere çıkarıyor, saatlerce kafamızı ütülüyorsa, ona söylenen &#8220;ufak at da civcivler yesin&#8221; deyimi, bütün söylediklerini boşa çıkarabilir.<br />
&#8220;Gürültüye getirmek&#8221;ten hoşlanmasak da, &#8216;Okkanın altına gitmek&#8221;ten başka çaremiz olmaz kimi zaman. Bazen yapılması zor, çok uzun vakit alacak bir işle baş başa bırakılırız, &#8216;deliye pös-teki saydır&#8217;ır gibi&#8230; Bazen &#8216;hariçten gazel okur&#8217;uz; sadece &#8216;işin gırgırmda&#8217;yızdır. Bazen &#8216;ağzımızdan baklayı çıkar&#8217;ıveririz; çünkü karşımızdaki &#8216;eski kulağı kesiklerden&#8217;dir&#8230;. Bazılarımız bazılarına &#8216;yolunacak kaz&#8217; gibi görünür, bazılarımız bazılarımızın &#8216;cemaziyel evvelini bilir.&#8217; Uzun uzadıya birbirine bağlanmayan bu cümleleri daha fazla sıralamaya gerek yok, kimi kelimelerin tırnaklarından maksat anlaşılmıştır; &#8216;arabın derdi kırmızı pabuç&#8217;, yani deyimler&#8230; O kadar işlevseldir ki konuşurken bir sürü cümle kurarak anlata­bileceğimiz bir durumu, deyimlerin hepimizce malumu olan an­lamına ve çağrışımına yaslanarak meramımızı hem kolayca hem de etkili bir şekilde anlatı veririz.</span>
</p>
<p align="justify">
<p align="justify">
<p align="justify">
<p align="justify"><span style="color: black;">Dilimizdeki deyimlerin pek çoğunun bir <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/bolum/oyku-hikaye/">hikaye</a>si var. Kimi komik, kimi ilginç, kimi ders alması&#8230; Bırakın bu <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/bolum/oyku-hikaye/">öykü</a>ler bili­nip anlatılmasını; deyimlerin anlamını bilen ve yerli yerinde kul­lananlarımızın sayısı bile azaldı.</span></p>
<p align="justify">
<p align="justify">
<p align="justify">
<p align="justify"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/deyimler-ve-oykuleri/">Deyimlerin hikayeleri</a></span> için <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/deyimler-ve-oykuleri/">TIKLAYIN </a></p>
<p align="justify">
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Alfabetik <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/bolum/sozlukler/deyimler-sozlugu/"><span style="color: #ff0000;">Deyimler Sözlüğü</span></a></strong></span><strong><br />
</strong></p>
<p><a href="../a-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>A</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../b-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>B</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../c-c-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>Ç-C</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../d-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>D</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../e-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>E</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../f-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>F</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../g-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>G</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../h-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>H</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../i-i-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>I-İ</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../j-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>J</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../k-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>K</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../l-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>L</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../m-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>M</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../n-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>N</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../o-o-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>O-Ö</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../p-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>P</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../r-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>R</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../s-s-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>S-Ş</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../t-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>T</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../u-u-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>U-Ü</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../v-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>V</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../y-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>Y</strong></span></a><span style="color: #ff0000;"><strong>, </strong></span><a href="../z-sozlugu-deyim/"><span style="color: #ff0000;"><strong>Z</strong></span></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/deyimler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çalıkuşu</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/calikusu/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/calikusu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jun 2008 18:08:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/calikusu/</guid>
		<description><![CDATA[Bu romanda idealist bir aydın ve öğret­men olan Feride&#8217;nin kişiliğinde, yeni bir kadın tipini yaratmak istemiştir Reşat Nuri Güntekin. Çalıkuşu, Anadolu&#8217;ya bilinçli eğilen ilk romandır, istanbullu genç bir kız Feri­de&#8217;nin Anadolu&#8217;nun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yapması, Cumhuriyet kızlarını öğretmenliğe özen­dirmiştir. Roman günlük konuşma diliyle yazılmıştır. Rahat bir anlatım kullanılmıştır. Teyzesince yetiştirilen Feride, bir Fransız oku­lunda okumaktadır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Bu romanda idealist bir aydın ve öğret­men olan Feride&#8217;nin kişiliğinde, yeni bir kadın tipini yaratmak istemiştir <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/resat-nuri-guntekin/"><font color="#333333">Reşat Nuri Güntekin</font></a>. <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/calikusu/"><font color="#333333">Çalıkuşu</font></a>, Anadolu&#8217;ya bilinçli eğilen ilk romandır, istanbullu genç bir kız Feri­de&#8217;nin Anadolu&#8217;nun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yapması, Cumhuriyet kızlarını öğretmenliğe özen­dirmiştir. Roman günlük konuşma diliyle yazılmıştır. Rahat bir anlatım kullanılmıştır. Teyzesince yetiştirilen Feride, bir Fransız oku­lunda okumaktadır. Bu arada teyzesinin oğlu Kamuran&#8217;la birbirlerini severek nişanlanırlar. Fakat, nişanlısının başka bir ilişkisini öğrenir. Öğretmenlik için başvurarak İstanbul&#8217;u terkeder. Anadolu&#8217;nun çeşitli yerlerinde görev yaparken güzelliği, dedikodulara neden olur. Kuşadası&#8217;nda karşılaştığı Doktor Hayrullah Bey&#8217;le kağıt üzerinde evlenir. Gerçekte baba-kız ilişkisi söz konusudur. Feride&#8217;nin günlüğü­nü bulan Hayrullah Bey, ölümünden sonra Feride&#8217;ye teyzesine gitmesini söyler. Kapalı bir zarfla her şeyi açıkladığı mektubu, Kamuran&#8217;a iletmesi İçin ona verir. Kamuran, gerçeği öğrenir ve evlenirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/calikusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İntibah</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/intibah/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/intibah/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Jun 2008 16:37:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/intibah/</guid>
		<description><![CDATA[Bu yapıt Tanzimat edebiyatı döneminde yazılmıştır ve ilk edebi roman örneği sayılır, iyi bir öğrenim görerek yetişen, varlıklı bir genç olan Ali Bey&#8217;in düşmüş bir kadın olan Mahpeyker&#8217;le kurduğu yanlış ilişki anlatılmaktadır. Namık Kemal&#8216;in romantizmin etkisiyle yazdığı İntibah, döneminin kadın &#8211; erkek ilişkileri, aile ve ahlak anlayışı dile getirilmiştir. İntibah Özeti: Ali Bey, varlıklı bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Bu yapıt Tanzimat edebiyatı döneminde yazılmıştır ve <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/tanzimat-donemindeki-ilkler/"><span style="color: #333333;">ilk edebi roman</span></a> örneği sayılır, iyi bir öğrenim görerek yetişen, varlıklı bir genç olan Ali Bey&#8217;in düşmüş bir kadın olan Mahpeyker&#8217;le kurduğu yanlış ilişki anlatılmaktadır. <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/namik-kemal/"><span style="color: #333333;">Namık Kemal</span></a>&#8216;in romantizmin etkisiyle yazdığı <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/intibah/"><span style="color: #333333;">İntibah</span></a>, döneminin kadın &#8211; erkek ilişkileri, aile ve ahlak anlayışı dile getirilmiştir.</p>
<p align="justify"><a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/intibah/"><strong><span style="color: #333333;">İntibah Özeti:</span></strong></a></p>
<p align="justify">Ali Bey, varlıklı bir ailenin tek oğludur. İyi bir eğitim görür, 10 yaşına gelinceye dek birkaç dil öğrenir. Ama aldığı bilgilerin kişiliğinin gelişmesinde pek de etkisi yoktur. Yirmi yaşlarında iken babasını kaybedince, keyfine göre yaşamaya karar verir. Çamlıca’da bir gezinti esnasında, çok güzel bir kadınla tanışır. Namuslu sandığı bu kadın, aslında yosmanın biridir. Bu kadının adı ise Mehpeyker’dir. Suriye’de kötü işler yaparak zenginleşmiş Abdullah Efendi isimli yetmiş yaşlarında, çiçek bozuğu çirkin bir yaşlı adamla dost hayatı yaşamaktadır. Oğlunun böyle kötü bir kadına aşık olmasına üzülen annesi, Ali Bey’in mutlulu olabilmesi için, eve Dilaşup isminde güzel bir cariye getirir. Ancak hala oğlunu bu kadının aşkından kurtaramaz. Ali Bey bir gün, yalıya gider, ancak Mehpeyker’i evde bulamaz; Mehpeyker, dostu olan Abdullah Efendi ile görüşmeye gitmiştir. Bütün gün bekler, ertesi sabah eve dönen Mehpeyker‘le kavga eder. Ayrılırlar. Ali Bey zaman geçtikçe Dilaşup‘a ısınmaya ve ondan hoşlanmaya başlar Mehpeyker her şeye izin veren ihtiyar dostu Abdullah Efendi ile bir plan yapar. Dilaşup&#8217;u hamamda gören kadınlardan vücudundaki benleri öğrenir. Bazı adamlar ağzından bunu Ali Bey’e duyurur. Ali Bey büyük bir öfkeyle Dilaşup’u döver, Kendisi de buna dayanamayarak yatağa düşer. Bu olay üzerine Dilaşup&#8217;u bir esirciye satarlar. Ama kızı Mehpeyker satın alır. Mehpeyker, Dilaşup&#8217;un ahlakını bozmak için çok uğraşırsa da bunu başaramaz. Ali Bey, kendisini artık tamamen sefahate verir, servetini tüketir, annesi bir kira evinde sefalet içinde ölür. Böyle iken, Mehpeyker’e dönmez. Ali Bey’i tekrar ele geçiremeyen Mehpeyker, çıldırır. Ali Bey’i öldürmeyi planlar. Hile ile Ali Bey Üsküdar’da bir bağ evine eğlence için çağırılır. Mehpeyker cariye Dilaşup’u da oraya götürür. Dilaşup, Mehpeyker’in konuşmasından Ali Bey için hazırlanan tuzağı öğrenir. Olup, bitenlerden habersiz davete gelen Ali Bey’e her şeyi anlatır. Genç adam pencereden çarşaf yardımıyla inerek oradan kaçar. Karakola gider. Bu sırada Ali Bey’in paltosunu giyerek bekleyen Dilaşup, Ali Bey zannedilerek bıçaklanıp öldürülür. Zaptiyelerle dönen, Ali Bey ise sinirden kendisini kaybederek Mehpeyker’i öldürür. Hapsolunur. Yaşaması sürünmek olur. Ziyan olan hayatına acır ve bu son pişmanlıktır. Çocukluğunun, gençliğinin o güzel ve temiz zamanlarına geri dönemez.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/intibah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cezmi</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/cezmi/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/cezmi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jun 2008 21:45:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/cezmi/</guid>
		<description><![CDATA[Türk edebiyatının yazılan ilk tarihi romanı kabul edilir (1880). Namık Kemal, romanın konusunda &#8220;Osmanlı Tarihi&#8220;nden yararlanılmıştır. &#8220;Cezmi&#8221; romanındaki olaylar XVI. yüzyılda yaşanır. Cezmi cesur bir sipahi aynı zamanda çok bilgili bir şairdir de. Cezmi çok yakışıklıdır. Ciritte, atlı sporda ustadır. Namık Kemal, Cezmi&#8217;de kendi gençliğini anlatıyor gibidir. Roman İstanbul’da başlar. Azerbaycan’da, İran&#8217;da, Sah Tahmasb&#8217;in oğlu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Türk edebiyatının yazılan <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/tanzimat-donemindeki-ilkler/"><font color="#333333">ilk tarihi roman</font></a>ı kabul edilir (1880). <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/namik-kemal/"><font color="#333333">Namık Kemal</font></a>, romanın konusunda &#8220;<a href="http://www.forumlopedi.net/osmanli_tarihi-b3.0/"><font color="#333333">Osmanlı Tarihi</font></a>&#8220;nden yararlanılmıştır. &#8220;Cezmi&#8221; romanındaki olaylar XVI. yüzyılda yaşanır. Cezmi cesur bir sipahi aynı zamanda çok bilgili bir şairdir de. Cezmi çok yakışıklıdır. Ciritte, atlı sporda ustadır. Namık Kemal, Cezmi&#8217;de kendi gençliğini anlatıyor gibidir. Roman İstanbul’da başlar. Azerbaycan’da, İran&#8217;da, Sah Tahmasb&#8217;in oğlu Mehet Hudabende, şahlık tahtında, eşi Şehriyar, kız kardeşi Perihan, Sah’ın kör oluşundan da faydalanarak, siyasette, devlet işlerinde sözü geçer kişilerdir. İran’la Osmanlı Devleti arasında savaş başlar. <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/cezmi/"><font color="#333333">Cezmi</font></a>, bu savaşa gönüllü olarak katılır. Adil Giray&#8217;la bu savaşta tanışır. İran ordusu perişan edilir. Birçok yerler ele geçirilir. Gazi Giray, kardeşi Adil Giray esir düşerler. Romanın önemli bölümleri, İran sarayında, Adil Giray, Perihan ve Şehriyar’ın çevresinde geçer. Bu iki kadın, Adil Giray&#8217;a aşık olurlar. Sünni mezhebinden olan Perihan, sevdiği Adil Giray&#8217;la, Osmanlı ordusunun da yardımı sağlayarak İran saltanatını ele geçirmek amacındadır. Bunu, Şehriyar haber alır; taraflar kanlı bir boğuşmaya tutuşurlar. Şehriyar, Perihan ve Adil Giray ölürler. Cezmi, yaralanır. Derviş kılığına girerek güçlükle vatanına döner. Namık Kemal&#8217;in iki cilt olarak düşündüğü romanın birinci cildinde&#8221;Cezmi&#8221;nin gerçek yaşamını pek bulamayız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/cezmi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Falaka</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/falaka/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/falaka/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jun 2008 21:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[İlköğretim 100 Temel Eser]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/falaka/</guid>
		<description><![CDATA[KONUSU: Bu eser, Ahmet Rasim&#8216;in çocukluk günlerini tüm ayrıntılarıyla anlattığı bir anı kitabıdır. Hoca Korkusu: Bugünkü okurlarıma ben bu hoca korkusunu nasıl anlatayım. Bundan yarım yüzyıl önce, çocuklar hem kendi gittiği oku­lun hocasından, hem de başka okulun hocalanndan korkarlardı. Bu hoca korkusu, diğer cin, peri, umacı korkusuna benzemezdi. Bu bambaşka bir korkuydu kendisini itirazsız saydıran [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">KONUSU: Bu eser, <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/ahmet-rasim/"><font color="#333333">Ahmet Rasim</font></a>&#8216;in çocukluk günlerini tüm ayrıntılarıyla anlattığı bir anı kitabıdır.</p>
<p align="justify">Hoca Korkusu:</p>
<p align="justify">Bugünkü okurlarıma ben bu hoca korkusunu nasıl anlatayım. Bundan yarım yüzyıl önce, çocuklar hem kendi gittiği oku­lun hocasından, hem de başka okulun hocalanndan korkarlardı. Bu hoca korkusu, diğer cin, peri, umacı korkusuna benzemezdi. Bu bambaşka bir korkuydu kendisini itirazsız saydıran bir korku&#8230;</p>
<p align="justify">Amine Doğru:</p>
<p align="justify">Bayramlarda, yumuşacık elini öptüğüm hoca beni bir gün bakkalın önünde görünce, elimden tutup okula götürdü. Bütün gün hocanın misafiri oldum. Akşama doğru, nerede olduğumu soran annem, kızmak için tam ağzını açacağı sırada, &#8220;Hoca efendi beni okula götürdü.&#8221; deyince hemen yumuşayıverdi. Okulu beğen­diğimi söyleyince, önümüzdeki perşembe başlamam kararlaştırıldı.</p>
<p align="justify">Amin Alayı:</p>
<p align="justify">Okula başlayacağım için evde bir basamak yükselir gibi oldum. Bana karşı herkesin davranışı değişti. Birkaç gün sonra sandıktan bayramlık elbisem çıkartılıp giydirildi. Değerli bir lahur şal belime bağlanırken, üzerinde altın nazarlık olan fesimi de kafama geçirdiler&#8230; Bütün ev halkı yola çıktık. Önce büyük babam ve büyük annemin elini öpmeye gittik. O gece orada kaldık. Ertesi gün hamama gidip, akşama kadar yıkandık. Sabah olunca anneci­ğim yeniden bana yepyeni elbiseler giydirdi. Şehzade gibi oldum. Arabaya binip, konağa tekrar gittik. Bütün okul orada idi. Hazır bir de ilahici takımı, seven, öpen, ağlayan, dua eden, nereden baksan yüz kişi vardı. Beni ata bindirdiler. İlahiler okunup, amin­ler edilerek önce evime, oradan da okula geldik.<br />
Sınıfta, minderim konmuştu. Varıp hocamın mübarek elini öptüm, sonra da karşısında diz çöküp oturdum. İlk olarak da Elifi öğrendim.</p>
<p align="justify">Okulda İlk Günler:<br />
Artık okula alışmıştım. En çok Mushaf okuyan çocuklarm, okurken iki yanlarına sallanışları dikkatimi çekiyordu. Artık, &#8220;Elif, be, te..&#8221; yavaş yavaş öğreniyordum. Hoca, yeni olduğum için bana biraz ayrıcalık tanıyor, öğlen yemekleri için eve gönderiyor­du. Sütninem bir gün böyle yine erken gidince, &#8220;Gözünü aç, konuk­luk üç gün sürer. Yaramazlık, haylazlık edersen ayaklarına falaka yersin. &#8221; dedi.
</p>
<p align="justify">Bir Tokatın Sonu:</p>
<p align="justify">Okuldaki misafirliğim üç gün sürdü. Dördüncü gün, minde­rim oturanların en arkasına konulmuştu. Sanki üç gün içinde benim yüzümden bozulmuş olan okul demokrasisi yerine geri gelmişti. Hoca yumuşak, kalfa ise çok sertti. Çocukların bir yanlışı ya da eksiği olduğunda, kalfa ağlatıncaya kadar dövüyordu. En çok kalfadan korkuyordum&#8230; Ancak yine de iki haftada, elifba&#8217;yı kazasız belasız öğrenmiştim&#8230;<br />
Bir gün arkadaşım Fevzi&#8217;nin koynuna sakladığım topu aldı­ğım için kalfanın tokadım yanağıma yiyince, suratım al al oldu. Eve geldiğimde, tokadın farkına vardılar. Onlar farkına varınca, bende de bir ağlama başladı. Bütün ev sıra ile yanağımı öptüler, uyumuşum. Uyandığımda, başucumda hoca efendiyi bir şeyler okuyup üflerken gördüm. O halde bile kalkıp hemen elini öptüm. Ancak, bir hafta da ateşler İçinde yattım.<br />
Bu tokadı, bahçedeki dut ağacının dibine işediğim için bir uğursuzluk sebebiyle yediğim kanaatine varılarak, o evden ta­şınmamız kararlaştırıldı&#8230;
</p>
<p align="justify">Yeniden Okulda:</p>
<p align="justify">Sofular&#8217;daki evi ve okulu bıraktık. Kırkçeşme&#8217;ye taşındık. Üç dört gün geçmeden de Tezgâhçılar&#8217;daki okula başladım. Her ho­canın bir şöhreti vardır. Mesela Sofular&#8217;daki hocaya &#8220;Şeyh&#8221;, bura-dakine ise &#8220;Pehlivan&#8221; derlermiş.<br />
Gerçekten pehlivan yapılı bir adam. Ama o kadar temiz, pak, yakışıklı bir adam ki bana iri cüsseli göründüğü halde bile kork­madım. Daha kendisi uzatmadan birden atılarak eline vardım, öptüm. Kalfa beni mindere oturttu.<br />
Bu mektep öteki mektepten daha şendi. Çünkü hoca erken gidiyor, kalfa hocanın yerine çıkıyor, ilahicileri karşısına alıyor ve meşk başlıyordu. Bu bizlerde ilk kulak dolgunluğunun oluşması­na yol açıyordu.</p>
<p align="justify">Amin&#8217;e İlk Girişim:<br />
Pehlivan Hoca, &#8220;Yarın Amin&#8217;imiz var.&#8221; deyip gidince, kalfa hemen ilahicileri çağırttı ve bütün gün prova yaptık. Eve gelip, yarın amin olacağını söyledim. Temiz giysilerim, ayakkabılarım hepsi hazırlandı. O gece gözüme uyku girmedi. Sabah namazı ile kalkıp, bir de güzel banyo yaptıktan sonra, bayrama gider gibi giyinip, sütninemle birlikte okulun yoluna düştük. Daha varma­dan, okulun cıvıltısı geliyordu. Kadınlar, okulun karşı kaldırımı­nın üzerine Örtüler serip oturmuşlar; okul kapısının önünü simit­çiler, kâğıthelvacılar, kuşlokumcılar, börekçiler istila etmişti.<br />
Kapıdan girince, hoca, iki sarıklı ihtiyar, aksakal bir şeyh e-fendi, üç beş yabancı hafız ayakta toplu olarak duruyorlardı. El öpme sıralamasını yerine getirdikten sonra, bizim ilahid başı beni getirdi, ta başa dikti. Kısa boyluluğumun ilk defa yararını görü­yordum.<br />
Bekleme ateşi, kalfanın &#8220;Haydi yürüyün!&#8221; komutuyla son buldu. Düştük yollara. Çinilihamam, Zeyrek Yokuşu başı, Hay­dar, Atpazarı&#8217;na çıkan yokuş&#8230; Saraçhane&#8217;ye çıkan Su Kemeri Caddesi&#8217;ni geçip bir evin önünde durduk. Dualar okundu. Üç kere &#8220;Amin&#8221; deyip döndük. Okulda yerlerimize oturduktan sonra hepimize paralar dağıtıldı. Parayı, saklaması için sütnineme ver­diğimde &#8220;A oğlum bu mısır parası.&#8221; dedi.
</p>
<p align="justify">Okul Gezisi:</p>
<p align="justify">Her gün okul-ev&#8230; Ev-okul&#8230; Oysa ben, önünden geçtiğim viranede oynayan çocukların arasında da olmak istiyordum. Bir gün o sokaktaki eğlencelerin yokluğu, insanı kahkahalarla eğlen­diren o oyunların özlemiyle kendimden geçerek &#8220;Of patlayaca­ğım1.&#8221; diye bağırınca, beni sandık odasına tıktılar.<br />
Okul, eve göre daha eğlenceliydi. Hele hele Pehlivan Hoca iki gün sonra okul gezisine gidiyoruz deyince, değme gitsin.<br />
O gün daha hava aydınlanmadan uyandım. Hademe de er­ken geldi, ona da gerekli uyarılarda bulunuldu. Okulun önüne geldik ki herkes dışarıda. Fatih Alanı&#8217;na gelince, bizden başka birkaç okulun daha olduğunu gördük. Türbenin içine girip girip çıktık. Dualardan sonra, tekrar yürümeye başladık. Ağaçlıklı bir alana vardık. Ağızlarına kadar türlü dolu lengerler, helvalar&#8230; Çömelip tıka basa yedik. Sonra da saatlerce yarış, güreş, saklambaç, köşe kapmaca, taş atma, takla atma&#8230; derken bizim Arap Kalfa&#8217;nın sesi: &#8220;Haydi, toplanın gidiyoruz.&#8221;<br />
işte bu dönüş pek acıklıydı. Annemin geziye giderken hasta olmamak için dikkat etmem yönünde ettiği tembihler, yarı yarıya çıkmıştı. O gece sabaha kadar inlemişim.</p>
<p align="justify">Lokmalı Okul, Kapamalı Okul:<br />
Bir gün yan komşunun evi yandı. O gece sabaha kadar uyu-yamadık. Ertesi gün öğlene doğru eşyalarımızı iki arabaya doldurarak, Zeyrek&#8217;in üst tarafındaki Haydar Mahallesi&#8217;nde bir eve taşındık. Üç dört gün sonra da Çukurçeşme Mektebi&#8217;ne başla­dım. Buradaki hoca adeta pinpon denecek kadar ihtiyar, gözlerinin feri az, öptüğüm eli safi bir deri kemikti.<br />
Bu okulun ötekinden farkı, mevcudunun azlığı idi. Üstelik hoca efendi uyuduğu için, Kalfa dersleri kısık sesle veriyordu. Hele perşembe günü gelince lenger lenger püf lokma yedik, elle­rimiz, suratımız tatlı içinde kaldı. Bir de elimize bohça tutuşturdu­lar. Eve getirip açtığımızda içinden takke, entari, don, kuşak, ço­rap ve çocuk ayakkabısı çıktı.</p>
<p align="justify">Meğer okul, eski sultanlardan birinin okulu imiş. Kurduğu vakıf sayesinde her türlü İhtiyacı karşılanıyormuş.<br />
Meğer Başıma Gelecekler Varmış:<br />
Halamın kocası, Miralay Laz Mehmet isimli zat, yoksul ba­bası, yüksek gönüllü ve eli açıktı. Büyük halamı ne kadar çok seviyorsam, kocasından da o kadar çok korkardım. Savaşlarda bulunmuş, en az on beş yerinden yaralanmış, bir gün evine giren hırsızı Ölesiye dövmüş olan bu adamdan sadece ben değil, çevre­sindeki herkes korkar ve çekinirdi. Ama bir gün dahi yüksek sesle konuştuğunu görmedim. Beni sever, cebimi çil paralarla doldu­rur, her bayram bohçamı gönderirdi. Yine de ben korkudan ken­disine bir türlü ısınamazdım.<br />
Bir gün, okulda derste iken, yanında adamı Ali Çavuş ile bir­likte sınıftan içeri girdi. Beni okuldan alıp, eve getirdiler. Baktım evin önünde öküz arabası yükleniyor. Anlayacağınız, doğru eniş-te beyin konağına geldik.<br />
Koca konak, koca bahçe. Meğer, halam beni rüyasında gör-muş. Eniştem de, &#8220;Yetim çocuğa halalık etmiyorsun.&#8221; diye sitem edince, köşkün orta yerindeki küçük eve taşınmamız kararlaştı-rılmış.
</p>
<p align="justify">Ertesi gün, enişte bey çağırınca gittim. Yanında, yüzü huzurlu bir hoca oturuyordu. Bundan sonra bu hocanın beni okutacağı­nı, Ali Çavuş&#8217;la haftada bir gün gezmeye gidebileceğimi, günde bir kuruş da harçlık alacağımı söyledi. Benim için yeni bir hayat başlamıştı.</p>
<p align="justify">Eyvanlar Olsun:<br />
Birkaç gün sonra, Yakup Hoca sabah erkenden gelip beni evden aldı. Birlikte dolambaçlı yollardan yürüyerek, iki katlı bir sınıfa girdik. Gördüğüm manzara şu idi: İki hafızın kıvıra kıvıra tuttuğu falakanın ortasında sıkı, yan yana duran iki çıplak taban ve bu tabana gerilerek birbiri ardınca indirilen değnekler.</p>
<p align="justify">Bundan ötesini hatırlamıyorum. Kendime geldim ki durma­dan bizim evin kapısını çalıyorum. Kapı açılınca, içeri girip ba­yılmışım.<br />
Evdekilerin yalvarmaları para etmemiş/ bu defa enişte beyin eşliğinde okula getirilmiştim. Akşam eve geldiğimde, sütninem:<br />
&#8220;Beyefendi hocayı uyarmış. Seni dövmeyecek.&#8221; demesin mi!<br />
Eyvahlar olsun! Hem kadın, hem Arap aklı&#8230; Bilmiyor ki, dayak atıldığını izlemek de hemen hemen dayak yemektir.<br />
Yeni Dönemin İlk Günü:<br />
Eniştem ile birlikte sabah erkenden okula geldik. Eniştem hoca ile yine bir şeyler konuştuktan sonra hocamın ve eniştemin elini öptüm, gösterilen yere oturdum.<br />
Böyle büyük bir korkuya tutulmakla birlikte, okul binasının genişliği, öğrencinin çokluğu, öğrencilerin tokat, sopa yiyişleri yüzünden, zaman hızlı geçiyordu.<br />
Bu okullarda benim gördüğüm bir aykırılık vardı. Hoca yu­muşak olursa, kalfa; kalfa yumuşak olursa, hoca sert olurdu. Bi-zİm hocanın ise falakası çok ünlü idi. Dayak altında üç çocuk öldürdüğü dahi söyleniyordu.<br />
Falaka Türleri:<br />
Derse çalışma yönünden konakta da, okulda da ateş gibiy­dim. Eniştem dahil çevremdeki herkes bu başarımdan kendine bir pay çıkarıyordu. Hele okulda kalfanın &#8220;Sana bir Mushaf-ı Şerif&#8221; alsınlar diyerek, bir üst dereceye çıktığımı bildirmesi, hevesimi iyice arttınyordu. Eniştem bana el yazması bir Mushaf ile bir de beyaz bir divit hediye etti.<br />
Başarılı olmak, beni dayaktan kurtarıyordu. Çünkü burada, genç, yaşlı, zengin, yoksul herkesin er geç bir gün gelip tabanları­nın yükseleceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Çünkü Hoca Hafız İsmail&#8217;in ünü bütün İstanbul&#8217;u sarmıştı. Falaka için, dışardan dahi çocuk getirildiği söyleniyordu.</p>
<p align="justify">Korkmuş gözlerimi her falaka olayında dört açar, olanı biteni izlerdim. Anladım ki, her falakaya yatış, bir değilmiş. Suçun tü­rüne, büyüklüğüne, hocanın o günkü sinirine göreymiş.<br />
Başlıcaları: &#8220;Hafif az ağır, ağır, daha ağır, pek ağır ve en ağır&#8221; olarak ayrılıyormuş.<br />
Ağır türden dayak yiyenlerin çoğu, ayaklan <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/falaka/"><font color="#333333">falaka</font></a>dan kur­tulur kurtulmaz, yürüyemeyerek, kıçın kıçın, sürüne sürüne bah­çeye kadar gider; oradaki musluk altında ağrılarını dindirirlerdi.<br />
Bir de bütün okul öğrencisinin gözü önünde yenilen bir da­yak türü vardı ki buna, &#8220;Divan dayağı&#8221; denirdi. Bütün bir okul öğrencisi önünde böyle onur kırıcı bir uygulamayla karşılaşmış olan bir çocuk, bir genç, acaba o okul ve o meydan hakkında bu dayaktan sonra ne düşünür? Orasını da siz düşünün.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/falaka/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karabibik</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/karabibik/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/karabibik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jun 2008 21:18:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/karabibik/</guid>
		<description><![CDATA[Türk Edebiyatı’nın ilk gerçekçi uzun hikayesi ve ilk köy romanıdır. Zehra romanından altı yıl önce yani 1890 yılında Nabizade Nazım tarafından yazılmıştır. Toplumcu tutumuyla günümüz hikayeciliğine yaklaşır. Toprak sorunu, geçim derdi, insanın doğayla pençeleşmesi, yöresel gözlemle Anadolu gerçeklerimizi yansıtan ilk bilinçli hikaye olarak “Karabibik&#8221; öncelik kazanır. Antalya’nın Kaş ilçesine bağlı Beyelik köyünde yaşamaktadır. Karabibik, sekiz dönümlük tarlasında yaşamını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Türk Edebiyatı’nın <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/tanzimat-donemindeki-ilkler/"><font color="#333333">ilk gerçekçi uzun hikaye</font></a>si ve <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/tanzimat-donemindeki-ilkler/"><font color="#333333">ilk köy romanı</font></a>dır. <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/zehra-ozeti-nabizade-nazim/"><font color="#333333">Zehra</font></a> romanından altı yıl önce yani 1890 yılında <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/nabizade-nazim/"><font color="#333333">Nabizade Nazım</font></a> tarafından yazılmıştır. Toplumcu tutumuyla günümüz hikayeciliğine yaklaşır. Toprak sorunu, geçim derdi, insanın doğayla pençeleşmesi, yöresel gözlemle Anadolu gerçeklerimizi yansıtan ilk bilinçli hikaye olarak “<a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/karabibik/"><font color="#333333">Karabibik</font></a>&#8221; öncelik kazanır. Antalya’nın Kaş ilçesine bağlı Beyelik köyünde yaşamaktadır. Karabibik, sekiz dönümlük tarlasında yaşamını sürdürmek zorundadır. Tarlasını sürmek için Koca İmam’ın öküzlerini kiralar. Kızı Huri&#8217;yi Koca İmam’ın kayınçosu Sarı İsmail&#8217;le evlendirebilse öküzleri<br />
Kiralamaktan kurtulacaktır. Sarı İsmail başka bir kızla evlenince bu umudu suya düşer. Tefeci bir Rum&#8217;dan yüksek faizle borçlanarak, bir çift öküz alır. Tarlası, öküzleri olduğu için nasıl olsa kızına bir kısmet çıkacaktır. Ve çıkar. Kavgalı olduğu toprak ağası Yosturoğlu&#8217;nun yeğeni Hüsey’in sevmekte olduğu Huri ile evlenince, Karabibik, bu mutluluktan payını alır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/karabibik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Araba Sevdası</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/araba-sevdasi/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/araba-sevdasi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jun 2008 20:08:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/araba-sevdasi/</guid>
		<description><![CDATA[Tanzimat edebiyatında Namık Kemal&#8216;in &#8220;İntibah&#8220;, Ahmet Mithat Efendi&#8216;nin &#8220;Felatun Bey ile Rakım Efendi&#8221;den sonra, üzerinde en çok durulması gereken üçüncü Tanzimat romanı Recaizade Mahmut Ekrem&#8216;in yazdığı ilk realist roman olan Araba Sevdası&#8216;dır. Recaizade Ekrem’in otuz yaşlarında yazdığı, kırk dokuz yaşında yayımladığı bu roman; İstanbul’un renkli karakterlerini, eğlencelerini mesire yerlerini, alafrangalığa özenen züppeleri, özellikle Abdülhamit döneminin paşazadelerini, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Tanzimat edebiyatında <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/namik-kemal/"><font color="#333333">Namık Kemal</font></a>&#8216;in &#8220;<a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/intibah/"><font color="#333333">İntibah</font></a>&#8220;, <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/ahmet-mithat-efendi/"><font color="#333333">Ahmet Mithat Efendi</font></a>&#8216;nin &#8220;Felatun Bey ile Rakım Efendi&#8221;den sonra, üzerinde en çok durulması gereken üçüncü Tanzimat romanı <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/recaizade-mahmut-ekrem/"><font color="#333333">Recaizade Mahmut Ekrem</font></a>&#8216;in yazdığı <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/tanzimat-donemindeki-ilkler/"><font color="#333333">ilk realist roman</font></a> olan <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/araba-sevdasi/"><font color="#333333">Araba Sevdası</font></a>&#8216;dır. <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/recaizade-mahmut-ekrem/"><font color="#333333">Recaizade Ekrem</font></a>’in otuz yaşlarında yazdığı, kırk dokuz yaşında yayımladığı bu roman; İstanbul’un renkli karakterlerini, eğlencelerini mesire yerlerini, alafrangalığa özenen züppeleri, özellikle Abdülhamit döneminin paşazadelerini, zevk özelliklerini gerçekçi bir gözlemle yansıtmaya çalışır. Yaşam izlenimlerinden çıkarılmış gibidir. &#8220;Şemşa&#8221; ile &#8220;Muhsin Bey&#8221; uzun hikayelerinden sonraki ustalığını gösterir. Romantizmden realizme geçen ilk romanımız sayılır. Yöresel, yergisel, töresel yanları ağır basar. Yirmi dört yaşlarına gelen Bihruz Bey, zengin bir ailenin şımarık çocuğudur. Evde, özel öğretmenlerden yarım yamalak bir öğrenim görmüş, alafranga özentiler içerisindedir. Babasının ölümü üzerine kendisine büyük bir servet kalır. Züppece bir yaşam tutturur. Şımarıklığı, sorumsuzluğu, herkesten daha şık giyinmek, az buçuk bildiği Fransızcasını olur olmaz yerlerde kullanmak tutkusu artar. Çalıştığı kaleme zaman buldukça uğramaktadır. En büyük zevki, zamanın modasına uyarak son derece gösterişli arabasıyla mesireleri, eğlence yerlerini dolaşmaktır. Bir gün Çamlıca sırtlarında dolaşırken, güzel bir araba içinde sarışın bir kız görür. Hemen âşık olur. Sarışının zannettigi kira arabasına gizlice bir aşk mektubu atar. Yüksek bir aileden sandığı sarışın ise, adi bir sokak yosmasıdır. Periveş adındaki bu düşkün kadına şiirler yazar, geçebileceği yerlerde dolaşır, bulamaz. Yazdığı mektuba cevap beklerken, yalan söylemekten hoşlanan arkadaşı Keşfi Bey&#8217;den Periveş&#8217;in öldüğü haberini alır. Mezarını bulabilmek için çırpınıp durduğu bir gün sevdiği kızla Şehzadebaşı&#8217;nda karsılaşır. Sevgilisinin ablası zanneder. Periveş&#8217;in mezarını sorar. Alaylı kahkahalarla karsılaşınca sevdiğinin düşkün bir kadın olduğunu anlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/araba-sevdasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gün Olur Asra Bedel</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/gun-olur-asra-bedel/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/gun-olur-asra-bedel/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jun 2008 01:28:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Roman Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[100 Temel Eser]]></category>
		<category><![CDATA[Lise Yüz Temel Eser]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/gun-olur-asra-bedel/</guid>
		<description><![CDATA[Eser, başkahraman Yedigey vasıtasıyla Sovyet reji­mindeki bozulmayı ve çöküşü okuyucuya çarpıcı bir şekilde sunmaktadır. Gün Olur Asra Bedel, tertemiz aşkları, efsane ve masalları, Sov­yet Rusya rejiminin acımasız faaliyetlerini bir arada anlat­maktadır. Aytmatov, eserde &#8216;İnsanları mankurt olmaktan kur­taralım.&#8217; mesajları vermektedir. Mankurt, burada geçmişini ve geleneklerini unutanlar için kullanılmıştır. Genel olarak, Cengiz Ayt­matov, mankurt efsanesi ışığında Cengiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Eser, başkahraman Yedigey vasıtasıyla Sovyet reji­mindeki bozulmayı ve çöküşü okuyucuya çarpıcı bir şekilde sunmaktadır. <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/gun-olur-asra-bedel/"><font color="#333333">Gün Olur Asra Bedel</font></a>, tertemiz aşkları, efsane ve <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/yazi/masal/"><font color="#333333">masallar</font></a>ı, Sov­yet Rusya rejiminin acımasız faaliyetlerini bir arada anlat­maktadır. <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/cengiz-aytmatov/"><font color="#333333">Aytmatov</font></a>, eserde &#8216;İnsanları mankurt olmaktan kur­taralım.&#8217; <a href="http://www.e-mesajlar.com"><font color="#333333">mesajlar</font></a>ı vermektedir. Mankurt, burada geçmişini ve geleneklerini unutanlar için kullanılmıştır. Genel olarak, <font color="#333333">Cengiz Ayt­matov</font>, mankurt efsanesi ışığında <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/cengiz-aytmatov/"><font color="#333333">Cengiz Ayt­matov</font></a>, Rusya rejimi sırasında dini­ni, dilini, ailesini unutan bir nesli gözler önüne sermektedir.</p>
<p align="justify"> <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/gun-olur-asra-bedel/"><strong><font color="#333333">Gün Olur Asra Bedel Kahramanları (Kişileri)</font></strong></a>:</p>
<p align="justify"><strong><font color="#333333">Yedigey</font></strong>: Romanın başkahramanıdır. Kazak bozkırların­da küçük bir aktarma istasyonunda çalışmaktadır. Cephede yaralandığı için beyni dönem dönem sarsıntı geçirir ve onu rahatsız eder. Dinini, soyunu, geleneklerini unutmayan ender kişilerdendir.<br />
<strong><font color="#333333">Kazangap</font></strong>: Romanın reel zamanında ölmüştür. Yedigey&#8217;in yıllarca birlikte çalıştığı, olgun, saygılı, erdemli arka­daşıdır.<br />
<strong><font color="#333333">Adîlbay</font></strong>: Yedigey&#8217;in birlikte çalıştığı arkadaşlarından biridir. Huzurlu bir evi olan iyi niyetli bir kişidir.<br />
<strong><font color="#333333">Sabitcan</font></strong>: Kazangap&#8217;ın oğludur. Küçük yaşlardan itiba­ren Sovyet yatılı okullarında okumuş, değerlere inanmayan, menfaatperest, acımasız, &#8220;mankurt&#8221; bir kişidir. Kendisini dev­letin üst düzey yöneticilerinden biri gibi gösteren, hayırsız bir evlattır.<br />
<strong><font color="#333333">Ayzade</font></strong>: Kazangap&#8217;ın kızıdır. Sarhoş kocasından sürekli dayak yer.<br />
<strong><font color="#333333">Ukubala</font></strong>: Yedigey&#8217;in sadık ve her derdi onunla payla­şan karışıdır.
</p>
<p align="justify"><a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/gun-olur-asra-bedel/"><strong><font color="#333333">Gün Olur Asra Bedel Özeti</font></strong></a></p>
<p align="justify">Gece yarısıdır. Tren istasyonunda görevli olan Yedigey, karısının kendisine doğru yaklaştığını görür. Kötü bir haber getirdiğini anlar. Karısı Ukubala, Kazangap&#8217;ın evinde vefat et­tiğini, şimdi de yalnız olduğunu söyler. Yedigey, hemen şefe haber vermesini ve yerine birini göndermesini ister karısın­dan. Karısına tüm haneleri uyandırmasını da tembih eder. Bir süre sonra Uzun Adilbay görevi devralmak için gelir. Ye­digey, hanelere doğru yola alırken Sarı Özek adı verilen uzay üssünün bulunduğu yerden ateş hortumu gibi bir şeyin yükseldiğini görür. Kozmonotlar hakkında çok şey duymuş­tur; ama yine de boş bulunarak şaşırır. Bu uzay gemisi Oari-te&#8217;de oluşan olağanüstü bir durumdan dolayı gizlice gönde­rilmiştir. Konvansiyon uzay gemisi, Amerika ile Rusya&#8217;nın or­tak projesinin ürünüdür. Parite uzay istasyonu kenetlenmeye hazır uzay gemilerine cevap vermemektedir.<br />
Sekiz küçük haneden oluşan Boranlı köyünde uzun yıl­lardan beri İlk kez biri ölmektedir. Ölünün nereye gömülece­ğine bir türlü karar verilemez. Yedigey, Kazangap&#8217;ın kutsal Ana Beyit mezarlığına gömülmesi gerektiğini söyler. Vasiyeti bu doğrultudadır. Başta Kazangap&#8217;ın oğlu Sabitcan herkes buna karşı çıkar. 30 km uzaklıkta olan bu yere götürmenin gereksiz olduğunu söylerler. Sabitcan, acele işinin olduğunu, o kadar vaktinin olmadığını diyecek kadar ruhsuzdur. Yedi-gey, çok sinirlenir ve isterse gömme töreninde bulunmayabi­leceğini, kendisinin arkadaşı Kazangap&#8217;ın son yolcuğunda Çi­zerine düşeni yapacağını anlatır. Bu tartışmadan sonra Ka­zangap&#8217;ın vasiyetinin yerine getirilmesine karar verilir. Bu a-rada, Sabitcan gibi şehir dışından gelen Kazangap&#8217;ın kızı Ay-zade abisine bağırır ve zahmet edip de karısının gelmemesi­ne kızar, Sonra sohbet koyulaşır. Sabitcan içip gülerek yeni fırlatılan uzay gemisi hakkında çok biliyormuş gibi bir şeyler anlatır. Yedigey, bir evladın babası daha gömülmeden bu ka­dar neşeli olabileceğine inanamaz.<br />
Bütün bunlar olup biterken, Parite&#8217;de ilginç şeyler ol­maktadır. Konvansiyon uzay gemisi, bütün dünya ile ilişkisi­ni kesmiştir. X gezegeninde araştırma yapacak olan bu gemi Amerika ve Rusya için çok önemlidir. Bir başka uzay gemisi gönderilir bu gemiye ulaşmak için. Fakat gemide kimse yok­tur. Yalnızca bir mektup bırakılmıştır. Mektup, iki kozmonota aittir. Bu iki kozmonot bazı uzaylılarla irtibata geçmiştir. Or­man Göğsü isimli bir gezegene mensup olan bu uzaylılar on­ları gezegenlerine davet etmiştir. Dünya dışı bir uygarlığı me­rak eden kozmonotlar görevlerini bırakarak bu gezegene u-zayhlann yardımı ile gitmeye karar vermişlerdir. Yöneticileri­ne de iç savaş ve dünyadaki gereksiz kavgaların son bulma­sını tavsiye etmektedirler. Kozmonotlar, son olarak gittikleri gezegenden onlarla bağlantıya geçip gördüklerini anlatacak­larını söylemektedir. Bu olağan dışı gelişme üzerine Amerika ve Rusya yetkilileri gizli görüşmelere başlarlar.<br />
Yedigey, köyde ölü yıkamayı âdet ve dine göre tek bilen kişi olduğundan sabah erkenden kalkar ve arkadaşını yıkayıp kefenler. Adilbay&#8217;a da işi öğretmeye çalışır. Çünkü kendisi öl­düğünde onu yıkayacak, duasını yapacak kimse yoktur. Bu işlemleri yaparken bir yandan dua etmekte, bir yandan bütün hayatı gözlerinin önünden geçip gitmektedir. Savaştan ayrılışı, eşi ile bu köye gelişi, Kazangap&#8217;la dostlukları bir bir hatırına gelir. Daha sonra Kazangap&#8217;ın naaşı bir keçeye sarılarak traktöre konur. Yola çıkılır. Fakat onları mezarlıkta Sarı Özek üssü ile ilgili olağanüstü bir olay beklemektedir.<br />
Uzayda bilinmeyen bir gezegende olan iki kozmonottan tekrar mesaj gelir. Orman Göğsü gezegeni hakkında bilgi ve­rilmektedir. Başka bir güneş sisteminde bulunan bu gezegen­de insanlar koyu tenlidir. Manzaranın çok güzel olduğu, yeşil­lerle kaplı bir yerdir. Şehircilik doğaya uygun olarak gerçek­leştirilmiştir, insanlar 200 yaşına kadar yaşayabiliyormuş bu­rada. İklimi denetleyebiliyorlarmış. Savaş ve kavgaya asla yer yokmuş bu gezegende. Işık hızındaki aygıtları ile rahatlıkla dünyaya gelebilirlermiş bu insanlar. Fakat, dünyalıların rızası doğrultusunda gelip burayı tanımak istiyorlarmış. Kozmonot­lar, uzaylıların dünyaya gelmek için izin rica ettiklerini iletirler. Bunun üzerine yetkililer bir toplantı gerçekleştirir. Toplantı so­nunda karar verilene kadar kozmonotların hiçbir harekette bulunmamaları kararlaştırılır.<br />
Yedigey ve diğerlerinin Ana Beyit&#8217;e iki saatlik yolları kalmıştır. Yedigey, Ana Beyit efsanesini hatırlar. Eskiden bu topraklara Juan Juanlar denilen çok vahşi ve gaddar bir mil­let sahip olmuştur. Bunlar ele geçirdikleri esirlere çok büyük bir işkence yapmaktadır. Ele geçirdikleri esirlerin saçlarını ke­serek üzerine deve derisi yapıştırırlarmış. Esirlerin saçları uzadıkça deriden dolayı beyne doğru yönelir. Bu hâlde olan­ların büyük kısmı beyni delinecek şekilde acılar çekerek ölür. Kalanları ise beyni tamamiyle saçla dolduğundan tüm geçmi­şini unutur. Bir hayvan gibi sadece yer, içer ve sahibinin emirlerini yerine getirirmiş. Bu tip insanlara &#8220;mankurt&#8221; denil-mekteymiş. Buralarda Nayman Ana isimli bir kadının çocuğu bir savaş sonrasında bir daha bulunamamış. Nayman Ana, oğlunun ölüsü olmadığı için ondan umudunu hiç kesmemiş.</p>
<p align="justify">Bir gün, civardan bazı kişiler oğluna benzer birinin güneşin altında koyun güttüğünü söylemiş. Adamlar kafasındaki de­ve derisini görünce onun mankurt olduğunu anlamışlar. Acılı ana, oğluna kavuşmak için hemen yola koyulmuş. Oğlunu görünce ona sarılmış. Fakat oğlan ona boş gözlerle bakmış ve onu tanımadığını söylemiş. Kadın ne kadar dil dökse de ço­cuk boş gözlerle bakmaya devam etmiş. Sahibi olan Juan Ju-an gelmiş ve esirine bir silah vererek annesini öldürmesini is­temiş. Çocuk, bir mankurt olduğundan hiç düşünmeden an­nesine ateş etmiş, kadın oracıkta ölmüş. Ana Beyit bu kadı­nın mezarı imiş. Yedigey, çok duygulanarak bu efsane ile es­ki günlerinin acı tatlı anılarını da hatırlar. Arkadaşı öğretmen Abutalip&#8217;i ve suçsuz yere tutuklanıp, ölüşünü hatırlar. Bu ara­da, uzay istayonundaki gelişmeden yetkililerin dışında dün­yada kimsenin haberi yoktur.<br />
Uzay istasyonunda uzun süren toplantılar sonunda dün­yada uzaylılara yer olmadığı kararı çıkmıştır. Dünya kendin­den daha barışçı bir uygarlıkla tanışmak istememekte, koz­monotlar da istenmeyen kişiler ilan edilmektedir.<br />
Yedigey ve yanındakiler nihayet mezarlığın olduğu yere ulaşırlar. Fakat her yer çelik telle çevrilmiştir. Silahlı bir asker de nöbet tutmaktadır. Buranın artık yasak bölge olduğunu, kimsenin girmeyeceğini söyler onlara. Ne yapsalar anlata­mazlar. Yedigey tek isteklerinin Kazangap&#8217;ı gömmek olduğu­nu anlatsa da karşısındaki yetkililer onu dinlemez bile. Ya­kında Ana Beyit mezarlığının üzerinde de bir şehir kurula­cağını söylerler. Sabitcan, boşuna geldiklerini söyleyerek ba­ğırmaya başlar. Yedigey, ölünün geri götürülmesinin uygun, olmayacağını anlatarak tellerin hemen yanı başına Kazanı gap&#8217;ı gömer. Kendisinin de buraya gömülmesini vasiyet eder. Birkaç gün sonra, Yedigey tekrar bu yere gelir. Amacı yetkili­lerle konuşarak Ana Beyit mezarlığının onlar için önemini an­latmaktır. Fakat yanı başından ateşler saçan bir roket uzaya fırlatılır. Ne kadar kaçsa da ateş parçacıklarından kurtulamaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/gun-olur-asra-bedel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beyaz Gemi</title>
		<link>http://www.edebiyatsayfasi.com/beyaz-gemi/</link>
		<comments>http://www.edebiyatsayfasi.com/beyaz-gemi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jun 2008 01:23:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Temel Eser Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[100 Temel Eser]]></category>
		<category><![CDATA[Lise Yüz Temel Eser]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatsayfasi.com/beyaz-gemi/</guid>
		<description><![CDATA[Eser Hakkında:  1991&#8242;de yayımlanan Cengiz Aytmatov&#8216;un Beyaz Gemi adlı romanı, soğuk savaş zamanında kaybolan nice adsız erkeklerden birinin dramını anlatmaktadır. Geleneğinden ve ailelerinden koparılmış nesilleri temsil eden adsız oğlanın trajedisini anlatan bir eserdir. Beyaz Gemi Kahramanları (Kişileri): Çocuk: Millî değerlerinden ve özünden uzaklaştırılmış, masum çocukları simgelemektedir. Romanda adı söylenmez, sekiz yaşında, anne ve babası tarafından terk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><strong><font color="#333333">Eser Hakkında: </font></strong></p>
<p align="justify">1991&#8242;de yayımlanan <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/cengiz-aytmatov/"><font color="#333333">Cengiz Aytmatov</font></a>&#8216;un <a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/beyaz-gemi/"><font color="#333333">Beyaz Gemi</font></a> adlı romanı, soğuk savaş zamanında kaybolan nice adsız erkeklerden birinin dramını anlatmaktadır. Geleneğinden ve ailelerinden koparılmış nesilleri temsil eden adsız oğlanın trajedisini anlatan bir eserdir.</p>
<p align="justify"><a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/beyaz-gemi/"><font color="#333333"><strong>Beyaz Gemi Kahramanları (Kişileri)</strong></font></a><strong><font color="#333333">:</font></strong></p>
<p align="justify">
<strong><font color="#333333">Çocuk</font></strong>: Millî değerlerinden ve özünden uzaklaştırılmış, masum çocukları simgelemektedir. Romanda adı söylenmez, sekiz yaşında, anne ve babası tarafından terk edilmiş, dedesiyle yaşayan hayalperest bir çocuk olarak anlatılır.<br />
<strong><font color="#333333">Mümin Dede</font></strong>: Çevresinde &#8216;Hamarat Mümin, olarak ta­nınır. Romanın kahramanı olan çocuğun dedesidir. Aşırı de­recede yardımsever, iyi yürekli, sabırlı, yumuşak, minyon tip­li yaşlıca bir adamdır.<br />
<strong><font color="#333333">Orazkul</font></strong>: Çirkin, kaba saba, menfaatperest, içkiye aşırı derecede düşkün, aşırı derecede kötü bir insandır. Mümin&#8217;in kızı Bekey ile evlidir. Çocukları olmadığı için her şeye lanet eder ve kısır karısını her gün döver.<br />
<strong><font color="#333333">Bekey Hala</font></strong>: Orozkul&#8217;un karısı ve Mümin Dede&#8217;nin kızıdır. Çocuğu olmadığı için sarhoş kocasından hep dayak yer. Bu yüzden çatık kaşlı, asık suratlı ve sinirli bir yapısı vardır.<br />
<strong><font color="#333333">Seydahmet</font></strong>: Orman koruyucularından üçüncüsüdür. (Diğer ikisi Orozkul ve Mümin Dede.) Tembel, neşeli, ruhsuz, sıradan bîr insandır.<br />
<strong><font color="#333333">Gül cemal</font></strong>: Seydahmet&#8217;in karışıdır.<br />
<strong><font color="#333333">Nine</font></strong>: Mümin Dede&#8217;nin sonradan evlendiği, ikinci karı­şıdır. Tersi yüzü belli olmayan, otoriter, bazen neşeli bazen si­nirli olan, maddiyata bağlı bir kadındır.<br />
<strong><font color="#333333">Kulubeg</font></strong>: Maral Ana&#8217;nın soyundan geldiği bilincinde olan kamyoncu. Çocuğun rüyalarındaki beklenen kahraman. Orazkul&#8217;dan intikam alacak kişi. Her ne kadar Maral Ana&#8217;yı kurtarmak için yetişememişse de yazar tarafından bir gün geleceği söylenerek sembolleştirilip kahramanlaştırılan yeni nesil, gençlik ve kahramanlığın karakteri.
</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><a href="http://www.edebiyatsayfasi.com/beyaz-gemi/"><font color="#333333"><strong>Beyaz Gemi Özeti</strong></font></a></p>
<p align="justify">
San Taş vadisinde yalnız üç aile oturmaktadır. Orman koruyucuların amiri Orozkul ve karısı Bekey&#8217;in, Bekey&#8217;in ba­bası Mümin&#8217;in ve Seydahmet&#8217;in evinden başka yakınlarda bir ev bulunmamaktadır. Bu üç evin tek oğlan çocuğu da Mü­min&#8217;in torunudur.<br />
Sıcak bir yaz günü, bu kimsesiz yere bir kaptıkaçtı gelir. Her türlü zerzavat satan bu adamı görünce Bekey Teyze, Ni­ne ve Gülcemal hemen heyecanla eşyalara bakmaya başlar­lar. Alacaklarmış gibi her şeyi karıştırırlar. Daha sonra hepsi de teker teker paralarının olmadığını söyleyerek bir şey alma­dan evlerine dönerler. Kaptıkaçtı sinirlenir. Yalnız çocukla ko­nuşur ve ona şeker verir. O sırada, Mümin Dede gelir. Cebin­deki uzun zamandır buruşmuş duran parayı torununa çanta almak İçin kullanır. Çocuk, buna çok sevinir. Çok sevdiği de­desi, ona okula gitmesi için çanta almıştır. Çocuk, çantasını Bekey Hala&#8217;sına, Gülcemal&#8217;e, ninesine gösterir. Hepsine artık okula gideceğini söyler. Mutluluktan havalarda uçmaktadır. Artık dedesinin ona önceden hediye ettiği dürbün kadar sev­diği bir de çantası olmuştur.<br />
Çocuk, arkadaşı ve kardeşi hiç olmadığından dürbünü ile konuşmakta, onunla hayallerini paylaşmaktadır. Şimdi de üç kişi olduklarını düşünür. Dürbünü, çantası ve kendisi. On­larla birlikte Işık Göl&#8217;e gider. Oradan dürbünle uzaklara bak­makta, akşama doğru gelen beyaz gemiyi dürbünüyle seyret­mektedir. Beyaz gemi görünmeden önce yine çok uzaklarda olan okuluna bakar. Oraya gideceği günün hayalini kurar. Bu arada danayı gözden kaçırdığı için bağıran ninesinin sesini duyarak korkar. Ninesini unutarak uzaktan gelen beyaz gemiye dalar. Büyük bir hayranlık içinde, beyaz köpükler içinde giden gemiyi seyreder. Bir balık olup gemiye ulaşma isteği duyar içinde. Belki beyaz geminin içinde dedesinden gemici olduğunu öğrendiği babası vardır. Dedesi, babasının gemiler­de çalıştığını, yeniden evlendiğini, karısı ve çocuklarının her gün onu limanda beklediğini anlatmıştır ona. O da balık olup denizde yüzerek beyaz gemiye ulaşma hayali kurar, gemiye &#8220;Seni dürbünle izleyen çocuk benim.&#8221; dedikten sonra baba­sına oğlu olduğunu söylemeyi hayal eder. Babasına ona de­desinin anlattığı her şeyden, yaşadığı ortamdan bahsetmeyi çok arzulamaktadır. Orozkul&#8217;un halasını her gün dövdüğün­den, dedesinin bu yüzden kan ağladığından, her geçen gün çöktüğünden bahsetmeyi istemektedir. Fakat sonunda, ba­basını sahilde bekleyen yeni ailesini düşünür, onu aralarına alıp almama konusuna gelince hayaline son verir. Gemi git­tikçe küçülünce, çocuk, dürbün ve çantasını yanına alarak eve gider. Avluların ıssızlığından Orozkul&#8217;un yine halasını dövdüğünü anlar. Akşam olunca, yatacağı zaman çocuk, çantasını nereye koyacağına bir türlü karar veremez. En so­nunda baş ucuna koyar. Yatmadan dedesinin ona anlattığı masalı dinlemek ister. Fakat dedesi ona anlatacak durumda değildir. Masalı kendi kendine düşünür.<br />
Çok eski bir zamanda bir gölün kenarında bir Kırgız oy­mağı yaşarmış. Adı Yenisey olan bu yere halkı &#8220;Enesay&#8221; der­miş. Enesay&#8217;ın çevresinde çok çeşitli uluslar varmış, bunlar sürekli savaşır, hiç insan kalmayana kadar birbirlerini öldü-rürlermiş. Bir gün, ormanda bir kuş türemiş. &#8220;Başınıza bir fe­laket gelecek.&#8221; diye ötermiş bu kuş. Bela gecikmemiş.<br />
Kırgız ulusu, yaşlı başbuğlarını gömme hazırlıklarına baş­lamış. Hakanı gömme töreni sırasında bir düşman ordusu onları hazırlıksız yakalayarak, bir tek insan kalmayana kadar öldürmüş. Yalnız ormanda bir küçük kız ve erkek çocuğu o-lanlardan habersiz meydana geldiklerinde tüm yakınlarının öldürüldüğünü görerek ağlamaya başlamışlar. Bir süre sonra, yavruları yeni ölmüş bir geyik ana onları yanına alarak çok uzak bir memlekete, Işık Göl civarına götürmüş. Onları her türlü zorluktan korumuş. Kız ve erkek büyüyünce evlenmiş­ler. Boynuzlu Maral Ana&#8217;nın yardımlarıyla Kırgız ulusunun soyu bu iki kişiden meydana gelmiş. Çok mutlu bir yaşamları olmuş; ta ki geyikleri öldürmeye başlayana kadar. Geyik tica­retine başlayan Kırgız soyu Maral Ana&#8217;nın küsüp, sonsuza ka­dar onları terk etmesine neden olmuş.<br />
Dağlara yeniden sonbahar gelmiştir. Orozkul önde, Mü­min arkada bir kütüğü dağlardan indirmeye çalışmaktadırlar. Orozkul, ormanı korumakla görevli olduğu hâlde karşılığını alarak ormandan ağaç kesilmesine izin vermektedir. Orozkul, sinirini Mümin&#8217;den çıkararak kütüğü indirmeye çalışmaktadır. Fakat kütük hareket etmemektedir. Kütüğün ırmaktan geçiri­lip alıcı kamyona ulaştırılması gerekmektedir. Tomruk çok ağırdır. Kütüğü zavallı at beraberinde Orozkul&#8217;u da sürükle­yerek düşürür. Artık olanlara katlanamayan Mümin Dede, to­rununun okuldan alınma zamanı geldiğini söyleyerek ilk de­fa Orozkul&#8217;a baş kaldırır ve onu oracıkta yalnız bırakır. Mü­min torununun onu beklemesine gönlü razı olmadığı için so­nuçlarına katlanarak ilk kez patronu ve damadı olan Oroz-kul&#8217;a isyan eder. Eve gittiğinde Orozkul&#8217;un kimsenin dokun­maya bile cür&#8217;et edemediği atına binerek, torununu almaya gider. Okula giderken yolda öğretmeninin torununu getirdiği­ni görür. Çocuk, ağlamaktan gözleri şişmiş bir hâldedir. Yol­da dede, torununun gönlünü almaya çalışır. Ona geyiklerin tekrar ormana geldiğini, belki Maral Ananın da içlerinde ol­duğunu anlatır.<br />
Orozkul, eve vardığında içi intikam hisleri ile doludur. Sev­gili atını da yerinde bulamayınca çılgına döner ve karısı Bekey&#8217;i evden kovar, artık &#8220;Karım değilsin.&#8221; der. Bekey de Sey-dahmetlere sığınır.<br />
Mümin, eve geldiğinde yemek yerlerken nine asık suratla hiç ses çıkarmamaktadır. Çocuk kötü bir şeyler döndüğünü anlar. Nine, Mümin&#8217;e Orozkul&#8217;un gönlünü almasını söyler, aksi takdirde işsiz ve aç kalacaklardır. Orozkul, Mümin&#8217;i ahır­da görünce onu kovduğunu haykırır. Çocuğun biraz ateşi çık­mıştır. Pencereden geyikleri görür ve dedesinin başına gelen­leri biraz unutur gibi olur ve sevinir. Yatağında hasta hasta otururken dedesi, &#8220;Beni al da Orozkul&#8217;a bir çocuk ver.&#8221; diye ağlamaktadır.<br />
Ev karmakarışıkken Seydahmet bir kamyonla döner. Erte­si gün akşam evlerine kış günü uzun zamandır ilk defa birileri gelir. Arca vadisinden kuru ot getirmeye giden sürücülerdir bunlar. Kamyonları çalışmadığı için onlara sığınmışlardır. Ak­şam güzel bir sohbet oluşur. İçlerinden adı Kulubeg olan gence çocuk çok ısınır. Kulubeg ona âdeta bir baba şefkati gösterir. Aralarında kısa sürede bir sevgi oluşur. Çocuk, onların konuş­malarını Kulubeg&#8217;in kucağında dinlerken uyuyakahr.<br />
Sabah olduğunda Mümin misafirleri doyurmak için erken­den kalkar, torununu da yanına alır ve bir tokluyu keserek pi­şirirler. Yemekler yendikten sonra, sürücüler yola çıkınca çocuk buruk bir hüzün içinde kalakalır. Bu arada, misafirlerin olması bir nebze Orozkul&#8217;u yatıştırmıştır. Dedesinin hâline üzülen ço­cuk, aşırı derecede hastalanır, ateşi çıkar. Ninesi, her şeyin onun yüzünden olduğunu söyleyerek kaynar sütü zorla içirir.<br />
Ertesi gün, Orozkul, Seydahmet ve Koketay adında bir köylü ırmağa takılıp kalan kütüğü çıkarmaya çalışırlar. Mü­min kendini affettirmek için Orozkul&#8217;un peşinde dolanmakta­dır. Orozkul, Mümin&#8217;i dize getirdiği için çok mutludur. Bir süre sonra, geyikleri görürler. Bağırmaya başlarlar. Öldürüp kilo­larca ete kavuşmak hırsıyla yanıp tutuşurlar. Mümin, yalvarır onlara. Geyik avının yasak olduğunu, ayrıca onların kutsal olduğunu söyler. Fakat Orozkul, geyikleri avlamadıkları tak­dirde işten atacağını anlatarak tehdit eder. Mümin, bütün de­ğerlerine, inançlarına rağmen geyiği öldürmek zorunda kalır.</p>
<p align="justify">Çocuk, midesi bulanık bir hâlde uyanır. Dışardan çok ses gelmektedir. Dedesini arar. Fakat garip bir şeyler olmaktadır. Kazanların içinde kilolarca et görür. Dedesi de körkütük sar­hoştur. Onu ilk kez sarhoş görür. O şefkatli dedesinin yanına gittiğinde dedesi: &#8220;Git başımdan!1&#8242; der. Çocuk, samanlığın di­binde geyik ananın kan içinde kesilmiş kafasını görünce eli ayağı buz gibi olur. Midesi bulanır, bütün inançları sarsılır. Ço­cuk, odasında yalnız başına ağlamaya başlar. Odadan dışarı çıkmamaya karar verir. Fakat dedesini görür aniden. Dedesi kesilmiş geyiğin kafasının yanına uzanmış, hiç hareket etme­mekte, duruşu aynı ölü geyiğe benzemektedir. Çocuk korkar ve uzaklaşır oradan.<br />
Çocuk hayallerindeki gibi balık olmak için ırmağa doğru yürür ve suya kendini bırakır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatsayfasi.com/beyaz-gemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

